BİR GARİP 11 NİSAN HİKAYESİ


11 Nisan 2013 Perşembe 15:53

BİR GARİP 11 NİSAN HİKAYESİ Türkiye’de bir çok şehir kendisine ‘’düşmandan kurtuluş’’ günü belirlemiştir. Öyle ki düşmanın hiç uğramadığı şehirler bile kendilerine bir ‘’kurtuluş Günü’’ icat etmekten geri durmamıştır. En son Mardin ilimiz aslında böyle bir günün olmadığını, şehrin düşman işgaline hiç uğramadığını söyleyerek 22 Kasım gününü ‘’Kurtuluş Günü’’ olarak kutlamaktan vazgeçti ve bu günü ‘’onur günü’’ ilan etti.

İlimiz Urfa’da bunlardan bir tanesi. Her yıl 11 Nisan’da Fransızları nasıl yendiğimiz, milletin, elinde kazma kürekle nasıl bir destan yazdığı coşkulu bir şekilde anlatılır. Temsili gösteriler, kutlamalar yapılır. Bu kanallarla öyle masalımsı, gerçeklikten uzak bir tarih bilinci pompalanır ki tarihçilerin ağzı açık kalır. ‘’Sen nelere kadir ey! tarih’’ demekten kendilerini alamaz.

Düşman işgaline hiç uğramamış İlçemiz Siverek dahi bu günün nimetlerinden faydalanmak için sempozyumlar yapmış, kitaplar bastırmıştır. ‘’Biz her ne kadar işgale uğramadıysak da Urfa’nın kurtuluşuna en büyük katkıyı biz sunduk’’ mesajını vermeye çalışmıştır.

Öyle ya daha sonra Milletvekili olup meclise giren oradan da İstiklal Mahkemelerinde görevlendirilen ve ak sakallı, sarıklı alimleri darağacına gönderen Ali Saib Ursavaş ve Mutasarrıf Ali Rıza Bey Urfa’dan kaçıp Siverek’e sığınmamışlar mıydı?

Acaba Siverek’i nasıl işgal edebiliriz diye Siverek’e gelen İngiliz yüzbaşı Woolley’e Siverekliler ‘’Bayrağımızın Gölgesinden başka bir gölgede yaşamak istemeyiz’’(!) dememişler miydi? (Tarihte Siverek- Sempozyum Bildirileri,Kadir SUN. Sf.219)

Meselenin garip tarafı Urfa’nın kurtuluş tarihini, tarihin öznesi (yapıcısı) olanlarla, tarihini anlatanların aynı kişiler olmasıdır. Halbuki tarih ilmi tarihi olayları bağımsız kişilerin anlatmasını uygun görür. Tarihi yapanlar aynı zamanda tarihi anlatmaya da kalkışınca ortaya birbiriyle çelişkili bilgiler ortaya çıkıyor. Tıpkı Kemal Atatürk’ün Nutuk’la; Kazım Karabekir’in İstiklal Harbimiz eseriyle yaptığı gibi.

Tarih kitaplarında Urfa kuvva-i Milliye kahramanı olarak gösterilen Ali Saib Ursavaş hatıralarında kurtuluş hikayesinin tamamen kendi başarısı olduğunu ileri sürerken, dönemin Urfa mutasarrıfı Ali Rıza Bey de yazdığı Urfa Mücahedesi adlı hatıratında ‘’hayır organizasyonun çoğunu ben ve ekibim yaptı’’ diyor. Ali Savib Ursavaş’ın Kurtuluştan sonra kendisine siyasi arenada yer kapma telaşına girdiği ortada, Ali Rıza Bey de muamma.

Şu tarihi gerçeği hatırdan çıkarmamak gerekir. Bu savaşta yer alan Batılı Devletlerin gayesi tamamen Sanayii Devrimi sonrası ortaya çıkan ham madde ve Pazar ihtiyacını karşılamaktı. Bunun için de büyük imparatorlukları yıkıp yerine küçük devletçikler ortaya çıkarmak gerekiyordu.. Kısacası batılı devletler toprakları kendilerine yetmediği ve nüfuslarını yerleştireceği yeni topraklar elde etmek için böyle bir savaşı başlatmadılar. Temel hedef: Ham madde ve pazar… Bugün özellikle İslam coğrafyasına bakıldığında bunda son derece başarılı olduklarını görmek de zor olmasa gerek.

Osmanlı Devleti 1. Cihan harbine taraf olarak girdi. Bu savaşta üç bucuk milyona yakın eli silah tutan erkeği silah altına aldı. Birçok cephede savaştı ve savaşın sonunda Çanakkale hariç diğer cephelerin hepsinde yenildi. Mondros Mütarekesini imzalayarak savaştan çekildiğini ilan etti.

Urfa bölgesini ilk önce İngilizler işgal etti. Ancak daha sonra burada kendilerinin işine yarayacak (ham madde gibi) hiçbir şey olmadığını görünce Fransızlarla savaş öncesi yaptıkları taksimat anlaşmasına aykırı olarak petrol havzası olan Musul ve Kerkük bölgesini işgal ettiler. Fransızlara da buyrun ‘’isot tarlaları sizin olsun’’ dercesine Güney bölgesini verdiler. Kısacası Fransızlara müthiş bir son dakika golü attılar. Aynı golü daha önce Ege Bölgesini Yunanlılara vererek İtalyanlara da atmışlardı.

Fransızların ana karargahı Halep’te idi. Urfa’ya, 1915’de Tehcir kanunu ile Suriye bölgesine sürülen bir kısım Ermenileri de beraberinde getirdiler. Urfa halkının çarpışması büyük oranda bu ermeni gruplarıyla olmuştur. Zira Ermenilerin geride bıraktıklarının tamamı ahalinin elindeydi.

Sivas’ta bulunan Temsil Heyetine gönderilen 1 numaralı raporda Fransızların Urfa ve çevresini 150 askerle işgal ettikleri ve ellerinde de 4 tane mitralyöz olduğu yazılmaktadır.(Urfa Mücahedesi Şurkav yay. Syf.33) yine 23 Kasım 1919 yılında dönemin Urfa jandarma komutanı Ali Rıza Bey’in Diyarbekir 13. Kolordu Komutanlığına gönderdiği 6 numaralı telgrafta Urfa’daki Fransız askerinin toplam sayısının 400 olduğu bildirilmektedir. Bunların 25 tanesinin Telebyaz ve Arappınar istasyonlarında, 100 tanesinin Birecik’te olduğunu yazdığına göre geri kalanların Urfa merkezde olduğunu varsaysak dahi geriye 275 asker kalıyor. 275 askerle bir şehir işgal edilmez. O askere karşı verilecek bir mücadelenin adı da Kurtuluş Günü olmaz.

Fransızların asıl kalıcı olmak istedikleri yer Suriye coğrafyasıydı. Onu da zaten 1926 Ankara antlaşmasıyla bizimkilerden(!) aldılar. Tarihçi Prof. Mehmet Çelik ‘’1926 Ankara Antlaşmasıyla biz Suriye’yi Fransızlara sattık’’ diye boşuna feryat etmiyor.

Unutmayalım Fransızlar Urfa’ya çiğköfte yemeye gelmediler. Antep’in hamamlarında yıkanmaya gelmediler. Onlar zenginlik kaynağı arıyorlardı. Ancak aradıkları bu bölgede yoktu. İngilizlerin golünü de son dakikada kalelerinde görünce zaten burada durmalarının bir manası da kalmamıştı.

Urfa’daki çatışmalardan Fransız kaynaklarına göre 2 askerleri ölmüştür. Çanakkale’ye Anzaklar hala dedelerinin mezarını ziyarete gelirler. Ancak ben bugüne kadar Urfa’ya dedesinin mezarını ziyarete gelen tek bir Fransız görmedim. Çünkü Urfa’da tek bir Fransız askerinin mezarı yoktur.

Siverekliler sürece en büyük katkıyı kendilerinin verdiğini iddia ediyorlar. Ancak ben bugüne kadar dedesini veya babasını veya amcasını Urfa mücahedesinde şehit verdiğini söyleyen tek bir insana rastlamadım.

Urfalıların, Sivereklilerin böyle hikayelere ihtiyaçları yoktur. Zira bu yöre insanının tarihlerinin derinliklerinde çok daha şanlı günleri vardır. Selahattin ile birlikte Kudüs’e yürüyenlerdendir Urfa ve havalisi. Haçlı seferlerine karşı İslam coğrafyasını, izzetini, onurunu korumak adına destan yazanlardır Urfalılar. Üç bucuk milyon askerle Osmanlı Devletinin yenildiği düşmanı, kazma kürekle kovduk demek milletin hafızasıyla dalga geçmektir.

1924 yılında Meclisin açılışında milletvekillerine hediye edilen Misak-ı Milli haritasında Halep, Telebyaz, Arappınarı, Deryzor, Aynrasul gibi şehirler yer almaktaydı. Şimdi nerde o şehirler? O şehirlerde şimdi kan gövdeyi götürüyor.

Bizi küçük küçük parçalara ayırarak sürekli yuttular. Geride de bize şanlı Kurtuluş Günleri (!) bıraktılar. Tarihin büyük resmine bakın. Bu milletin tarihi sanki 1920’de başlamış, sanki öncesinde Şana, şerefe dair hiçbir şey yokmuş gibi bir zoka bize yutturuluyor.

Kurtuluş Günleri adı altında vesayetçi. Masalımsı tarih anlayışı pompalanarak kitlelerin nasıl uyutulduğunu artık görmek gerekir.

Urfa’ya Şanlı unvanını 22 Haziran 1984’te verenler. 11 Nisan 1920’de nerdeydi? O gün akıllarına gelmedi mi? 1984’de Urfa’ya Şanlı unvanını verenlerin bu milletin çocuklarını kağıt üstünde yaşını büyüterek darağacına gönderdiklerini asla unutmayın.

Ves’selam…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık