30 Mart: Kimse Bana Akıl Vermesin


3 Nisan 2014 Perşembe 09:21

Türkiye bir seçimi daha geride bıraktı. Tartışmalarıyla, polemikleriyle, açık oturumlarıyla, kapalı oturumlarıyla, manipülasyonlarıyla, diyaloglarıyla monologlarıyla bir kısım insanın seçimi ölüm kalım mücadelesi olarak telakki etmesiyle-ettirmeye çalışmasıyla- ama en çok da Cumhuriyet tarihinde bir ilk olacak şekilde bir siyasi partinin; yıllarca mücadele ettiği, dışladığı bu kesimle seçimde ittifak yapmasıyla siyasi tarihte yerini alacak bir seçimdi. ‘’Oldu, bitti’’ diye de bakmak gerekir belki yapılan mahalli idareler seçimine. Ama seçimden umduklarını bulamayanlar; ‘’Eyvah halk niye bizi dinlemedi’’ diyen kesimle, Anadolu insanını ‘’bidon kafalı, yobaz, gerici’’ diye yıllardır aşağılayan bir kısım siyasilerin halk tarafından hiç kale alınmadığını görünce aklıma aşağıdaki fabl geldi.

Karganın biri bir ağacın dalında yuva yapar. Ve bir süre sonra da yumurtlar. Ardından da yavru yapmaya başlar. Sonuç; ağacın dalında kurulu bir yuva ve karganın, gözü gibi baktığı minik minik yavruları... Bir süre sonra uyanık bir tilki ağacın altına gelir. İştahlı iştahlı yukarı bakar. Fakat tilki ağaca tırmanamaz. Ama bu durumu karganın bilmemesi gerekmektedir. Olduğu yerden; hiç istifini bozmadan:

-Karga, diye hitap eder, tilki. Yavrularından birini aşağıya bırak. Ben acıktım. Onu yiyeyim. Korkudan tir tir titreyen karga:

-Yok, diye cevap verir. Onları ben ne güçlüklerle büyütüyorum. Tilki:

-Eğer bana yavrularından bir tanesini aşağıya atmazsan, yukarı gelip hepsini birden yiyeceğim. Karga daha da korkar. Zira yavrular henüz uçamamaktadır. Biraz düşündükten sonra, korkunç ihtimali düşünerek; içi kan ağlaya ağlaya yavrularından birini aşağıya bırakır. Tilki minik yavruyu afiyetle yer.

Ne var ki, karga bu hareketiyle başına iş açmıştır. Çünkü tilki ertesi gün yine gelir. Aynı baskı ve tehdit… Karga korkudan başka bir yavrusunu daha aşağı bırakır. Tilki bunu da yer. Bu durum üçüncü gün de tekrarlanır. Karga, kara kara düşünür. Çünkü bu gidişle yavruların tamamını tilkiye yedirecektir.

Tilki bu düşüncelerdeyken, ağacın başka bir dalına bir leylek konur. Leylek, karganın üzgün olduğunu fark eder. Bu durumun sebebini sorar. Karga da başına gelenleri tek tek anlatır. Bunun üzerine leylek, kargaya; tilkinin tehditlerine boyun eğmemesini; tilkinin ağaca tırmanamayacağını söyler ve oradan ayrılır.

Ertesi gün tilki yine gelir. Aynı tehditlerle kargaya bir yavrusunu aşağı bırakmasını söyler. Fakat karga, tilkiye yavrusunu bırakmayacağını, çünkü tilkinin ağaca tırmanamayacağını söyler. Ardından da eski yavrularını bıraktığı için de pişman olduğunu söyler. Bunun üzerine tilki, kargaya bu aklı kendisine kimin verdiğini sorar. Tilki de bu fikri leyleğin kendisine verdiğini söyler.

Tilki bir şey söylemeden orayı terk eder. leyleğin bulunduğu yerin yolunu tutar. Leylek, bir gölün kenarında avlanmaktadır. Usulca yanaşır leyleğe:

-Leylek, rüzgar sağdan eserse nasıl korunursun?

Leylek, kafasını sol yanına çevirerek:

-Böyle korunurum.

-Soldan eserse nasıl korunursun? Leylek, kafasını sağa çevirerek:

-Böyle korunurum.

-Peki, demiş tilki. Rüzgar hem soldan, hem de sağdan eserse nasıl korunursun? Bunun üzerine leylek kafasını iki kanadının içine alarak:

-Böyle korunurum, demiş. Tam da bu anda uyanık tilki, leyleğin üzerine çullanmış, onu boğazından yakalamış ve :

-A benim zeki leyleğim. Sen gidip başkalarına akıl vereceğine, o güzelim aklını kendine saklasan daha iyi olmaz mı? diye sormuş ve leyleği oracıkta boğarak yemiş.

Seçimler bitti. Birileri çarşaf çarşaf listeler yayınladılar seçimden önce. Türkiye toplumuna hangi ilde hangi partiye oy vermeleri gerektiğini söylediler. Kelli felli köşe yazarları köşelerinde bu listeleri yayınladılar. İşin tuhafı ise her ilde farklı farklı siyasi kulvardaki partiler işaret ediliyordu. Kuşkusuz herkesin; gazetecinin de ekonomistin de hukukçunun da siyasi tercihi doğrultusunda propaganda yapması bir haktır. Ama bir kesimin tüm gücüyle hükümeti çökertmek için canhıraşane çalışması; her ilde en yakın rakibini destekleyelim ki, sonuç alalım, diye bir propaganda yürütmesi; her şeyden önce bir korkunun ifadesiydi. Zira korku olmasa; ‘’Biz şu siyasi akımı destekliyoruz’’ veya ‘’desteklemiyoruz’’ türünden bildik propaganda yöntemine başvururlardı. Ama ‘’Şurada şunu, burada öbürünü destekleyelim’’ denmesi; olayı bir ölüm kalım savaşına döndürmekle beraber; desteklemeyin, diye telkinde bulundukları kesimin kazanacağından korktuklarını da net olarak ifade etmekteydi. Korku konusunda ise şu atasözünü hatırlatmakta fayda var: Korku, mezar taşlarını insan yapar. Mezarlığın önünden geçen şahıs o kadar korkuya kapılmış ki; mezar taşlarını ayağa kalkmış insanlar, bu insanları da dirilmiş ölüler olarak görmektedir.

Seçimden önce yapılan telkinlerin, sokak sokak gezip halkı yönlendirmeye, etkilemeye çalışan zihniyetin iki yüzyılı aşkın bir süredir bu ülkenin yerlilerini; elit olmayan Türkleri, Kürtleri, Arapları, İslamcıları, Alevileri, gerçek halkı ‘’Bidon kafalı’’ ‘’göbeğini kaşıyan adam’’ diye nitelendiren, hor gören, insanlara tepeden bakan, insanların kafataslarını cetvelle ölçen zihniyetten ne farkı var?

Sonuçta halk, siyaseti tercih etti. Kendisine akıl veren kesime ise şunu söyledi: Benim aklım bana yeter. Senin aklın varsa o aklını kendine sakla. Bana akıl verme.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık