Ansızın


4 Haziran 2010 Cuma 00:00
                       

     “Bazen, her şeyin bittiğini düşündüğünüz yerde başlar hayat.
       Ve en olmadık çılgınlıklara imza atar yüreğinizin ürkek yanı.”

    
      Kalabalığın ortasında yalnız kalan yüreklerimizdi bizi buluşturan aslında. Dev dalgalara göğüs geren cılız bir yelkenli misali tutunduk umutlarımıza. Yüreğimize o gücü veren, dışarıdan bakınca koca bir dağ edasıyla duruşumuzdu. Gözyaşlarını içine akıtan her yaralı yürek gibi biz de, bir okyanus taşıyorduk bağrımızda. Hırçın suları, deli boranları olan bir okyanus.

       Ruhumuzda ki med cezirlerde saklıydı en hoyrat halimiz. Kimseler bilmezdi nasıl yandığımızı, nasıl durulup nasıl coştuğumuzu. Biz, bir elmanın iki yarısı gibi tamamladık birbirimizi. Yüreklerimiz birlikte gebe kaldı “can” parçasına. Birlikte sancısını çektik en zamansız ayrılıkların ve birlikte yaşadık en matemini yalnızlıkların. Aynı “can”ı taşıdığımızdandı soluk alışımızın bir olması. Birimiz alıp birimiz verirken aynı nefesi, ciğerlerimiz her defasında “can”la dolup taşıyordu.

       Upuzun bayırlarda boy veren bir sevdanın, en deli hallerini yudumladık. Utangaç ve titrek ellerimde yüreğini hissettiğimde anladım, dönüşü olmayan bir yoldaydık artık. Ne sende vardı geriye adım atabilecek bir yürek, ne de bende. Önümüzde, engin mavilikler ardına saklanmış yığınla sevgi sözcüğü ve keşfedilmeyi bekleyen bir mutluluk iklimi vardı. Alabildiğine hızlı yürürken ateşli yollarda, bu aşkın bizi nasıl da yakıp kavuracağını tahmin edemeyecek kadar sarhoştuk. İki deli fişek, iki yorgun yürek, iki çılgın âşıktık. Belki de, en olmaz sancılara gebeydi bundan sonra yaşam. Umursamadık. Hesapsız olmalıydık. Bizim için yaşam “an” lıktı, hep böyle inandık.

        Deli düşlerimiz oldu, katran karası gecenin koynunda gizli saklı yaşanılan. Yarı uykulu yarı uyanık bir halde yasladığında başını göğsüme, bana yaşattığın huzuru sevdim. Bağıra çağıra şarkı söylerken yemyeşil bayırlarda, unuttuğum her dizeyi tamamlayışını sevdim. En şımarık halinle çocuklaşmanı, en âşık halinle koklayışlarını sevdim. Dokunuşunu sevdim, ürkütmeden yaralı ruhumu. Özgürce yürüyüşlerimizi sevdim patika yollarda. Onurunla tutarken ellerimi, bir ömür yüreğini taşımaya hazır bir halde sevdim seni. Gözlerindeki ışıltıyı sevdim ve her an dünyaya meydan okuyabilecek güce sahip duruşunu. Seni sevdim, senin de beni sevdiğin gibi.

         Aşkı özlemin büyüttüğüne inandık, gurbeti yaşayan her âşık gibi. Sineye çekerek en koyu yalnızlıkları, yola koyul şimdi!
       
       Yar;

      Vakit, vuslata fasıla verme, özlemle geçireceğimiz günlere başlama vaktidir şimdi. Yaralı göğsüne sar ürkek yalnızlığımı. Bir ömür taşı bağrında “sızı” diye. Aşk, mademki acının adıdır; müebbet acıya talibim ıssız yüreğinde. Ne olur ellerimi hep taşı ellerinde!

       

        

             


.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık