Ben Geldim Siverek


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00
      Ben Geldim Siverek ...



      Bir sabah ezanıyla düştüm yollara... Heyecan alabildiğine dorukta. Dokuz yıl aradan sonra memleket topraklarına ayak basmak var yolun sonunda. Kerejdağ’ın buz gibi suyunu içmek, reyhan kokularını doyasıya içime çekmek, taşlı yollarında yürümek var... Nasıl bir hasrettir bu Yarabbi! Yar hasreti mi, memleket hasreti mi? diye sorsalar, cevabını kaç kişi verebilir bilmiyorum. Ama bana göre memleket, "yar" gibi, "…." gibi vazgeçilmez bir tutku. Yar hasreti nasıl insanın ciğerlerini dağlıyorsa; memleket hasreti de öyle yakıyor işte bağrını... Boğazım düğümleniyor düşündükçe.
     Yol bitmek bilmiyor bir türlü... Kazancı Bedih'in (Allah mekanını cennet etsin) o eşsiz yorumundan “Wereyade”yi dinliyorum. İçim daha bir sızlıyor, hani, yüreğe işliyor adeta nameler... Topraklarımızın bütün acılı çığlıkları var sanki bu yorumda. Etkilenmemek mümkün değil.
     Bekleyişin nihayetini bulduğu an geliyor; tezek hiç bu kadar güzel kokmamıştır herhalde! Işıltılı görüntüsüyle Siverek karşımda.  Oy güzel toprak! Bağrın acı dolu, ağıt dolu, feryat dolu... Kaç destan barındırıyorsun sinende kim bilir? Kaç can kurban edilmiştir acep törelere bu topraklarda? Kaç ocağa ateş düşmüş, kaç evlat öksüz kalmıştır? Kulak verip dinliyorum sessizliği; kopmamış çığlıklar yükseliyor göğe doğru. İçim parçalanıyor...

     Akşam sessizliğine bürünmüş şehir...
     Damın üzerinde yatıp, yıldızların en güzel parladığı şehirde geceyi izliyorum. Sabaha dek uyku girmiyor gözüme. Doyasıya içime çekiyorum bu müthiş atmosferi.
     Güne erken başlanır oralarda bilirsiniz. Öyle bereketlidir ki bu topraklar, geç kalmış uykulara yer yoktur. Eskiden olsa herkes bağa giderdi erkenden, at arabasına binip. Artık bağ falan kalmamış doğru düzgün. En çok üzüldüğüm de bu oldu zaten. Siverek’in en önemli özelliği yok olup gidiyor göz göre göre, çok yazık...
     Sabah kahvaltısının olmazsa olmazı közlenmiş isotu, sıcacık Siverek pidesi...offff!!! Hayat budur işte! deyip, güne başlıyorum kolları sıvayıp. Çıkıp her tarafını karış karış gezmem lazım."Taşın ve Aşkın Ezgisi" ne konu olan tüm sokakları, Gümrük Hanı'nı görmem lazım diyorum kendimce. Ve yola koyuluyorum...
      Ulu Cami, Sulu Cami, hepsi tüm haşmetiyle dimdik ayakta; yüzyıllara meydan okurcasına! Avlusunda uzananlar var serin olsun diye. Kahvelerin önünde kürsülere oturmuş, şalvarlı, çefiyeli memleketimin insanı... Tütün sarıp cigarasına yudum yudum çekmekte "keko"lar...
      Kaleye çıkıyorum... Güneş alabildiğine yakıcı bu saatte. Etrafı çok güzel yapılmış, güzelleştirilmiş. Siverek’e yukardan bakmak bir başka güzel buradan. Bir taraf eski Siverek evleriyle dolu, diğer tarafa dönüyorsunuz, yeni yapılar şehrin doğal güzelliğine az da olsa gölge düşürmüş. Yüksek binalar şehrin tam göbeğini bu kadar kirletmemeliydi diye düşünüyorum. Kalenin tam aşağısında, bir zamanlar annemin gelin geldiği babamların eski evlerinin olduğu yerleri görüyorum, yıkılmış... Dalıp gidiyorum bir an geçmişe, kim bilir nasıldı o zamanlar?
      Şeytan Küçesi, çarşının dar sokakları bir bir beni ağırlıyor tüm misafirperverliğiyle. Öğlen saati olmuş, esnafların hepsi yemek telaşında. Tavalar hazırlanıyor fırına gönderilmek için. Gümrük Hanına geçiyorum -her ne kadar içine giremesem de (!!!)- kapısından bakıp resmini çekecek kadar duruyorum. Çarşının altını üstüne getirip geziyorum, tüm ayıplamalara inat! (malum bayanlar fazla giremez oralara)
      Eve dönüyorum tatlı yorgunluğumu da yanıma alarak. Ne yani şimdi çarşıdaki esnaflar tava yiyor ben yemeyim mi? Mümkün değil! Harika bir tava, yanında közlenmiş patlıcan ve isot, koyun yoğurdundan yapılmış bol köpüklü ayran, sıcacık pide... Ağzınız sulandı biliyorum ama, bunları yazmazsam tadı olmuyor ki! (Bu arada sevgili Ufuk kulakların çınlasın, umarım okursun bu yazıyı. Her tava yediğimde aklıma sen geliyordun. Haaa, unutmadan Mehmet Abi yani namı diğer marjinal Siverekli abimiz, yakıcı sıcağa aldırmadan hur bumbarı yedim abi haberin olsun:):):)
      Siz şimdi diyeceksiniz ki, yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat. Yemekler işin latifesiydi, tüm bir sene boyunca çok söylenip durduk yemekleri, anlatmadan geçemezdim. Aslında dahası var ama yeter bu kadar.
       Çevre düzenlemeleri gerçekten çok güzel olmuş. Belediyeyi kutlamak lazım bu anlamda. Resimler sürekli yayınlansa da sitemizde, yakından görünce daha bir beğeniyor insan. Memleketimiz her şeyin en güzeline layık. Bu arada söylemeden geçemicem, Paşa Konağı çok güzel olmuş, gidip gördüm bir akşam. Hakikaten böyle güzellikler lazım memleketimize, çok yakışmış.
       Engurasur... Yazmadan geçmek olmazdı. Siverek’in en önemli özellikleri arasında malum. Lezzeti tartışılmaz güzellikteki kırmızı üzümleri de yemek nasip oldu yıllar sonra. Bulamaç zamanında da orda olmayı çok isterdim ama olmadı. Belki bir dahaki sefere...
       Tüm bu anlattıklarım, yaşadıklarım arasında hiç bişey... Az da olsa hasret giderdim toprağımla. Çocuklarıma memleketimi tanıtma fırsatı buldum. Bizi o eşsiz misafirperverliğiyle ağırlayan tüm eş dost ve akrabalarıma yürekten sonsuz teşekkürler...Allah var etsin !...
       Kulağımda bir acılı ezgi, "oy yareee oy hewale... sterka şevin tari,hevya dılen sayi"... Vakit ayrılık, hüznün saati çattı yine, yollara düştüm. Yakın zamanda geri dönmek dileğiyle uzaklaşıyorum sıladan gurbete doğru...
     
   Nurcan EKİCİ


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık