Cuma Özusan

DÜŞÜNCELERİN KISKACINDA BUNALAN İNSAN


Cuma Özusan
16 Temmuz 2012 Pazartesi 10:27

İnsan düşünerek hiçbir şeyi halledemiyor. Düşünce iki ucu keskin bir bıçak gibi insanın hem saadetine hem felaketine sebep olabiliyor. Çok fazla düşünen insan gerçeklerden kopuyor, hayali ve soyut bir dünyada yaşıyor. Düşünceye gözlem ve hareketten fazla yer veren insan hayattan uzaklaşıyor. Derece-derece ruhsal rahatsızlıklara ve deliliğe yaklaşıyor. Delilik zaten “düşüncenin mutlak gücüne inanmaktan” başka bir şey değildir. Deli düşündüğü her şeyin gerçek olduğuna inanan kimsedir. Sorumlulukları olmayan kimseler uçuk ve kaçık olurlar. Olmayacak şeyleri telkin ederler.

İnsan çok fazla düşündüğünde hiçbir gerçekliğin farkında olmaz, kendine ve etrafına yabancılaşmaya başlar. İdeolojiler, doktrinler, akideler ve sloganlar kişinin soyut bir âleme tutunmasına sebep olur. Hâlbuki düşünce, mantık, kuramlar ve bütün fikirsel sistemler gerçeğin gölgesidirler, kendisi değildirler. Hayatı bütünüyle ifade edemezler. Hayat değiştikçe onlar yetersiz kalır. Onların da değişmesi lazımdır. Düşüncenin esiri olan kimse bir defa bellediği bir doğruyu ömrünün sonuna kadar korur. Bir zamanın doğrusu başka zamanın doğrusu olmaz. Her şey konjonktüreldir.

Düşünmediğimiz bir saniye bile yoktur. Günde binlerce düşünce kafamızda oynar durur. Dünyaya onlarla bakıyoruz. Baksak da gerçeği göremiyoruz. Yürürken bineceğimiz otobüsü düşünürüz. Otobüste gideceğimiz arkadaşı düşünürüz, arkadaşın yanında başka şeyleri düşünürüz. Zihnimiz ve aklımız o anda cereyan edenin farkında olmaz. Kavramlar, klişeler ve etiketlerle düşünürüz. Bir konuda bir defa verdiğimiz yargıyı hep savunuruz. Birisi hakkında ilk karşılaşmamızda bizde doğan kanaat hiç değişmez. Hâlbuki değişmeyen hayatın gerisinde kalır. Hayat durmadan yenileniyor.

Ben insanları bağlandıkları akide ve inanç bakımından değerlendirmenin eksik ve yanlış olduğuna inanıyorum. Ağzımızda dolaşan sözler gerçeklikten yoksundur. Birer söz halindedirler. Onlara ait bir şey hissetmiyoruz. İş böyle olunca doğru veya yanlış inancı benimsemek kişinin hayatında bir şey değiştirmiyor. İdeolojisini ve inancını kabalığının ve eşekliğinin emrine veriyor ve onu alet ederek her kese savaş açıyor. Ve bu adam hak yolda olduğunu sanıyor. Onu bunu bidatçilikle, sapıklıkla, hurafecilikle suçluyor. Hıristiyan’ı da, Yahudi’si de Müslüman’ı da ateisti de dinlisi de dinsizi de böyledir.

İlk önce düşünce ile gerçeğin farkını algılamalıyız. Bir şeyin düşünce olduğunu algılamak onun etkisinden kurtulmayı kolaylaştırır. “Düşünce içinde kaldıkça düşüncenin doğurduğu sorunları aşamayız” diyor bir yazar. Hayatımızı ve gerçekleri düşünceleştiriyoruz. Bir şey düşünceleştirilince gerçeksiz soyut bir kalıp haline geliyor. Artık ona tutunuruz. Hiçbir şeye bakmak ihtiyacı duymayız. Her defasında gerçeğe gözlerimizi açmazsak zihnin, klişelerin ve yargılarının mahkûmu oluruz. Zihnin verdiği yargılar gerçeğin kendisi değildir. Zihin asla gerçeğin yerini tutamaz. Mantık bize bir şey öğretmez...

Ne kadar iyi bakarsanız gerçeğe o kadar yaklaşırsınız. Bunun için yavaştan başlamak lazımdır. Kabadan inceye, genelden özele, yüzeyden derine doğru bakma kabiliyetimizi geliştirmek mecburiyetindeyiz. Olan biteni daha iyi görmek için düşündüklerinizi yazın. Yazınca düşüncenin üzerimizdeki egemenliği hafifler. Sizi üzen şeyin düşünce mi, gerçek mi olduğunun ayırdında olursanız özgürleşirsiniz. Öznel ve nesnel gerçekliğin farkında olmamız lazımdır. Biz düşünüyoruz diye bir şey gerçek olmaz. Bunun içindir ki insanlar aynı şey hakkında farklı düşüncelerde olabiliyorlar.  Vesselam.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık