BEN VE RAMAZAN


22 Temmuz 2011 Cuma 00:00

 

Ramazan ayına birkaç gün kala içimde bazı kıvılcımlar oluşur. Kalbimde belirgin bir ritmik artış olur Kuran indiği ramazan ayını düşündüğümde. Bu heyecan ramazan ayının aslında beni hem heyecanlandırdığından hem de zorlayacağını düşündüğümdendi

Evet, insan gece yarısında kalkıyor ve güneşin batışına kadar aç, susuz kalıyor. On bir ay boyunca alışkanlık haline getirdiği tüm hayat şartları bir anda değişiyor. Ama ramazan ayının getirdiği zorlukların yanında bir aşığın aşkına ulaşma arzusu gibi bir heyecan da oluşur.
Günler geçer ve ramazan yaklaşır, ilk karşılama ilk değişim teravihle başlar. İlk teravih akşamında küçük, büyük, yaşlı ve genç insanlar camilere doluşur. Bu atmosferi gördüğümde “  demek ki bu heyecan, ramazan sevgisine kavuşma, sevgiliye ulaşma arzusu sadece bende oluşmuyor” diyorum.
Alışkanlık haline gelmiş hayatım Ramazan ayının ilk gecede değişmeye başlar. Yeni bir başlangıç olur ilk teravih namazım. İlk teravih namazım beni ilk geceden başlayarak sosyalleşen insan yapar. Uzun zamandır görmediğim, hal hatırını sormadığım insanları görürüm ilk geceden başlayarak ve “ben bu ramazanda tek değilim” diyerek onlarca, yüzlerce, milyonlarca insandan cesaret alarak ramazanı karşılarım.
İnsanların yüzleri gülücükler saçıyor, kalplerde ki heyecan tüm bedenlerini sarıyor ve kaskatı kesilmiş yürekler tekrardan yumuşamaya başlıyor. Ve gözler teravih namazına gelmeyenleri arıyor. Camiinin her kapısı açıldığında gözlere kapıya bakıyor ve biri daha geldiğine sevinmeye başlıyor herkes benim gibi.
Ve imam önce kalkıp namaz kılmaya başladığında heyecanla bekleyen cemaate kalkıyor “ Allah’ü ekber” diyorlar.
İlk teravih herkes için çok güzel geçiyor, alışık olunmayan bir uzun namaz kılınıyor. İnsan yorulsa da, imam zaman zaman bazı rekâtları uzatsa da yinede bambaşka bir tat alınıyor.
Bilemiyorum bu ilk teravih niye bana çok güzel geliyor? Acaba aç kalmaktan, zorlanmaktan korktuğumdan mı ki bu ilk teravihte Allah’tan çok çok yardım istiyor ve “ ya Rabbi bana yardım et, bu ramazan ayını hakkıyla geçireyim” diyorum.
Yoksa gerçekten bu atmosferi yaşamamın zevkine mi varıyorum?
Her ikisi de olabilir ama gerçekten ilk teravih bambaşka bir duyguyla kaplıyor insanı.
Namaz bitiyor eve gitme zamanı geliyor ama ilk gece doğru dürüst kimse eve gitmek istemiyor, aynı istek bende de oluşuyor. Birilerinin ramazan hakkında bir şeyler söylemesi, insana cesaret vermesi ve yapılacak olan bir aylık kesintisiz ibadetin anlamının ne olduğunu tekrar tekrar dinlemek istiyorum cemaatle birlikte.
Ufak tefek sohbetler yapılıyor ama kimse doğru dürüst tatmin olmuyor ve cemaat en iyisinin televizyonlarda ki hoca efendilerinin anlatacağı ramazan sohbetlerini dinlemek için evlerinin yolunu tutuyor.
Birbirlerine gülücükler saçarak ayrılıyor camiden herkes, yarın yapılacak zorlu bir mücadeleden sonra görüşmek dilekleriyle vedalaşıyor ilk teravihten insanlar.
Dedim ya bütün alışkanlıklar ilk geceden değişmeye başlar, gece yarılarına kadar televizyon, bilgisayar başından kalmalar sona erer, uzun zamandır okunmayan Kur’an azda olsa yavaş, yavaş okunmaya başlar.
Gece yarısı uyanma vardır, on bir aydır hiç kalkmadığım bir saate uyanma vardır. Saati kalkılması gereken zamana ayarlayıp uyuyorum.
Yastığa başımı koyduğumda heyecanım daha da artıyor, korku ve ümit bir anda geliyor. Bir süre bu korkular içerisinde kaldıktan sonra öylece uyuyorum.
Sahur için saat çalmaya başlıyor ve kendimde görmediğim bir uyanıklıkla uyanıyorum, Gözlerim mahmurlu olduğu halde bir el elimden tutuyor ve beni sahur sofrasına itiyor adeta. Alışık olunmayan kahvaltı ve alışık olunmayan bir zaman ama Rabbim emir ediyor ya, bize düşen uygulamak değil mi?
İlk sahurda iştahı olmaz insanın, yaz günleri uzun ve sıcak bundan dolayı annem “ oğlum biraz daha ye” diyor ama ben aç kalmaktan çok susuzluktan endişeleniyorum ve bol, bol su içiyorum.
Sahur vaktinde uyanmak bambaşka oluyor, hele o vakitte bir iki sayfa Kur’an okundu mu o manevi hava anlatılamaz bir hal alıyor ve hele yapılan ramazan orucu niyeti.
Niyet yapıldıktan sonra artık insan kendisinin bağlandığını bir ay boyunca bambaşka bir insan olacağına karar veriyor ve “ bu ramazandan sonrada ramazanın getirdiği alışkanlıklara inşallah devam edeceğim” diyorum kendi kendime.
Dakikalar yavaş, yavaş geçiyor ve imsak vaktinin geldiğini haber veren azanın sesi duyuluyor, son bir bardak su içmek için acele ediyorum. Bir dakika sonra görmediğim, dokunmadığım bir güç on beş saatlik bir süre içinde ağzıma gem vuracak, aç kalsam da, susasam da ve önümde çeşit, çeşit yemekler olsa dahi yiyemeyeceğim, içmeyeceğim.
Ey nefsim işte sana gem vurmasını biliyorum diyeceğim. Birazda aç ve susuz insanların yerini al ki, o insanların halinden anla diyeceğim.
Hz. Hüseyni hatırla diyeceğim, Fırat’ın gürül, gürül akan sularına rağmen düşmanlarının ablukası yüzünden nasıl susuz kaldığını, çocuklarının nasıl “su, su” dediğini anımsa diyeceğim ve bende suya bakarak Hz. Hüseynin ve dava arkadaşlarının çektiğinin milyonda bir olsa dahi çektiğimden haz duyacağım.
Afrika’daki çocukları anımsayacağım. Aç ve susuz nasılda ölümlerini bekleyen çocukları…
Kartallara yem olan çocukları ve çaresiz çocuklarının ölümlerini izleyen ana babaları anımsayacağım.
Tok acın halinden gerçekten anlamaz, işte ramazan beni aç ve susuz bıraktırarak o açların yaşadıklarını anlatacaktır bana.
Evet, Ramazan ayı bana bir ay boyunca hiçbir öğreticinin öğretmediği şeyleri öğretecektir ve yaşattıracaktır. Teoride değil, bizzat pratiğini yaşayacağım.
( inşallah devam edeceğiz)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık