Kadir BÜYÜKKAYA

EKREM KARAHAN İLE BİR YOLCULUK HİKAYESİ 2.BÖLÜM


Kadir BÜYÜKKAYA
4 Ağustos 2013 Pazar 12:50

EKREM KARAHAN İLE BİR YOLCULUK HİKAYESİ 2.BÖLÜM

 

 

Ekrem Apo kendisine anlatmak istediğim meseleyi merak ediyor. Yolumuza devam etmek için az ilerde duran arabaya biner binmez Ekrem Apo bana dönerek "De haydi Apo anlat bakalım,bana neler anlatacaksın?" diyor. Arabayı yola çıkardıktan sonra Ekrem Apoya "Bak Ekrem Apo şimdi sİze ilginç bulacağınızı umduğum bir mesele anlatacağım. Bundan birkaç yıl önce Hollanda'nın en büyük bankalarından  olan RABOBANK'ın sponsorluğunda çok önemli bir konferans organize edildi. Avrupa Türkiyeli İşverenler Konferansı ismi altında gerçekleşen ve iki gün süren konferansa Avrupa'nın hemen hemen bütün ülkelerinden büyük yatırımcılar iştirak etmişti.

 

Hollanda'nın Demboos şehrinde büyük bir salonda toplanan bu konferansın verimli geçmesi için birçok resmi kurum ve kuruluş aylar öncesinden yoğun çalışmalara girişmişti. Oturduğumuz şehirde bulunan RABOBANK şubesinin kişisel insiyatifiyle bizler de bu konferansa davet edilmiştik. Konferansın büyüklüğünü ve kendi pozisyonumuzu gözönünde bulundurarak önce kongreye katılmayı gerekli görmedik. Yıllık cirosu milyonlarca euroyu bulan dev şirketlerle yan yana oturarak boyumuzu aşan laflar etmeyi doğrusu gerçekçi bulmuyordum. Bu yöndeki düşüncelerimi kendileriyle çalıştığımız banka yetkilisine ilettiğim halde yapılan ısrar üzerine  konferansa katılımayı kabul ediyoruz. Konferansın yapılacağı gün birlikte çalıştığımız iki yakınımı yanıma alarak Demboos şehrine gidiyoruz. Görevlilerin kapıda yaptıkları kimlik kontrolünden sonra yakamıza taktıkları özel kartlarla salona girerken doğrusunu söylersem kendimizi Vehbi Koç havasında buluyoruz. Birbirinden zengin yatırımcılarla sohbete başlayınca kendimizle övünmedik desek yalan olur. Yakamıza astığımız DÜNYA İnternationale Süpermarket kimliğini gören katılımcılar meraklanıp bize nereden geldiğimizi, ne işle uğraştığımızı ve sahibi olduğumuz firmanın özelliklerini sorunca durumu kurtarmak için elimizden geleni  yapıyoruz. İki yıl önce kurduğumuz marketimizin özelliklerinden söz ederken firma sahiplerinin bizi hayran hayran dinlediklerini görünce kendi kendimizle çok haklı olarak gururlandık.

 

Derken konferans başlıyor. Konferansın açılış konuşmasını Hollanda Ticaret Odası'ndan saygın bir bayan yapıyor. Açılış konuşmasından sonra konuşmacılar bir bir sahneye davet ediliyor. Konuşmacılar arasında tanınmış bir çok önemli kişi vardı. Dünya bankasını temsil edenler, Hollanda Ticaret Odası'ndan yetkililer, işsizlikle mücadele eden çevreler, emeklilik işleriyle uğraşan deneyimli memurlar, kıdemli banka müdürleri ve tabii ki rüştünü ispatlayan büyük firma sahipleri vardı. Konferansın amacı farklı ülkelerden gelen iş çevrelerini ortak bir çatı altında buluşturarak onların birlikte iş yapmalarını sağlamaktı. Bizi konferansa davet eden ve bizimle aynı şehirde kalan banka müdürü konferanstan en iyi şekilde yararlanmamız için sık sık yanımıza gelerek, konferansta konuşulanlarla ilgili geniş açıklamalarda bulunarak bizi ekstradan aydınlatmaya çalışıyordu.

 

İlk gün bol bol konuşuldu. Girişimciler kendi penceresinden,aşılması gereken sorunlara değindi. Sorun ve proplemlerin çözümüne ilişkin herkes kendince perspektifler sundu. Derken sıra Hollandalı bir yetkiliye geldi. Söz alan bayan, Hollanda'da yaşayan ve iş bulamayan insanlara sosyal yardım ödemekle yükümlü olan sosyal dienst isimli kurumdan geliyordu. Katılımcıları selamlayan bu bayan önüne koyduğu dosyayı açarak, Hollanda'da her geçen gün artan işsizliğin boyutlarından söz ederek bu sorunla  nasıl mücadele edileceğini ve bu konuda işverenlere ne gibi görevler düştüğüne dair düşüncelerini açıklıyor. İşsizlikle ilgili verileri açıklamakla kalmayan bayan,çözüm konusunda kurum adına  geliştirdikleri bir projeyi detaylariyle salonda bulunanların bilgisine sunuyor.

Hollandalı bayanın başında bulunduğu kurum ,işsizlikle mücadele etme adına beş yıl önce kapsamlı  bir proje geliştirmiş , hayata geçirilen bu proje ilk denemelerde çok başarılı sonuçlar vermişti. Bu projeden yararlanan ve olumlu sonuçlar elde eden ilk girişimcilerden birisi de Çorumlu bir vatandaştı. Uygulanmaya konulan bu örnek projenin başarılı aktörlerinden olduğu için yaptığı işle ilgili özel bir dosya hazırlanmış ve bu dosya sunum yapan Hollandalı bayan tarafından katılımcılarla paylaşılıyordu. Çorumlu vatandaşın gerçekleştirdiği bu başarılı proje zaman zaman fotoğraf ve belgelerle desteklenerek yaptığı iş ile ilgili veriler ortaya konuluyordu. Herkesin taktirini kazanan bu başarılı projeden bahsedilirken ben oturduğum yerde kendi dünyamda derin hayallere dalıyorum. Daldığım hayallere geçmeden önce istersen sana Çorumlu vatandaşın el attığı ve kısa zamanda başarılar kazandığı projesinden bahsedeyim" diyorum. Ekrem Abinin meseleye ilgi duyduğunu görünce konuşmamı sürdürüyorum:

 

- Evet Apo, Hollanda'da yaşayan insanlar arasında ve özellikle de yabancılar arasında işsizliğin hızla arttığını gören hükümet yetkilileri işsizlikle mücadele etmek ,işsiz sayısını azaltmak  için kolları sıvıyor. Yapılan araştırmaların sonuçları işin uzmanı olan çevrelerde kıyasiya tartılşılıyor. Uzmanlar işsizlikle mücadele konusunda bildiklerini kamuoyu ile paylaşıyorlar. Sonuçta devletın yetkili organları bir karara varıyor. Bu karara göre iki yıldan beri işsiz olan ve devletten işsizlik parası alan insanlar kendi işlerini kurmak istediklerinde devletten kredi alabileceklerdi. Uzun zamandan beri işsiz olan ve iş bulma konusunda umudunu yitirenler düzgün ve sağlam bir proje ile bulundukları şehrin belediyesine başvurduklarında, oluşturulan proje dahilinde kendilerine ihtiyaç duydukları kredi temin edilecekti. Devlet bu proje ile işsiz insanları iş dünyasına kazandırmayı hedefliyordu.

 

Bu projenin uygulanmaya koyulduğu sıralarda yıllardır devletten işsizlik parası alan Çorumlu bir vatandaş yıllık iznini geçirmek için memleketi Çorum'a gidiyor. Bizim gurbetçi vatandaşımız Çorum'un bir köyünde oturuyor. İşsizlikten bunalan Çorumlu vatandaşın keyfi pek yerinde değilmiş. Eş dost ziyaretleri seyrekleşince bizim vatandaş, çocukluk anılarını tazelemek için kendini kırlara, bayırlara vuruyor. Çok sevdiği köyünün etrafında dolaşırken birden aklına parlak bir fikir gelmiş. Hollanda'ya geldiği ilk yıllarda inşaat işlerinde çalışan Çorumlu'nun aklına lüks villaların tavanında kullanılan kamış malzemesi gelmiş. Pahalı evlerin tavanında kullanılan bu sıkıştırılmış kamışın çok pahalı olduğunu deneyimlerinden bilen Çorumlu hemen neler yapabileceğini kafasından geçirmeye başlıyor. Kışın soğuğuna, yazın sıcağına karşı etkili olduğu için varlıklı insanlar oturduğu vilların tavanını sazlıklardan temin edilen sıkıştırılmış kamışla örtüyordu. Bunu bilen Çorumlu köyün yukarısında geçen akarsuyun çevresinde yetişen uçsuz bucaksız sazlıklardan nasıl yararlanabileceğini, yararlanıp yararlanamayacağını düşünmeye başlıyor. Kafasına takılan bu düşünceyle plandan plana atlayan ve bu düşünce ile yatıp kalkan Çorumlu bu işten para kazanabileceğine kendini o kadar inandırıyor ki yıllık iznini yarıda keserek hemen Hollanda'ya dönüyor. Dönerken yanına numunelik olarak bir miktar kamış almayı da ihmal etmiyor. Daha uçakta iken etrafında kamışların boy verdiği akarsuyun uzunluğunu genişliğini enine boyuna hesaplayarak kendi kendine birşeyler yazıp çizmiş.

 

Çorumlu, Hollanda'ya varır varmaz ayağının tozu ile sosyal ödenek aldığı kuruma gider. Kafasında oluşturduğu plan ve proje ile ilgili bütün ayrıntıları bir bir masaya yatırarak, işsizlik belası denilen büyük sıkıntıdan kurtulmak için devletten teşvik kredisi ister. Devletin bu tür projelerde kullanılmak üzere bir kenarda tuttuğu özel bir bütçesi olduğundan, görevli memur Çorumlu'yu can kulağıyla dinler ve ayrıntılar konusunda sorular sorar. Görevli memur konuşma boyunca bol bol notlar alır. Çorumlu görüşmeden ayrılırken çok umutludur. Görevli memur ona bütün bu bilgileri üstleriyle paylaşacağını ve birkaç gün içinde kendisini yazılı olarak bilgilendireceklerini söyler.

 

Çok geçmeden devlet kurumundan Çorumlu'ya bir mektup gönderilir. Çorumlu görüşmeye çağrılıyordu. Belirlenen gün ve saatte Çorumlu büyük bir heyecanla toplantıya gider. Masanın etrafında daha önce görüştüğü devlet memuruna ilaveten başka bir memur daha oturmuştur. Çay kahve eşliğinde başlayan görüşme Çorumlu'yu iyiden iyiye umutlandırır. İşsizlere işsizlik parası ödeyen kurum prensip olarak meseleye sıcak bakmaktadır. Fakat bunun için konunun her yönüyle araştırılması gerekmektedir. Konuyu ele almak için Çorumlu'nun konuya ilişkin bir taslak hazırlaması gerekmektedir. Taslak hazırlanırken hangi konulara açıklık getirileceği, hangi sorulara cevap verileceği konusunda Çorumlu'nun eline daha önceden hazırlanan kalınca bir dosya verilir. Dosyada doldurulması gereken formüller ve yanıtlanması gereken bir sürü soru vardır. Yetkili memur toplantıya hazırlıklı gelmiştir. Günler öncesinden hazırladığı dosyada, köyün arkasından geçen akarsuyun uzunluğu, genişliği, bu alanın kime ait olduğu, arazinin yapısı, ana yolla olan uzaklığı ve daha bir çok soru ardarda sıralanmıştı. Dosyanın bir başka sayfasında proje için ihtiyaç duyulan para miktarı, bu paranın nereye niçin harcanacağı, projenin gerçekleşmesi durumunda bu alanda kaç kişinin çalışacağı, hangi araç ve gereçlere ihtiyaç duyulacağı ve sonuçta yılda kaç ton kamış toplanabileceğine dair sorular sorulmuştur. İki hafta içinde teslim edilmek üzere Çorumlu'nun eline kalınca bir dosya verilir. Kapıdan çıkan Çorumlu'nun içi içine sığmıyordu. Bir iki hafta önce kafasında beliren bir projenin planı adım adım gerçeğe dönüşüyordu. Yıllardır kimseye hiç bir yararı olmadan, ilkbahar aylarında yeşeren, sonbaharda kuruyan bu sahipsiz sazlığın şimdiye kadar fark edilmemesi ve değerlendirilmemesi bizim Çorumluya üzüntü veriyor.

 

Çorumlu hemen kolları sıvıyor. Eline tutuşturulan dosyayı eksiksiz ve kusursuz doldurmak için sağda solda koşturuyor. Sonunda formülün doldurulmasında kendisine yardımcı olabilecek deneyimli bir muhasebeci buluyor. Çorumlu anlatıyor muhasebeci yazıp çiziyor. Söz konusu olan sazlıkta yetişen kamışları toplamak için hangi iş makinesine ihtiyaç duyulacağı, bu araçların temini için ne kadar paraya ihtiyaç duyulacağı, çalışacak insan sayısı ve daha bir sürü detay aşağı yukarı hesaplanarak dosyaya geçiriliyor. Dosyada yer alan bütün sorular çok dikkatli bir şekilde yanıtlanıp dosya hazır hale getiriliyor.

 

Dosya hazırlanınca bizim Çorumlu ilişki içinde bulunduğu memura telefon açarak bir randevu talebinde bulunuyor. Randevu günü ve saati geldiğinde Çorumlu görüşmeye gidiyor. Görevli memur dosyayı alarak dikkatlice gözden geçiriyor. Olası eksiklikleri gözden kaçırmamak için elinden gelen bütün gayreti gösteriyor. Gerekli kontroller yapıldıktan sonra dosya teslim alınıyor. Çorumlunun umut bağladığı dosya değerlendirilmek üzere bir üst kuruma gönderilecektir. Üst kurum, gerekli incelemelerde bulunarak öngörülen projenin ciddiye alınıp alınmayacağı konusunda fikir belirletecektir.

 

Beklenen yanıt öngörülenden daha çabuk gelir. Proje olumlu karşılanmıştır. Detaylar üzerinde konuşmak üzere Çorumlu tekrar görüşmeye çağrılır. İstenilen gün ve saatte Çorumlu randevuya gider. Projeyi ele alan üst kurum projeyi ciddi bulmuş ve bundan sonraki adımlar için kendince bir yol haritası hazırlamıştır. Buna göre Hollandalılar'dan oluşan uzman bir ekip proje sahibi ile birlikte Çorum'a gidecek ve projeye ilişkin bütün detayları yerinde inceleyecektir. Yapılacak harcamaların tümü kurum tarafından karşılanacaktır. Çorumlu öneriyi memnuniyetle kabul eder. Çorumlu'nun içinde bulunduğu ekip çalışmalarda bulunmak üzere, Türkiye'ye gitmek için hazırlıklara başlar.

 

Ekip gerekli hazırlıkları tamamlayarak Türkiye'ye uçar ve zaman kaybetmeden çalışmalara başlar. Çorumlu, ekipte yer alan insanları sazlık bölgeye götürür. Meselenin uzmanı olan kişiler ellerinde alet ve cihazlar gerekli ölçümleri yaparlar. Elde edilen veriler tahminlerinin üzerinde iyidir. Bölge uzun vadeli bir yatırım için son derece uygundur. Sazlıktan alınan kamış numuneleri incelenerek kalite konusunda elde edilen veriler birer birer kayıtlara geçirilir.

 

Çorum'a giden ekip çalışmalarını tamamlayarak Hollanda'ya döner. Yazılıp çizilen bütün tutanaklar masaya yatırılır. Uzman kişiler tutanakları değerlendirir. Sonuçta proje kabul görür. Yatırım için gerekli olan para miktarı uzmanlara hesaplatılır. Biçme, toplama, sıkıştırma, baliyalama ve taşıma için ihtiyaç duyulan araç ve gereçlerin cinsi ve sayısı üzerinde çok dikkatli hesaplar yapılır. Toplanan ve baliye haline getirilen kamışların bir süreliğine muhafaza edilmesi için yapılması gereken korunak sayısı, bu korunakların köyün neresinde ve nasıl yapılacağı gibi konular konuşularak karara bağlanır.

 

Proje kabul görüp, gerekli finans sağlandıktan sonra Çorumlu hemen işe koyulur. Çalışmalara eşlik edecek Hollandalı bir mühendis bizim Çorumlu'nun emrine verilir. Çorumlu Hollanda Devleti'nin desteğini arkasına alarak doğruca köyüne döner. İhtiyaç duyulan iş makineleri tez elden temin edilir. Korunaklar inşaa edilir. Köyde iş arayan insanlar arasından işe yarayan, en güvenilir ve en nitelikli insanlar tespit edilerek işbaşı yapılır.

 

İnsanlar emirlerine verilen iş makinalarıyla arı gibi çalışmaya başlar. Köyün arkasından geçen akarsuyun çevresinde her yıl yuva kuran kuş ve ördek sürüleri sazlığa giren makine sesinden ürkerek başka taraflara uçuşurlar. Köyün yaşlıları ellerinde bastonu, ellerini gözlerine siper ederek sazlıkta dolanan iş makinelerini uzaktan uzağa seyre koyulurlar. Hollanda'dan getirilen becerikli makineler akarsuyun çevresinde hızlı bir şekilde gezinerek bir insan boyunda yükselen kamışları bir güzel biçiyorlar. Yere serilen kamışları toplama işi başka bir makineye devredilmiştir. Görevi devralan ikinci makine yere serilen kamışları düzgün bir şekilde deposuna aktararak, onları kendi deposunda baliye haline getirdikten sonra birer birer arka kapısından araziye savuruyor. İşe alınan birkaç köylü savrulan baliyeleri omuzlayıp arkadan ilerleyen traktörün römorkuna fırlatıyorlar. Römork ağzına kadar dolunca birkaç işçinin eşliğinde barakalara yönelinir. Çalışma imkanına kavuşan köylüler kendilerine bu iş imkanını yaratan gurbetçi abilerine hayır duada bulunarak onu kendilerine baş tacı yaparlar.

 

Bu hummalı çalışma birkaç ay aralıksız devam eder. Büyük bir hevesle çalışan köylüler barakaları ağzına kadar kamışla doldururlar. Etrafında yükselen kamışlar biçildiği için köyün arkasında bulunan akarsuyun mavi suları gün yüzüne kavuşmuştur. Uzunluğu birkaç kilometreyi bulan akarsu kamışlardan temizlendiği için mavi sular adeta rahat bir nefese kavuşmuştu. Biçilen kamışların yerine gelecek yıl daha sağlam ve daha gür kamışlar çıkacak ve bu durum birçok insanın yüzünü fazlasiyla güldürecekti.

 

Gelecek yıl mayıs ayına kadar insanların bu topraklarla işleri olamazdı artık.. O zamana kadar yapılacak başka işler olacaktı. Toplanan kamışları Hollanda'ya göndermek için gerekli olan hazırlıklar çok önceden tamamlanmıştır. Depolarda bekletilen kamışlar kısa bir süre içinde Hollanda'ya aktarılır. Kendileriyle anlaşma sağlanan firmalar kamışları hemen teslim alarak onları kendi ambarlarına taşırlar. Çorum'dan getirilen kaliteli kamışlar fabrikalarda gerekli işlemlerden geçirilerek pazara sürülür. Villa tipi evlerin üstünü kapatan kar ve yağmura dayanaklı bu kamışlarda Çorum köylüsünün alın teri ve bizim gurbetçi kardeşimizin azim ve kararlılığı vardır.

 

Çorumlu vatandaş uygulamaya koyduğu bu projenin sonucundan fazlasıyla memnundur. Onun projesine destek veren Hollanda işsizlik kurumu onun bu başarılı girişiminden dolayı keyiflidir. Çorumlu vatandaş kendisine ve birkaç hemşerisine iş imkanı sağladığı için kendisiyle gurur duyar. Hollanda işsizlik kurumu, işsizlik ödeneği alan bir insanı, işe kazandırdığı için ayrıca memnundur. Çorumlu gurbetçi birkaç yıl içinde iş hacmini ve cirosunu birkaç milyon euro yükseltir. Bu başarılı çalışmadan dolayı da örnek bir girişimci olarak gerekli yerlere taktim edilir” diyorum.

 

Bu arada Fransa sınırına varıyoruz. Basit bir kulübeden ibaret olan sınırda hiçbir kontrole takılmadan geçiyoruz. Ekrem Abi sınırı geçtiğimizi fark bile etmiyor. Konuşmama nokta koyduğumu gören Ekrem Abi sessizliğini bozup bana dönerek "Vay be, adamdaki zekaya bak, devletin engin anlayışına bak! Eee peki sonrası, sonrasında ne oluyor? diyor.

 

Ekrem Aponun meseleye olan ilgisini göz önünde bulundurarak konuşmama devam ediyorum.

- Sonrası malum. Konferansı yöneten sunucu bayan, Çorumlu'nun hayata geçirdiği bu başarılı projenin ayrıntılarıyla ilgili bilgiler verirken, ben hayretlere düşüp derin düşüncelere dalıyorum. Kendi kendime "Vay anasına be" diyorum. "Yazması okuması olmayan Allah'ın Çorumlusu, bu yaratıcılığı gösterebilirken benim gibi, ben benim diyen bir insanın bakkal-market işiyle uğraşması olacak iş midir?" diye düşünüyorum. Daldığım derin düşüncelerden kendimi bir türlü alamıyorum.

 

Konuşmamın burasında Ekrem Abi biraz daha meraklanıyor ve bana "Evet, kendi kendine ne düşündün?" diyor.

 

- Şunları düşündüm. Dedim ki insan şu bizim Karahan köyüne gitse, biraz önce sözünü ettiğim o viraneye dönen bağların ölçümünü bir güzel yapsa, sahipleriyle anlaşıp onları bir koperatif çatısı altında bir araya getirse ve meyve yetiştiriciliği ile ilgili bir proje oluşturup bunu Hollandalı yetkililere sunsa nasıl olurdu? Bu meseleyi enine boyuna kafamda tasarlayınca tepeden tırnağa heyecanlanıyorum. Beşyüz kişinin toplandığı salonda Avrupa'nın değişik ülkelerinden gelen işverenler oluşturdukları projelerle ilgili farklı düşünceler ileri sürürken, ben kafamda oluşturduğum hayali bir proje ile kanatlanıp doğup büyüdüğüm Karahan köyüne doğru havalanıyorum. Karahan'a varır varmaz yıllardan beri ot istilasına uğrayan viran bağları ot ve taşlardan temizliyorum. Sonra bu araziyi dört eşit parçaya bölüyorum. Ramazan amcamın bağından başlayarak ilk bölüme kiraz ağaçları dikiyorum. İkinci bölümü şeftali ağaçlarına ayırıyorum. Üçüncü kısmı kayısı ağaçlarına, dördüncü bölümü ise elma fidanlarına ayırıyorum. Yıllardır bir işe yaramayan, köylülerin kaderine terk ettiği bu verimli araziyi dört parçaya bölüp her bir parçasına ayrı ayrı meyveler ekince burnuma dalından yeni koparılmış kayısı ve şeftali kokusu gelmeye başlıyor.

 

Çorumlu vatandaşın başarılı projesine taş çıkartacak bir projenin temelini hemen kafamda detaylandırıyorum. Meyve yetiştiriciliği için ihtiyaç duyulan finans sorununu Hollanda'da bulunan Rabobank ve diğer ilgili kurumlarla konuşup hal ediyorum. Tabii bu iş hemen hal olmuyor. Önce proje hazırlamam gerekiyor. Finans sorununu hal etmek için önce bir proje taslağı üzerinde çalışıyorum. Adamların önüne, önü-arkası sağlam bir proje sunmadan kendilerinden bir tek kuruş para alamayacağımı bildiğim için işi sağlamdan ele alıyorum. Ayakları yere basan bir proje hazırlamak için zaman kaybetmeden harekete geçiyorum. Hollanda'da tanıdığım uzman çevrelerle ilişkiye geçerek kafamda tasarladığım proje ile ilgili düşüncelerimi ortaya koyuyorum. Uzman arkadaşlar verdiğim bilgileri kağıda geçiriyorlar. Sonunda dört dörtlük bir proje ortaya çıkıyor. Elimdeki projeyi zaman kaybetmeden Hollandalı yetkililere ulaştırıyorum. Yapılan birkaç görüşme sonucunda Hollandalılar projeme sıcak bakıyorlar. Projeyi yerinde incelemek üzere köye bir ekip göndermeye karar veriyorlar. Köydeki akrabalara haber uçurarak kendilerini mesele konusunda bilgilendiriyorum. Para kokusunu alan hısım-akraba elinden geleni yapacaklarına dair bana güvence veriyorlar.

 

Projeyi  yerinde inceleyecek uzman ekip ile birlikte çalışmalara başlamak üzere memlekete uçuyoruz. Uçak yolculuğu sırasında Çorumlu vatandaşın papucunu dama atmak için durmadan kafa yoruyorum. Memlekete varır varmaz çalışmalara başlıyoruz.Köylüler verdiği sözü fazlasıyla yerine getiriyor. Hollandalı ekip baş tacı ediliyor. Ekibin çalışma yürüttüğü bir hafta boyunca köylüler hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyorlar.Her gün ayrı bir köylünün evinde pilav üstü tavuk yiyen Hollandalılar durumlarından memnun kalıyorlar.Memleket insanımızın ruhunda misafir perverlik olsa da,kazın geleceği yerden tavuk esirgenmez sözünü bildikleri için köylüler Hollandalı misafirlere hizmet etmede birbiriyle yarışıyorlar. Gerekli çalışmaları tamamlayip sonunda misafirlerle birlikte Hollanda'ya dönüyoruz. Sunulan proje hiçbir engele takılmadan hemen onay görüyor. Öngörülen finans kaynağı hemen temin ediliyor. Projenin ayrıntılarını netleştirmek için çalışma grupları oluşturuluyor. Ağaçların dikileceği bağların sınırını ayıran taştan örülen duvarları ortadan kaldırmak için toprağa ilk kazma ne zaman vurulacak, taşlar nasıl ve nereye taşınacak, kiraz, şeftali, kayısı ve elma fideleri nereden temin edilecek, bu iş için hangi araçlara ve ne kadar insana ihtiyaç olacak, arazinin taşlardan temizlenme işi ne kadar sürecek, bu işlemden sonra hangi aşamaya geçilecek gibi konular konuşularak net ve sağlam bir programa bağlanıyor”diyorum.

 

Anlattıklarım Ekrem Aponun aklını başından alıyor. Anlaşılan benim gibi o da zamanında bu tür şeyler üzerinde kafa yorarak bol bol hayal kurmuş. Söylediklerim Ekrem Aponun hayalleriyle çakışınca damarlarındaki kan hemen kaynamaya başlıyor ve bana  dönerek

"Evet sonra, sonra ne oluyor? Sen oraya gel." diyor.

 

Devam edecek...

 

Kadir Büyükkaya

 

k.buyukkaya@hotmail.com

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık