Cuma Özusan

EDEP VE NEZAKET SAHİBİ OLMAK


Cuma Özusan
11 Mayıs 2011 Çarşamba 00:00
Geçenlerde eski bir arkadaşımın oğlunu ziyarete geldiğini duydum. Buna çok sevindim ve aramızdaki dostluğun icabı olarak alıp eve götürdüm. Yemekte ve sonrasında arkadaşımın cep telefonu durmadan çaldı durdu. Beraberliğimizden ve sohbetimizden hiç bir şey anlamadık. Bir cümleyi bitirmeden zırr ikinci bir telefon çalıyor… Bu son zamanlarda insanların sohbetlerine ve arkadaşlıklarına en çok engel olan şeylere bir de bu cep telefonları ilave edildi. Televizyon zaten sohbetleri öldürmüştü. İnsanlar bir araya gelince birbirlerini unutuyorlar, dizileri seyrediyorlar. O zaman bir araya gelmenin ne anlamı var anlamıyorum! Televizyonu ve telefonu kapatmanın bir adap ve görgü kuralı olduğundan sanırım çok kimsenin haberi yoktur. Cadde ve sokaklarda ve hatta direksiyonda bile bundan vazgeçilmiyor.

Bir başka bir arkadaşım var ki her gün tanıdıklarına, dostlarına güzel sözler yazarak birkaç yüz mesaj gönderiyor ve bununla insanlara uyarıcılık görevini yaptığını düşünüyor. Bunu samimiyetle yaptığından şüphem yok. Fakat samimiyet her şeyi kurtarmaz ve her yerde iş görmez. Aynı zamanda akıllı, anlayışlı ve görgülü olmanız lazımdır. Neyi nerede nasıl yapacağınızı bilmelisiniz. Taşı gediğine koymalı, yaptığınız cuk diye oturmalı. Hiçbir şeyi kaba saba bir şekilde yapmamalısınız. Adabı muaşerete uygun ve zarafetle davranmalısınız. Bu arkadaş bana bir de sızlanarak anlatıyor: “Yahu diyor bu kadar zamandır tanıdıklara mesajlar gönderiyorum kimseden bana cevap gelmedi. İnsanlar ne kadar duyarsızdırlar!”.

Şimdi bu arkadaşımın haline bakın. Asıl hayret edilecek kendisi iken başkalarından şikâyetçi oluyor. Arkadaş sen bir düğmeye basıyorsun, bir satırlık cümlen beş yüz kişiye gidiyor ve sen bununla bir iş yaptığını sanıyorsun. Sen kimseye kıymet vermedin ki! Sen insanlara değer verseydin onları telefonla arayıp sorardın veya mektup yazardın. Karşısında hisleri olmayan bir elektronik insan varmış gibi hareket ediyorsun. Sen insana hitap etmiyorsun ki insanca cevap alasın. Duygusuz, sessiz, heyecansız otomatik makinelerle kurduğun ilişkide insani olan taraf varsa bana göster!  Sen nasıl bunun farkında değilsen başkaları da bunun farkında değil ve senin gibi davranıyor. Senin onları bir alet gibi gördüğünü onlar da biliyorlar.

İnsanlar bazılarının gözünde onlara yarayan aletler derekesine inmiş. İnsanları maddi bir şeye ulaşma aracı görmekle ideolojik bir mesajı nakletmenin aracı olarak görmenin ne farkı var! Her ikisinde de insana değer verilmiyor. Mesaj gönderirken bazı kelimeleri kısaltıyor, sesli harfleri ortadan kaldırıyorsun. Yazıların telgraf şifrelerine benziyor. Onları tam yazmak zahmetine bile girmiyorsun. Eğer karşıdakine kıymet veriyorsan bunu yapmaman lazımdır. Arkadaşın için bir zahmete katlan ki ona değer verdiğini ortaya koyasın. Bir yere tıklayarak beş yüz mesaj göndermek, matbu kutlama mektupları ve kartları göndermek gibi nezaket kurallarına aykırıdır. İnsanı insan yerine koymamaktır. Eskiden mürekkepli dolmakalemden başka bir kalemle mektup yazmak görgüsüzlük ve nezaketsizlik sayılırdı.

İnsan her şeyden önce kendi yaptığına baksın. İnsanları bir eşya gibi kullanıp kullanmadığına dikkat etsin. İnsanları kendi menfaatlerinin, 
arzularının, inancının, ideolojisinin aleti olarak görmesin. İnsanlar o kadar sersem olmuşlar ki bu söylediklerimiz üzerinde düşünecek zamanları bile yok. Düşünce merkezlerine tek bir şey yerleşmiştir: İnsanlardan nasıl daha çok şey alırım. Hâlbuki insanlık nasıl daha çok veririm ile başlar. İnsanlık en yüksek amaç olmalı. İnsan hiçbir şeyin aracı olamaz. Dinin bile aracı olamaz. Siz insanları kullanmak istediğiniz zaman kendinizi çok kurnaz ve akıllı sanıyorsunuz ama insanlar sizin ne olduğunuzu anlıyorlar. İnsanı olgunluğun zirvesine çıkaran itikat değil edeptir. Vesselam.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık