TATİL VE BİRAZ CİDDİYET


27 Ağustos 2007 Pazartesi 00:00
TATİL VE BİRAZ CİDDİYET 
      Çok sık olmasa da yılın yorgunluğunu üzerimden atmak için beş-on gün tatile çıkmayı temel bir ihtiyaç olarak görüyorum.Bu vesile ile birkaç günlüğüne hava almaya çıktım!İmkan ve olanakları olan herkese de tavsiye ediyorum.Tabi tatil denince aklımıza deniz,kum,güneş,eğlence gelir.Birde tip tip,çeşit çeşit insanlar…
      Aslında hayatın bir parçasıdır tatil.Niçin tatil yaparsanız yapın ama,mutlaka tatil için kendinize zaman ayırın ve içinize sindire sindire tatilinizi yapın.Faydasını mutlaka göreceksiniz.Çünkü dinlenmek,eğlenmek,gezip-görmek en az ekmek su kadar ihtiyaçtır.(Eh, bu arada biraz paranız gider tabi)
      Bu yıl Ayvalık’ta bulunan İçişleri Bakanlığına bağlı dinlenme tesislerine yazıldım.(Memurun en lüks tercihidir bu tesis) On günlük kamp süresince yarı resmi bir tatil geçirdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.Zaten iki-üç haftadır yazamadım,bari bu hafta tatilimi sizinle paylaşayım dedim.
      Yaklaşık 1600 km yol kat ettim.Ayvalık Sarımsaklı beldesindeki kampa ulaşmak için.Bir-iki yere sorduktan sonra nihayet  yerimize ulaşmıştık.Denizin kenarına kurulmuş bir şehir,sanki denizin içinde.Ağır ve kasvetli binaları,düzenli tanzim edilen bahçesi ve girişteki resmi kıyafetli görevlilerinden anlaşıldı ki bizde ciddi bir yerdeyiz artık!
     Girişimizi yaptık,bize ayrılan binaya yerleştik.Zaten vakit akşam olmuştu.Sakin geçirdik akşamı.Sabah kahvaltı faslı,yemekhanede çok ciddi bir tertip ve düzen.Yine aynı derecede çok ciddi yüzler!Birde Bakanlık personeli olmadığı anlaşılan tek tük cıvıl cıvıl gençler.(Onlarda olmasa huzur evinde olduğumu zannedecektim)
     Kahvaltıdan sonra deniz,sonra öğlen yemeği,yemekten sonra yine deniz.Akşam yemeğinden sonra ya gece pazarını turlarsın veya huzurevi sakinleri gibi doooğru yatağa!Kamp süremiz aşağı yukarı bu şekilde devam etti.
     Neyse ki arada bazı geziler tertip edildi de çevrede bir takım güzellikleri gördük.Tabi bu tatilin resmi ayağı idi.Ancak,mutlaka Ayvalık’ı gezip görmek gerekir.Herkese tavsiye ediyorum.Ağustos sıcağında sanki sonbaharı yaşıyorsunuz,hem havası serin,hem de denizi buz gibi.Hiç terlemedim.Çoğu zaman denize giremiyorsunuz bile.
     Kamp dışı da o kadar cıvıl cıvıl ki,geceleri iğne atsanız yere düşmez misali her taraf insan kaynıyor.Bir de mirasyedi zengin sosyetelerin kucaklarından düşürmedikleri fino köpekleri!Her çeşit insanı görmek mümkün.Sanki yabancı bir şehirdesiniz.Rum’undan,Rus’undan,İngiliz’inden geçilmiyor.Kadınlı erkekli izbandot gibi insanlar kendi dillerini konuşuyor ve yetişmiş oldukları hayat tarzlarını hoyratça yaşıyorlardı!Eşim gibi tek tük baş örtülüsüne de rastlıyorduk tabi.Demokrasilerde herkesin biri birine hoş görü ile bakması lazım değil mi?Sevmeyebilirsin ancak,özgür yaşam felsefesinde saygıda zorunluluk vardır.Aksi taktirde tahammülsüzlük şiddet ve terörü meydana getirir.
     Madem herkes istediği gibi yaşıyor; kimse kimsenin giyimine,yaşam tarzına ve hatta en uç ahlaksızlığına karışmıyor.Bazılarının “Türkiye elden gidiyor” korku ve kaygısına anlam veremiyorum.Kimse kusura bakmasın Türkiye de herkes her istediğini rahatlıkla yapmaktadır! İsteyen meyhaneye,isteyen kiliseye,isteyen camiye,isteyen…Gidin Ayvalık’ta bunu daha rahat görürsünüz.Belki Ayvalık diğer yerlere göre en masum şehirdir.Yine de en güzel şey özgür yaşamaktır!Birlikte yaşamaktan hiçbir zaman korkmamalıyız.İçinde korku üreten insan özgür olamaz.
     Yaklaşık beş yüz kişinin bulunduğu kampta eşim dahil üç veya dört türbanlı hanıma rastladım.(baş örtüsü türban olmuş,moda deyimi ile )Gerisi gayet istediği şekilde giyinen insanlardı.Saygı duyarım.Yani anlayacağınız dört yüz doksan altı kişi o üç-dört başörtülüden korkmamalı,çekinmemeli ve öcü gibi görmemelidir diye düşünüyorum.Herkesin inancı kendisine…
     Tamam,tamam anladım!Şimdi diyeceksiniz ki ne oldu?Evet,tatili anlatacaktım.Ama bu da tatilin bir parçasıydı.Çünkü bakış vardır her şeyi anlatır!
     Denize gidiyorum.Suyu buz gibi berrak ve temiz.Girme de yanında yat (!) Fazla yüzme bilmiyorum.Girip çıkıyorum işte.Daha sonra,altın renginde sanki elenmiş gibi tertemiz kumsalda güneşleniyorum.Gölgeliklerin altında bol bol kitap okuyorum.(Tatil boyunca kitap okumaktan başka bir şey yapmadım zaten) Kumsalın her tarafı insan dolu.
     Bakanlığa ait yerin kumsalını kimse kullanamıyor.Yasağ bölge kardeşim(!)Bakıyorsunuz iki-üç kişi koyu sohbete dalmış,kritik yapıyorlar.Konu:Cumhurbaşkanlığı seçimi.Kitap okurken zuladan yüzünü gördüğüm ve her haliyle yüksek bürokrat olduğu anlaşılan zat yanındakine şiddet ve öfkeyle dert yanıyor. “Bunlar Türkiye ile oynuyorlar,Cumhuriyetin temeli ile oynuyorlar” Alla,Alla herkes cıbıldak cıbıldak denize giriyor,keyif çatıyor.Sen muhterem zatın korkusuna bak!Yav,Türkiye’mize hiçbir şey olmaz,her kes istediği şekilde yaşıyor ve yaşayacak.Kimsenin korkusu olmasın.Anlamadım bu korku niye?!Tabi ki sadece istemeyerek kulak misafiri olmuştum                  bu konuşmaya.
     Anladım,  “yine tatilin dışına çıktın,sağa sola kaydın” diyorsunuz. Düzeltiyorum ama, inanmayacaksınız.Bu da tatilin bir parçasıydı.Evet,kitap okumaya devam ediyorum.Bedeninin ağırlığı kadar başının üstüne koyduğu simit tepsisini gezdiren çocuk “Geldiii,gevrek geldi,boyrun efendim” diyince dikkatimi çekti.Her halinden bizim kara çocuklar olduğu belli olan bu satıcılar da olmasa memlekette fakir yok zannederdim.Bir bayan çocuğu yanına çağırıyor “Nerelisin” Çocuk: “Mardinliyim abla” diyor. Marmarisli olacak değil ya,doğduğu değil,doyduğu topraklara kaçmış!Midye,mısır,simit,balık,meyve satan bütün çocuklar bizim “Kara çocuklar”
     Kampta gezi turu düzenlendi. “Şeytan Sofrası”na gidilecekti.Kaldığımız yere 5-6 km uzaklıkta.Merak ettim,nedir şeytan sofrası ?Adı gibi sofra mı  kuruyorlar,yemek mi verecekler,yoksa başka bir icraat mı?Bilgisi,kültürü yok denmesin diye sormadım nedir,necidir bu şeytan sofrası.Sonra anladım ki oradan güneşin batımını seyrediyorlarmış.
     Ama,iyi ki de gitmişiz.Çok muhteşem;alabildiğince yüksek bir yer,doğa harikası.Tüm bölge sanki ayağının altında.Her taraf çam ağaçları ile yeşil bir örtü görünümünde.Renklerin deniz üzerinde dans ettiği masmavi yılan kıvrımında temiz,dingin,berrak bir deniz ve koylar.Ve deniz ile ormanın birlikte ürettiği bol oksijen.İçime sindirerek çektiğim oksijenle bu tabiat güzelliğini hayranlıkla seyrettim.
     Kıyamet gibi insan toplanmış buraya!Güneş batımını bekliyoruz.Artık günün tüm yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışan güneş,son kızıl ışıklarını vuruyor tepelere ve iz düşümü ile denize…
     Kimisi dürbününü kurmuş bekliyor;yanında manitası,birasını yudumlayarak.Kimisi biri birine sarılmış öpüyor,nostaljik takılarak,kimi dilek tutuyor.Kimi bizim gibi iğvan-i zeval bu alemde…
     Yavaş yavaş güneş batıyor.O da ne! Sanki güneşin tam ortasında bir köprü oluşuyor.İnanılmaz bir görüntü,doğa harikası bu olsa gerek!Her taraf kızıllaşıyor ve sonra o parlak cisim binlerce göz önünde dağların ardına düşüyor!...
     Ardından bir alkış tufanı kopuyor;sarılmalar,öpmeler,kutlamalar.Ve akşamın karanlığında evimizin yolunu tutuyoruz.Yolunuz düşerse şeytan sofrasına mutlaka uğramanızı tavsiye ediyorum.
     Her şeye rağmen sağlık,sıhhatiniz ve Ülkemizin güzelliklerini görmek için mutlaka tatil yapın.Bir köyden,bir köye olsa da… 
 

                       Hasan BAYDİLLİ 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık