EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞALIM


17 Mayıs 2011 Salı 00:00

Bazen kendinizi ifade etmek için sayfalar dolusu kitaplar yazarsınız ama anlatamazsınız meramınızı. Onun yerine kısa bir hikâyeyle kitaplarla anlatamadığınızı hikâyeyle özetlersiniz.
Padişahın biri,  akıllı bir dervişi kendisine fikir hocası olarak tutmuş. Her gün belli saatlerde yanına alır, konuşurmuş.
Derviş de her konuşma sonunda: “Padişahım sen doğru ol, eğri bulur belasını” dermiş. Padişah da dervişe her gün bir altın verirmiş. Derviş de evine giderken, saray çıkışında bekleyen dilenci bir köre o altını verirmiş.

Uzun süre bu böyle devam etmiş. Mizacı ve zihniyeti bozuk olan dilenci kör, bu altını bu dervişten alacağıma, dervişi kovdurur padişahın kendisinden alırım, diye düşünmüş.

Bir yolunu bulup padişaha çıkmış. “Efendim” demiş: “Bu derviş seni beğenmiyor, senin aleyhinde bulunuyor, hatta ağzınızın koktuğunu söylüyor. Bir dahaki konuşmaya ağzı ve burnu kapalı olarak yanınıza gelecek” dedikten sonra dervişi bulup ona da şöyle diyor: “Padişah, senin ağzının koktuğunu söylüyor. Yarınki görüşmeye ağzını ve burnunu bağlayarak git.” Her şey Kör’ün planı üzerine gelişiyor.

Padişah, görüşme sonucunda, Derviş’e altın yerine, içine idamını emredip yazdığı bir zarf veriyor. “Bunu hazineme götür, ücretini oradan alırsın” diyor. Derviş huzurdan ayrılıyor. Sarayın dışında bekleyen Kör’ün yanına varıyor. Kör, durumu soruyor o da aynen anlatıyor.
Kör: “Her halde pusulada büyük para veya mücevherat verilmesi emrediliyor. Çünkü adam hazineye havale edilmiştir diye düşünüyor. O, mektubun da kendisine verilmesini istiyor. Dünyada gözü olmayan derviş, mektubu hemen veriyor. Kör, hazineye gidiyor, yazıyı veriyor ve başı uçuyor.
Ertesi gün padişah, mutat vakitte dervişi huzurunda görünce şaşırıyor. Durumu soruyor. Bunun üzerine her ikisi de olayları anlatıyorlar.
Derviş, o gün ki en son sözünü yine söylüyor: “Padişahım, sen doğru ol, eğri bulur belasını.”

Doğruluk, hayatımızın özü olmalı, yaptığımız işlerde, verdiğimiz sözlerde, hal ve tavırlarımızda hayat felsefemiz olmalı.
Ruh ve kalbimizi temizlemenin tek yolu, kurtuluşa erdiren vasıtanın adıdır doğruluk.
 
Yunus Emre, Tapduk Emre’nin dergâhında odun keserken, odunların düz olmasına niye dikkat ettiğini soran hocasına, buraya eğri bir odun bile girmemeli derken, doğruluğun faziletine değinmiştir.

Hüner, eğri oturup doğru konuşmaktır. Doğruluk; düşüncede, sözde, niyette, iradede, azimde, vefa ve amelde kendini gösterir. Özü ve sözü doğru olan insanlar, güvenilir ve sevilen kimselerdir.

Atalarımız ne güzel demişler, “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” Evet, yalanlarla yaşayan, sabahı göremez. Doğruluk, insanı huzura götürür, gönlünü rahatlatır.

Siyaset itina ve hassasiyet ile yapılması gereken bir olgu.
Aslında incelikleri olan bir sanattır siyaset.

Siyaset; adalet, istişare, ilmi bir mülahaza gerektiren bir olgudur. Doğruluk herkese olduğu gibi siyasetçiye de gereklidir.
Seçim yaklaştıkça oy kapma telaşıyla söylenen ve yapılması mümkün gözükmeyen afakî vaatlerde bulunarak siyaset yaptığını zannedenler milletin nezdinde pek itibar göremezler(Benim adım Mahmut ben 16 milyon fakire ayda 600 Tl maaş veririm gibi).

Nitekim “Çok şey değişecek” diye beklenti içine sokulan insanlar hiçbir şeyin değişmediğini gördüklerinde,  “Ah! Ne olaydı da keşke oy vermeseydim” diye hayıflanmamaları için geçmişte ‘dün dündür bugün bugündür’’diyebileceklerini de unutmasınlar!
Hatta son 8 yılda yapılan hizmetleri 1980 sonrasıyla kıyaslasınlar;
Enflasyonun % 30 lardan % 4 lere düştüğünü
IMF ye olan 23.5 Milyar Dolar borcun 5 Milyar Dolar a düştüğünü
Gecelik banka faizlerinin %7500 lerden % 6 lara düştüğünü
Merkez Bankası rezervlerinin 27 Milyar Dolardan 97 Milyar Dolara yükseldiğini
Bütçe açıklarının 10 kat azaldığını ve Devlet Bankalarının kar a geçtiğini
Milli Gelirin 230 Milyar dolardan 750 Milyar Dolarlara yükseldiğini
İhracatımızın 36 Milyar Dolardan 116 milyar dolara yükseldiğini
Dünyanın en hızlı büyüyen ve 16. büyük ekonomisi olduğunu unutmayalım.

Bu arada yeşil kartlıların istediği hastaneye gidip tedavi olmalarını, istediği eczaneye gidip bedava ilaç almalarını, ssk lı, bağ-kurlu ve emekli sandığı ayrımı yapılmaksızın istediği hastaneye gidebildiğini, öğrencilerimizin bedava aldığı kitapları da saymıyoruz. Onlar sanki Ecevit –Demirel döneminden kalma bir hizmetmiş! 
 
Hani derler ya yiğidi öldür ama hakkını ver. Bizde eleştirelim ama hakkını da verelim. Belki bazılarının adı Kemal onlarda ‘’Kemal’’ isimleri sayesinde yukarıda saydıklarımızdan daha fazlasını isimleri yüzü suyu hürmetine yapabilirler! ‘’Benim ismim Kemal ben yaparım’’ seçim vaadini halkımızın takdirlerine sunuyorum.
 
Belki “milleti kandırıp” oy alan siyasetçi, nefsini tatmin etmiş olabilir, ancak şu da unutulmamalı ki yalan, sahtekârlık, haksızlık, düzenbazlık, üçkâğıtçılık üzerine inşaa edilen siyaset millet tarafından gayr-ı ciddi bulunmaya mahkûmdur. 

Bugün iktidarım ben, elimde güç, yetki var her şey benim elimde deyip Nemru
tlaşan, Firavunlaşanların karşılarına Allah u Teala bir gün Musaları ve İbrahimleri çıkaracaklarını aklından çıkarmasınlar.

Onun için haksızlığa uğrayanlar, zulme maruz kalanlar durumlarını, şikâyetlerini Âlemlerin Rabbi’ne arz etsinler. O, onları herkesten önce duyar, herkesten önce yardımına koşar. Gö
rünmez ordularıyla yardımını isteyene, dileyene ulaştırır.

Yazılarımı yorumlardan bağımsız yazamıyorum mutlaka onlardan etkilenerek yazıyorum. Daha doğrusu yorum yazanları da yazımın içine katıyorum ki birbirimizi anlayabilelim.

Yoksa halimiz 5 yılda bir halkı hatırlayan sözde milletin vekillerinin durumuna düşer.
Özü sözü bir, adil yöneticilerin başımıza geçmesi temennisiyle Allah a emanet olun.   

Not:
Bazı yorumcu dostlarımız daha önceki yazılarımızda bulunduğumuz mevki ve makamdan dolayı rahat yazamadıklarımızı dile getirmişlerdi. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; ben ister vakıf müdürlüğünde ister belediyedeki görevimde olsun, alnımın teriyle bileğimin hakkıyla gelmişim. El etek öperek bir yerlere gelmemişim. Onun için rahat ve doğru bildiklerimi yazıyorum. Bugün en sevmediğim liderlerden Kılıçdaroğlu da doğru yapsa ve söylese onun doğrularını hem yazar hem de desteklerim. Dünyevi mevki ve makamlar geçici olduğundan benim için bağlayıcılığı yoktur. Rehberimiz Kur an ve Sünnettir. İyyake nabüdü ve iyyake nestain(Sadece san(Allah)a  kulluk ve ibadet eder yalnızca sen(Allah)den yardım dileriz.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık