CUMHURİYETİN SEÇKİNLERLE(!) İMTİHANI


30 Ekim 2012 Salı 12:21

 

Resmi tarihin gerekli kontrollerden geçmiş kitapları Cumhuriyeti   89 yıl önce bir anda ilan edilivermiş nev-zuhur  bir rejim olduğunu anlatır.  Osmanlı Devleti dönemindeki cumhuriyete doğru atılan adımları, yaşanan tecrübeleri pek anlatmaz. Tanzimat fermanı ile başlayan, ıslahat fermanı ile devam eden, Teşkilat-ı Esasi,  I. Ve II. Meşrutiyet uygulamaları ile olgunluk kazanan millet egemenliğine doğru gidişin çabaları es geçilir. Millet egemenliğinden ilk defa Amasya Genelgesinde bahsedilmiştir gibi akıllara ziyan bir  iddiada bulunur.

Cumhuriyeti kuran kadroların  erken dönem iktidar kavgalarının neticesinde oluşan tek parti iktidarı düşünce yapısına uygun bir cumhuriyet modelini uygulamaya koydu. ‘’Millet için, millete rağmen’’ zihniyetiyle toplumu tepeden tırnağa değiştirme yoluna gitti. Kullandığı yöntemler aslında hiçbir cumhuriyet yönetiminde olması gereken yöntemler değildi. Emperyalist, işgalci ve cephede yendiği ancak masada bir çok tavizle kalktığı batı dünyasını kendi halkına model olarak takdim etti. Bütün yol haritasını ve bütün kurumlarını batı dünyasının argümanlarına göre dizayn  eden bu kadronun Muasır medeniyet seviyesine ulaşma gayesi ile attığı adımlar şekilcilikten öteye gidemedi.

 

Operayı, şarap içmeyi, Milano’dan giyinmeyi çağdaşlık olarak gören malum zihniyet, önüne konulan  ‘’batı’’ referanslı her şeye karşı hayranlığını ifade edecek kelime bulamazken, milletin kadim değerlerine burun kıvırmayı muasır medeniyet diye sundu bize. Kendini devletin ve cumhuriyetin biricik sahibi gören ve onun nimetlerini başkasıyla paylaşmak istemeyen  bu zihniyet hukukun üstünlüğüne dayalı bir cumhuriyetin tesisine de hep engel oldu.  Jakoben yöntemlerle  toplumu çağdaşlaştırma(!) yoluna gitti.  Kendi doğal mecrası içerisinde meydana gelmesi gereken değişimleri devlet erkinin gücüyle ortaya çıkarmaya çalıştı. Homojen bir toplum hayaliyle etnik, kültürel, dinsel farklılıkları kabul etmek yerine, bunları ortadan kaldırmaya dönük  politikaları tercih etti. Kendine model aldığı batı dünyasının hiçbir yerinde böyle olmamıştı  oysa.  Devlet gücüyle insanların nasıl yaşayacağı, nasıl giyineceği, hangi dilde konuşup neyi ne kadar düşüneceğini tayin etmek hiçbir demokratik cumhuriyet modelinde olmasa gerek.

Politikalarıyla toplumu bunaltan bu zihniyetin bir sosyal patlama tehlikesine karşın kabul etmek zorunda kaldığı çok partili sisteme geçişin hemen ertesinde milletin çoğunluğunun oyunu alarak iktidara gelenleri ‘’Hesoların, memoların partisi’’ diye nitelendirmişti. Kendi oyuyla çobanın oyunu bir göremeyen bu seçkinler(!) grubu vaktiyle ‘’milletin efendisi’’ dedikleri köylüyü şalvarlı, çarıklı diye şehirlere sokmamıştı.  Bilim ve teknolojideki geri kalmışlığı sürekli ‘’gericilere(!)’’ mal ettiler. Gericilerin(!) ‘‘Tanrı parçacığını buldunuz da biz mi reddettik?’’ sorusuna da verecek bir cevap bulamadılar. Milleti ‘’bidon kafalı, göbeğini kaşıyanlar’’ diye tarif etme edepsizliğini gösterdiler. Ülkede kendilerinin çizdikleri hattında dışında çıkan her sesi  cumhuriyet düşmanlığı, vatan hainliği diye nitelendirdiler.

‘’Cumhuriyet bizim eserimiz’’ iddiasında bulunup da  onun değerlerine inanmayan ve gereğini yerine getirmeye çalışanlara tahammül edemeyenler bugünlerde oyuncakları elinde alınmış çocuk haylazlığına bürünmüşler. Milletin değerleriyle çatıştıkça, ‘’Devlet de benim cumhuriyet de… Kimseye vermem’’ dedikçe millet de ona iktidar yüzü göstermiyor. Meşru yöntemlerle iktidar olamayan bu güruh milletin iktidar yaptıklarını cumhuriyet değerleriyle bağdaşmayan, hukuk dışı yollarla alaşağı etmeye çalıştı-çalışıyor. Cumhuriyetin kısacık ömrüne bir çok darbe, muhtıra, balans ayarları sığdırdı.

Her seferinde aynı senaryoyu perdeye süren bu zihniyetin elinde başka bir film kalmamışa benziyor. Daha önce millete izlettirdiği filmler artık gişe yapmıyor.  Cumhuriyetin ve milletin değerleriyle barışmak yerine bugünlerde ‘’ülke işgal altında, dahili bedbahtlar iş başında, karşı devrim gerçekleştiriyorlar, uyan ey millet laiklik elden gidiyor’’ gibi evlere şenlik söylemlere sarılıyorlar. Hatta daha da ileri gidip yaptıkları hukuksuzlukların hesabı sorulduğunda ise kendilerini mağdur olarak takdim ediyorlar.

Hukukun üstünlüğü esasına dayalı bütün cumhuriyet rejimlerinde her kesin ve her kesimin istediği gibi düşünme, düşüncesini ifade etme, yayma ve o düşünceleri taşıyan kadrolarını yine hukuki yollarla iktidara taşıma hakkı vardır. Cumhuriyette Seçkinler(!) diye bir grup olamaz. Devletin partisi diye bir parti olamaz. Devletin hiyerarşik yapısı hiç kimsenin tekelinde bulundurulamaz. Devletin insanların inançlarına,  yaşam tarzlarına, düşüncelerine müdahale etme gibi ilkel bir yöntem de olamaz.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık