ÇOCUKLARIMIZIN BAŞARISI


28 Mart 2009 Cumartesi 00:00
ÇOCUKLARIMIZIN BAŞARISI
 İsviçre’de ilköğretim 2.sınıf öğrencisi bir çocuk okula giderken, yolu üzerinde duvardan sarkmış bir gül görür. Duvara tırmanıp gülü koklar, sonra aşağı inip yoluna devam eder. Onun bu hareketlerini izleyen bir adam çocuğa, duvara kadar çıktığı halde çiçeği neden koparmadığını sorar.
Çocuk cevap verir: “ onu koklamak herkesin hakkı!
Siverek ortaöğretim kurumlarının kapısında bekleyen genç beyinleri, görünce icim cız eder hep.
Bunların bir ailesi de var. Bu çocuklar ne yapar ne eder diye sormadıkları için mi bunlar okuldan atıldıktan sonra devamlı okulun kapısına gelir? Bilmem amma bildiğim tek şey bu sorun okul ve ailenin ortak sorunu.
Bir öğretmenden okumuştum. “Okulların açıldığı gün bir anne elinden tuttuğu çocuğu ile birlikte sınıfa girdi. Benim içeride olduğuma aldırış etmeksizin ön sırada oturan bir çocuğu kaldırdı; yerine kendi çocuğunu oturttu. Sonra bana döndü, ‘Çocuğumu buradan kaldırmayın; ön sırada otursun.’ dedi. Ağzım bir karış açık kaldı. ‘Çocuk’ dediği 8. sınıf öğrencisiydi...”
Ailelerimiz, farkında olmadan köle zihinli çocuklar yetiştiriyorlar. Köle zihinlerin kendilerine güveni olmadığı gibi; kişilik de kazanamazlar. kendi başlarına bir karar veremez; yeni bir şey üretemezler. Çünkü; neyi, nasıl ve ne zaman yapacaklarına hep anne-baba karar vermekte; çocuk sadece verilen emre uymaktadır. Tıpkı, dikta ve militarist rejim insanlarının düşünme ve zihin tembeli olmaları gibi.
İşin birde kölelikten kaçmak boyutu var maalesef. Tamamen ailenin kimliğini taklide zorlanmış bir bireyi düşünelim Bu birey bağlarını kopardığı zamanı  toplum açısından bir katliam olur. Bu durumu toplumsal açıdan ele aldığımızda devlet modelimizle aile modelimizin paralellik arz ettiğini görüyoruz. Devlet “Baba”dır. Baba ne derse o olur. Eğitim devlet babanın tekelindedir. Okullarda neyin, ne zaman ve nasıl okutulacağına milyonların adına ve milyonlara sormadan birkaç atanmış seçkin insan karar vermektedir. Bu durum ise tamamen kişinin fıtratına aykırıdır. Bu yüzdendir ki Avrupanın kılık kıyafetini taklit etik, onların tükettiklerini de tükettik ama; onların bilim zihniyetini kavrayamadık ve üretemedik maalesef.
Şunu övünerek diyebilirim ki; gençlerimiz bilgisiz değiller. Belki saygısızda değiller. ve düşünce yönünden bizden çok ilerideler. Daha serbest ve daha hür düşünüyorlar. Onlara yetişemediğimiz için, anlamakta zorluk çekiyoruz. Sorunun asıl kaynağı da aslında bu. Bizim dar kalıplarımıza girmedikleri için kızıyoruz. Çağımız, hür düşüncenin ve bilginin hâkim olduğu bir çağ. Çocuklarımız hızlı öğreniyorlar. “Mültimedya” sayesinde bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı. Ciltler dolusu bilgi bir CD’e sığındırılıyor. İnternet, bütün bilgi kaynaklarını evlere kadar getirdi. Dünya bilgi çağını yaşıyor.
Çocuklarıımız neden ders çalışmaktan zevk almazlar bilir misiniz? Onlara, öğrenmeyi öğretmeyen aile ve öğretmenlerin bu eksikliği gidermek yerine, tepelerine dikilip ders yaptırdıkları için. “Daha dersini yapmadın mı?” dediğimiz için. “Ödevini yapmadan sokağa çıkamazsın!” dediğiniz için. Ve netice bazen bağını koparmış okul önünde akşama kadar dikilip topluma zararlı kişileride doğurabiliyor maalesef.
Çocuklar zayıf aldıkları zaman neden üzülmezler? Bir başka deyişle, neden iyi aldıkları zaman sevinmezler? Çünkü zayıf ve iyi notlar sizin için daha önemlidir de ondan. İnternette bir öğretmenin ilginç bir anısını okumuştum: “Bir öğrencim takdir belgesi alırken hiç sevinmemişti. Sebebini sordum. Güldü. Annem sevinsin; ne diye ben sevineyim! dedi. Takdir belgesini eline alıp; kızım taktir aldı diye arkadaşlarına hava atacak...”
Bizim YİBOnun öğrencilerinden edindiğim ilginç bir çalışma nedeni var. “zayıf alırsam bizim köyün çocukları köyde anlatacak, babam duyacak ve beni haşlayacak. Onları mutlaka geçmeliyim”
Her çocuğun başarısızlığı kendine özeldir. Bu yörede özellikle aileler adeta gıpta yarışına girmiş durumdalar. Özellikle son zamanlarda ailelerin dershanelere çocuklarını yollayıp yılsonunda kazananlar listesinde çocuğunu ilk sırada görmek istemeleri tatlı bir yarışıda beraberinde getiriyor.
Bir başka deyişle, başarısızlığın sebebi çok çeşitlidir. Aileden kaynaklanabileceği gibi, okuldan da kaynaklanabilir. Suçu çocuğa yükleyerek, “bu çocuk tembel, bu çocuk sorumsuz!” diyerek problemi çözemeyiz. Hem çocuğu, hem ders konusunda onunla ilişki içinde olan kişileri (anneyi, babayı, kardeşlerini, arkadaşlarını, öğretmenlerini) incelememiz ve onların görüşlerine baş vurmamız gerekir. Başarısızlığın sebebi her zaman psikolojik değildir. Göz ve kulak rahatsızlığı gibi fizyolojik de olabilir. Bize getirilen bir olayda bütün ihtimaller üzerinde durur; problemin sebebini bulmaya çalışırız.
Başarısız çocukları ve ailelerini incelediğim zaman, çoğu kez, karşıma çıkan gerçek şu: Anne babalar çocuklarını yeterince tanımıyorlar. Çocuğun kendisine güveni yok, dış dünyadan kopmuş, içine kapanmış, hayal âleminde yaşıyor. Ancak anne baba bundan memnun; “Çocuğumuz çok efendi, çok sakindir, karıncayı incitmez. Tek şikayetimiz yeterince ders çalışmaması,” derler. Üstün zekâlı, hareketli, okuldaki eğitimi yetersiz, verilen ödevleri saçma ve sıkıcı bulan bir çocuk da ailede şikayet konusu olabiliyor. “Bu çocuk çok yaramaz; ders çalışmıyor, her şeye itiraz ediyor,” derler.
Öncelikle eski eğitim metodunda yetişmiş ve değişime direnen öğretmen arkadaşlardan başlamak üzere, ailelerde de,  bilgi çağına ve hür düşünceye uygun yeni bir anlayışa ihtiyaç var. Eski “buyurgan ve dayatmacı” zihniyetle gelişmemiz mümkün değildir. Emirlerle yönetilen bir sistemde tartışma ve eleştiri yoktur. Tartışma ve eleştiriye kapalı olan sistemlerde hem teknolojide hem de fikir plânında yeni şeyler üretilemez. Çünkü toplum adına ve bütün kurumlar adına elit bir tabaka düşünmektedir zaten.
Bir öğrenci yaklaşık olarak okulda altı saatini geçirir. Geri kalan 18 saatini ailesinin yanında. Eğitim ailede başladığına göre, bu iş yine aileye kalıyor. Değişim ailede başlarsa ancak başarılı olur. Her şeyi devletten bekleme anlayışı ile hareket edersek yerimizde saymaya devam ederiz gibi görünüyor. Sizce 2.sınıfta herkesin güzel koku alma hakkına saygı duyabilen bir nesil yetiştirmek hayal mi?
Selam ve sevgi ile…
Mustafakaradagli15@hotmail.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık