Bir Siverek Hanımı


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00
 
 
 
BİR SİVEREK HANIMINI ANLATAYIM
Zübeyir YETİK
Sabah yürüyüşünden döndüğümde torunumu bilgisayarın başında buldum. Nasıl becermişse artık bilmiyorum, benim sitemi açmış. Geceleyin bir yazı eklemek için sitemi girmiştim. Ola ki, siteyi de bilgisayarı da kapatmadan kapağı kapatıp bırakmışımdır da, o da kapağı açıp tıklayınca siteye girmiş. Yoksa henüz birinci sınıf öğrencisi, kendi başına yapabileceği şey değil.
Ne ise, kim bilir kaçıncı kez yine fotoğraflarla ilgili sorgu sual başladı, “dedeciğim bu kim, dedeciğim bu kim?” diye.. Bir süre oyalandıktan, haliyle beni de oyaladıktan sonra, bırakıp gitti.
Ben ise, açık sayfada görünen Rahmetli Anneannemin fotoğrafına takılıp kalmıştım. Beni kucağında tuttuğu 1943’lere ait fotoğrafa... Koltuğa iyice yerleşip, sevgili anneannemi düşünmeğe başladım:
Tam bir Siverek hanımıydı. Gözleri görmüyordu. Anlatılanlara bakılırsa, genç yaşında eşine kaybedince ağlamaktan gözlerini kaybetmişti. Buna karşın, ikisi erkek, biri kız olan çocuklarını da gayet iyi insanlar olarak yetiştirmişti.
Ama benim çocukluk günlerimi dolduran, süsleyen, hatta besleyen özellikleri daha başkaydı. Büyüdükçe daha çok fark ettiğim gerçekten de çok özel özelliklerdi, bunlar.
Sigara kullanan bir hanımdı. Ama tütün parasının da çocuklarına yük olmaması için tavuk besliyor, onların yumurtalarını sattırarak hem tütününü sağlıyor, hem de başta ben olmak üzere torunlarına ufak tefek harçlıklar vermek imkânını buluyordu. Bu yüzden, yumurtaları torunlardan herhangi biri aşırmasın diye kümese günde birkaç kez uğrayıp yeni yumurtlanan yumurtalara el koyuyordu. Çünkü yumurtaların hepsinin satılması gerekiyordu.
Arada bir beni kayırdığı olurdu. Bir yumurtayı eteğiyle gizlediği elinde getirip anneme uzatır, “bunu Zübeyir’e kaynat” derdi.
Anneannemin özellikleri demiştim. Sigara kullanımı ya da tavuk besleme, elbette, öyle çokça da anılacak özellikler değil. Hele de insanın büyüdükçe fark edeceği birer özellik hiç değil.. Şimdi onlardan bahsedeceğim. Belki de, artık “tarihsel” diyebileceğimiz gerçek bir Siverek Hanımının portresini çizeceğim böylece..
Çok güzel masal anlatırdı. Bildiği masal sayısı için sadece şunu söyleyeceğim. Hiçbir masalını ondan ikinci kez dinlemedim, çevresine toplanan bizlere hemen hemen her gece masal anlattığı halde. Bu masallardan bir bölümünü daha sonraki yaşlarımda Türk Masalları, Çin Masalları, Alman Masalları olarak kitaplardan okudum. Siverek ağzını kullanıyor olmasına karşın, çok güzel bir Türkçesi vardı. Cümleleri sağlamdı, ses tonu masalın gidişine uygun olarak değişen bir anlatıma sahipti. Bazen, ben, dilbilgisine hâkimiyetimin ve konuşmadaki tavrımın Anneannemin masal anlatışındaki yetkinliğinin ürünü olduğunu düşünürüm.
Masal dışında da geniş kapsamlı bir birikimi vardı. Pek çok “nine” gibi yaşamla, sağlıkla, başarıyla, ahlâkla, doğru ve yanlış, iyilik ve kötülük arasındaki farkla ilgili aktardıkları dışında belki de çok özel diyebileceğim birikimler.
Sözgelimi “takvim” konusunda tam bir yetkinlik sahibiydi. Kimilerinin Türk Takvimi, kimilerinin Çin Takvimi diye bildikleri, şu on iki yıllık dönüşüme sahip her yılın bir hayvan adıyla anıldığı takvimi çok iyi bilirdi. Sözgelimi “Bu ıl (yıl), domuz senesi, şöyle şöyle geçecek; bu ıl, sıçan senesi böyle böyle geçecek” derdi.
Ayrıca, mevsim dilimlemeleri arasında yer alan kasım, hızır/hıdır, karakış, cemreler, fırtınalar, soğuk dalgaları (ki, her birini ayrı bir adla anardı) ile ilgili bilgileri aktarır; çevresindekilere önlemler önerir, bilgiler verirdi.
Bu cümleden olarak hem “hökmet/hükümet” takvimini, hem eski, hem de yeni takvimi bilirdi. Hükümet takvimi dediği Milâdî, yeni dediği Rumî, eski dediği de Hicrî takvimden başkası değildi. Bunu sonraları fark ettim. Bunların her birine göre hangi ayın hangi gününde olduğumuzu bilirdi.
Daha ilginci, gözleri görmediği için güneşi takip imkânına sahip olmadığı halde, saatleri de bilirdi. Üstelik hem bugün bizim “vasatî” ve “ezanî” diye bildiğimiz iki saati de bilirdi. Zamanı öğrenmek isteyenlere sorardı: “Yengi (yeni) saat mi, eski saat mi?” Yeni derlerse, söz gelimi “saat 9” derdi; eski derlerse “saat 3” derdi. Ve, yarımları ve çeyrekleri de belirtirdi. 3,5 gibi, çeyrek var gibi. 5 geçeleri, 10 kalaları bilmezdi.
Gözleri görmeyen bir Siverek Hanımı bu idi ise, gören hanımların durumunu varın siz düşünün ve buna bakarak Siverek’i yeniden ölçüp biçin; yeni baştan değerlendirin, diyorum ben..
 
 
 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık