Cuma Özusan

ANLAMAK HAKKINDA


Cuma Özusan
3 Mart 2012 Cumartesi 00:00


Anlamak kolay bir şey değil. Ancak nice felaketlerden sonra insanlar bazı şeyleri anlıyorlar. İyi ve kötü hakkında, doğru ve yanlış hakkında herkesin bilgileri var fakat bu bir şeye yaramıyor. Bilmek bir şey değiştirmiyor. Anlamak lazım. Etrafta o kadar çok bilen insan var ki, o bilgileri ne kendilerine ne başkalarına yarıyor. Bilgi hamalı olmuşlardır. Daha çok bildikçe yükleri daha ağırlaşıyor, yürekleri daha daralıyor. Daha çok anlasalardı daha çok hafiflerlerdi. İnsanlara ve gerçeğe daha açık olurlardı.         

Bilgileri zihinde yığmak anlamak değildir. Anlamakla yeni bir boyut ve bakış açısı kazanıyor, değişiyor, olaylara ve nesnelere yeni bir şekilde bakmayı öğreniyorsunuz. Bilinç artık geri dönüşümü olmayan bir genişleme ve derinlik kazanıyor. Bir defa doğan anlayış bir daha kaybolmaz. Bilgi ve bilmek kaybolabilir. Bütün çabamız daha iyi anlamak için olmalı. Bir yazarın dediği gibi “Bu dünyada her kesin kendine ait ekip biçeceği küçük bir toprağı vardır. Bütün mesele onu mümkün olduğu kadar derin kazmaktır”.

Biz ne kendimizi ne başkalarını hakkıyla anlıyoruz. Olayların anlamı parmaklarımızın arasından su gibi akıp gidiyor. Yakalayamıyoruz. Öyle oluyor ki başımıza gelen bir hadiseyi belki ancak yıllar sonra bütün derinliği ile anlayabiliyoruz. Nice tecrübelerden sonra biraz bir şeyler anlıyoruz. Bu da ancak hayatımızın ikinci devresinde ömrümüzün sonuna yaklaştığımızda oluyor. Yaşlandıkça duygularımız, düşüncelerimiz daha derine iniyor, kök salıyor. Tam olgunlaştığımız zaman da ömrümüz bitiyor. Bazıları hiçbir şey anlamadan göçüp giderler. Anlamadıktan sonra ha uzun yaşamışsın ha kısa!

Neyi anladığımızı, neyi anlamadığımızı bilmek anlamanın başlangıcıdır. Bir şeyin idrakinden acizlik en yüksek idraktir. “Bir şey biliyorum ki o da hiçbir şey bilmediğimdir” sözü boşuna söylenmemiştir ve zannedildiği kadar basit değildir. En büyük insanlar cehaletini en çok anlayanlardır. İnsanların çoğu bildiğini zannettiği şeyleri esasında bilmiyor ve anlamıyor. Papağanlar gibi tekrar edip duruyorlar. Bunlar yani bir şey bildiğini sananlar, insanların en cahilleridir. Bunları ıslah etmek herkesten daha zordur. Öyleleri vardır ki kafalarını koparsanız bildiklerinden şaşmazlar. Bunlar çok tehlikelidir!

Anlamak yeni bir şey üretmektir. Anlamak doğurmaktır. Anlamak daima yenidir. Bilgiyi bir yerden alıp bir yere nakletmek, tekrarlamak, ezberlemek anlamak değildir. İnsan acı çekmedikçe bir şey öğrenemez. Yeni bilgiler yeni sancılarla gelirler. Acılar ve dertler insanı olgunlaştırır, derinleştirir. Engeller anlamayı zorlar, bize bir şey öğretir. Elini sıcaktan soğuğa koymayan, toraman-toraman yaşayanlar hayatın gerçeklerinden uzaktırlar. Süt çalkanıp sallanmadıkça yağ ile su ayrışmaz. Çamurun dibe çökmesi için beklemek lazımdır. Arı duru bilgi o zaman meydana çıkar. Anladığında ayağını sağlamca bir yere basıyorsun. Yerin yedi katı senin oluyor. Sapla saman birbirinden ayrılıyor.

Anlamak özgürlüktür, kendine ait bir şeyinin olduğunun farkına varmaktır. Tasarruf edebileceğin bir şeyin vardır. Kendi bahçeni kendi açtığın kuyunun suyu ile sularsın. Taşıma su ile değirmen dönmez. Kendi kaynağını bulunca dünyaya meydan okuyabilirsin. Anlamak kendi kendine yetmektir. Anlamak hissetmek ve duymaktır. Anlamak insanı çoğaltır, bir şeyi anladığın zaman onunla beraber olan şeyleri de anlamış olursun. Anlamak görünüşten içeriye girmek, onun içine yerleşmektir. Anlamada şeyler birbiri ile irtibatlıdır, bir bütün teşkil ederler, olduklarından fazla olurlar.

İnsanın anlama yetisi sınırlıdır, elbette insan her şeyi anlayamaz. Fakat yine de anlama yeteneğini son sınırına kadar kullanmalıdır. İnsanın elindeki tek silahı budur. İnsan, yaşantısında olmayan şeyi anlayamaz. Mutlak ve metafizik konuları anlayamaz. Bunlar insan idrakinin dışındadır. Tanrının varlığı bilinir fakat mahiyeti anlaşılamaz. O hiçbir şeye benzemez. Hiçbir şeye benzemeyen anlaşılamaz. Biz ancak yaratılanlar üzerinde düşünerek ona yaklaşabiliriz. Tanrının sikkesi varlıklar üzerinden okunur. Oradaki işaretleri, remizleri ve satırları okumasını bilmek lazımdır.

Müslümanların en büyük yanlışı bilmeyi anlamaya tercih etmeleridir. İslam dünyası asırlardan beri anlamaya ve düşünmeye yüz çevirdi. Dünya çapında ciddi bilim ve düşünce adamlarımız pek yoktur. İslam dünyası bir şey üretemiyor. Düşünce açık olmayınca ne bilim adamı, ne düşünür, ne büyük bir sanatkâr yetişir. Eskinin mirası ile övünmek anlamsızdır. Yaratıcı ve üretici olmadıktan sonra eskiyi tekrarlamanın bizi hiçbir yere götürmeyeceğini artık anlamalıyız.

Anlamak daima bir çabayı gerektiriyor. Kolay anlaşılan şeylerin yararı olmaz. Açık ve suri gerçeklere dayanılarak bir şey yapılamaz. En aptal adamlar dahi onları bilir. Bir dedektif açıkta olan failleri geçerli saymaz. Geride olanın, görünmeyenin peşine düşer. Dostoyevski: “Kolay anlaşılan gerçeklerden şüphe ederim” diyor. Anlayışımızı değiştirmekten ve geliştirmekten daha hayırlı bir şey yoktur. Vesselam.

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık