EY KARABAHTLI SİVEREK'İM


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00
EY  KARABAHTLI  SİVEREK’İMBir gün yaşam yolculuğunda devam ederken, yolda Siverek’e rastladım. Sırtında bir yüküyle mahzun ve dalgın bir şekilde ve derin düşünceler içerisinde yürüyordu.
Daha önceleri Siverek’in çok büyük bir tarihi geçmişe sahip olduğunu duymuştum. Bu duyumları merak ederek kendisine sordum:  
-Nedir bu dalgınlık ve hüzün. Diye ve devam ettim;
-Sen nesin, neyin nesisin, seni tanıyan, bilen kimse var mı acep. Sordum seni tarihe, ta milattan önce 5000 yıllarında doğduğunu söylediler. O dönemlerde bir kale yapmışlar. Zaman olmuş, insanlar kızmışlar, yıkmışlar. Başkaları gelmiş yine yapmışlar. Tekrar yıkmışlar yine yapmışlar. Hep böyle gele gelmiş günümüze. 5000 yıl milattan önce, 2000 yıl de sonra, eder 7000 yıl bu kadar uzun ömür  Allah hiç kimseye vermez.
Peki dedim;
-“Şimdiye kadar yaşadın neyin var neyin yok, neler yaptın sana ne yaptılar ? Şöyle bir çıkınını indirdi birkaç kırık dökük eşyadan başka bir şeyi olmadığını gördüm. Sayılmayacak kadar insanların kütüklerini gördüm. İsimler hep silinmiş, okunamayacak halde, sadece isimleri koyu bir yazı ile yazılanların isimleri,biraz dikkatlice bakıldığında ancak okuyabiliyoruz. Evet sadece isimleri, kim olduklarını, nasıl bir insan olduklarını, şekil ve şemailleri nasıldı bilemiyoruz.
Kültüründen sordum,
-”Senin hiçbir şeyin yok mu?” Bana;
-“Neyi soruyorsun?” dedi. Ben;
-“Kültüründen,mesela bir şarkın bir türkün bir masalın,bir geleneğin ve buna benzer şeyler. Bana:
-”Olmaz olur mu, insanların yaşadığı yerlerde kültür olmaz mı Benim şarkımda vardı, türkümde vardı geleneğimde, masalımda ve daha bir çok şeylerim vardı. Ama hiç kimse sahip çıkmadı bir kayda bir yazıya dökülmedi hepsi kayboldu unutuldu ancak çıkınımda bir iki kırıntı, döküntü kaldı. Gerçekten kültürüne baktım, hiçbir şey veyahut kültürden ufak tefek kırıntılardan başka bir şey göremedim, bulamadım. Hayret, hem de nasıl hayret, 7000 yıllık bir yaşam merkezinde kültür yaşanmamış mı ? Ne bir bilgi,ne bir belge, nede bir fotoğraf hiçbir şey yok. Peki diyelim ki 1900 lü yıllara kadar Siverek geldi gördü ve yaşadı, her şey kayboldu mu ? yoksa yok mu edildi ? soruyorum. Bana dudak bükerek ellerini iki yana  açarak ;
-“Bende bilemiyorum” dercesine bana baktı ve şöyle dedi .
-”Bende yaşadılar, kendilerini kucağımda doğurdum, yaşattım, uyuttum, büyüttüm, hayatı yaşamaları için yedirdim imkanlar ve bir çok şeyler verdim, ama onlar bunlara ve bana sahip çıkmadılar verdiklerimin kıymetini bilmediler, verdiklerimi yok ettiler. Bende bulunan her şeylerimi onlara verdiğim için şu anda gördüğün gibi çıkınımda kırık dökük birkaç eşyadan başka bir şeyim yok, onlarda bir şeye yarar mı bilemiyorum. Zaten geçmişte olduğu gibi şimdide aynı şeyleri yaşamıyor musun, işte, ha geçmiş, ha şimdi hiçbir fark yok, şu anı anlatsam geçmişin aynısını anlatmış olursun. Ve bana dedi ki;
-“Nankör olup kültürüne, tarihine ve bana (Memleketine) sahip çıkmayanlarda unutulup yok olurlar, bir ot gibi gelir ve kuruyup giderler.” Geçmişe göz attığımızda     zaman olmuş ki geçmişte günümüzden daha güzel şeyler yaşanmış diyebilirim.  Zaman  1920 lı yıllar, Siverek yine yol güzergahı, insanlık düşmanı milletler, yine hareketleniyorlar,yine hırs, yine kin ve yine savaş Türkiye parçalanıyor bölüştürülüyor leş kargaları gibi saldırıyorlar. Her tarafa giriyorlar ama Siverek’e değil girmek semtinden bile geçemiyorlar ve dolayısıyla Diyarbakır ve ötesine de gidemiyorlar. O dönemde Anadolu da ilk olarak bir ticari gazete olan İrfan gazetesi Siverek’te çıkıyor. Dergiler çıkıyor. Sosyal ve kültürel faaliyetler yaşanıyor. Ama ne acı ki bunlara ne kimse sahip çıkıyor, nede saklanıyor. Günümüzde Siverek’in geçmişine ışık olacak bir çok kaynak bilgi belge korunup yetişemiyor ve yok oluyor veya yok ediliyor.!  Yine sordum;
-”Peki dedim senin hiç yetişen ünlü insanın yok mu? Gözlerimin içine bakarak gözleri dolarcasına deriiin bir ah çekti,
-“Vardı, vardı ama işte gördüğün gibi şu anda ne isimleri var, nede cisimleri,  benim bağrımdan öyle insanlar çıkıp insanlara  hizmet etmişler ki, dünya hayatı boyunca unutulmayacak kadar hizmetler etmişler. Ama görüyorsun ne kendileri kendilerine sahip çıkmışlar, nede başkaları onlara sahip çıkmış. İşte görüyorsun senin döneminde bile hani kim var dışarıda profesörlerin, hocaların, büyük iş adamların, milletvekillerin, brokratların hani kim dönüp bana selam veriyor, halimi soruyor, hepsi canavardan kaçarcasına benden kaçıyor. Dilleri “Siverekliyim Siverekli olmakla gurur duyuyorum ne emrin varsa bekliyorum.” Diyor ama gönülleri ise başka telden çalıyor hiç akıllarında bile değilim, yılda bir kere de olsa kimse gelip bir selam verip halimi bile sormuyor. Yılda bir kere olsun dedim de aklıma geldi. Sağ olsunlar pılısını pırtısını toplayıp, beni terk edip gidenler, yılda bir defa da olsa bende yetişen ürünlerini almak için gelirler birkaç gün bağrımda gezinirler, hasret gideririm fakat daima içimde buruk bir ayrılık acısı var birkaç gün sonra tekrar bırakıp gideceklerini taaa… derinden  hissediyorum ama olsun hiç olmazsa hala bu insanlarıma bir şeyler ikram edebiliyorum. Ama bir şey var ki ona çok üzülüyorum. Kendilerine verdiklerimi hiç bana harcamıyorlar hep benden alıp dışarıda kendi zevk ve sefalarına harcıyorlar. Benden aldıklarını alıp gittikten sonra ben hiç akıllarına gelmiyorum bu da beni çok üzüyor. Ve birde biribirleriyle çok uğraşıyorlar öyle biribirleriyle uğraşıyorlar ki ben akıllarına bile gelmiyorum.
Ve dönüp aydınım diyen öğretmenine, zenginine, fakirine, yüksek tahsillisine, dindarına sordum;
-“Nedir bu Siverek’in hali sizden çok şikayetçidir. Ama anadır ne ettim eyledimse bir türlü sizlerden vaz geçmiyor hep sizlerden umutlu, “Belki bana bir gün sahip çıkarlar” diye. Her kes sus pus oldu sanki canavardan kaçarcasına, kaçma sevdasında veya “Senin başka işin yok mu, bu memlekete iyilik yaramaz” deyip kendi acınacak halini dile getirmektedir. El insaf, El insaf .....

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık