AŞKIN ZORLUĞU...- 1 -


1 Ocak 2009 Perşembe 00:00
Yaz’ın dam loğlanır mı oğlum!.. İn aşağı bizi rezil edeceksin’... Annem endişeliydi, yazın sıcağında evimizin damına çıkmış dam’ı loğluyordum, dam loğlaması; Yağış aylarında, yağış sonrasında yumuşayan toprağın suyu içeri vermemesi –damlatmaması- için silindir şeklindeki tek parça taşla yapılan toprak sıkıştırma işlemi idi… Ama ben, yaz’ın o kırk dereceyi bulan sıcağında evimizin dam’ına çıkmış, dam’ı loğluyordum… Rahmetli annem (Allah rahmet eylesin) benim için deli denilmesinden korkuyordu. Haksız da sayılmazdı ama.. sevdiğim kızın evi bizim eve bitişikti ve yağış aylarının yerini sıcak aylar almıştı, yağış mevsimi boyunca onu avluda görebilme imkânı elde ettiğim dam loğlama veya kar küreme dönemi bitmiş yaz ayına girmiştik, günlerdir onu görmüyordum ve ben onu uzaktan da olsa bir kerecik görmek için can atıyordum…

Annemin tepkisi üzerine ahşap merdivenden avluya inmeye başlamıştım… Annem avlunun ortasına gelmiş, dizlerini yere çökmüş, her iki elini semaya açarak, başını göğe doğru kaldırmış ve yüksek sesle benim için dua etmeye başlamıştı:
Allahım,
Oğlumu yavaşlat.
Aklını sakinleştirerek kalbini dinlendir...
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızını dengele...
Günün karmaşası içinde onda sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver 
Sinirlerindeki ve kaşlarındaki gerginliği,
belleğinde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka ve götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymasına yardımcı ol...
Yaşayabilme sanatını öğret ona;
bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı,
güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı,
hülyalara dalabilmeyi öğret ona...
Her gün ona kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini ,
yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bilsin...
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmasını sağla.
Bakıp görsün ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi
büyümesine bağlı olduğunu anlasın...
Onu yavaşlat Allah’ım ve köklerini yaşam toprağının kalıcı değerlerine
doğru göndermesine yardım et.
Yardım et ki, kaderinin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı
olarak yükselsin.
Ve hepsinden önemlisi...
Allahım,
Ona değiştirebileceği şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceği şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve
Onu aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver…

Âmin… dedikten sonra ayağa kalktı, başımı avuçlarının arasına aldı… içinden tekrar dua okudu, üfledi. 
 …                                                   
Evlerimizin kapı girişleri ayrı sokaklara çıkmasına rağmen sırt sırta idi… Adını Asmin koymuştu babası, isminin ne anlama geldiğini bilmiyordum ama… ben ona Zazaça’da Ay anlamına gelen ‘Aşmi’ diyordum… Nedendir bilmiyorum ama Siverek’te her ismin bir yazı hali bir söylem hali vardı. Kadriye ‘ye Kedo,  Mustafa’ya Mısto, Sultan’a Sılt’e denilirdi… İsimler mi dilimize yabancı, dilimiz mi isimleri telaffuz etmekte tembel davranıyordu yoksa işin kolayına mı kaçıyoruz onu bir bilene sormak lazım ama benim bildiğim tek bir şey vardı ki… o da ona Aşmi demem onun çok ama çok hoşuna gidiyordu. Çünkü her Aşmi dediğimde yüzü kızarır, ne söyleyeceğini, ne yapacağını bilemezdi. Aslında utanmasam – biraz da korkmazsam- ona Aşmim diye hitap edecektim ama olmuyordu işte…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık