Mustafa Karadağlı

EZAN


Mustafa Karadağlı
28 Ağustos 2013 Çarşamba 17:36

 

Sabah ezanını en çok İstanbul”da sevmiştim.  Birde, Medine’nin peygamber aşığı yanık sesli müezzinlerinin gönül yakıcı sesle okudukları ezanı.  Bu yüzdendir ki her ezan okunduğunda o sesleri arıyorum.

Sadece ezan mı? Hayır.

Mahir’i, Abdussamed’i, İsmail Biçer’i, Kani Karaca’yı ve yeni bir yetenek olan, İshak Danış Hocayı dinlemek ayrı bir haz verir bana. Bu kadar güzel numuneleri dinleyip çevremizde neden böyle ustalar yok diyesi geliyor insanın. Peki bu mümkün değil mi?

Birçok görevli camide mihraba geçtiğinde, usulüne uygun bir şekilde kur'an okuyamıyor.

Birçok ezan görevlisi ezan okuyamıyor, ben bu sese koşmalıyım dedirtemiyor, bağırmayı ezan zannediyor.

Ezan, caminin dıştakileri celbetmenin hikmetli yönüdür. Bence bu yöne, ağır hakaretler ediliyor. 

Ezanın en güzel bir şekilde okunup gönüllere hitap etmesi gerekirken, aksine bağırmalı bir ezan makamı, gönüllerin kırılmasına sebep oluyor. 

Kutsiyetini geçtik, çoluk çocuğuna rızık götürdükleri işin gereğini de layıkıyla yerine getiremiyor bir kısım müezzinler. Birçok kişi ezandan hoşlanmıyorsa bunda bu kusurları işleyenleri payı büyüktür.

Siz Siverek'te sabah ezanının ardından okunan sözde salaları  bir işitin hele! Her makamdan bağırma seslerini layıkıyla işiteceksiniz.

İnsanların camide huzur bulup ezana koşmaları tamamen donanımlı ve musikiye aşina bir müezzine bağlıdır. 

Namazın temel dua ve birkaç suresinden başka ilim tahsil etmemiş, okumamış, dünya Müslümanlarının dertleriyle,  geldikleri medeniyet düzeyiyle ilgilenmeyen görevliler, ancak bu dine ağır zayiatlar verir.

İlk emri oku olan bir dinin tebliğcileri, ancak okuyarak kendini aşabilir ve halka açılabilir.

Bir müezzin musiki sevdalısı olmalı bence. Makamları layıkıyla bilmeli. Ezanıyla tek bir kişi dahi  olsa halkı camiye çekebilmeli. Müezzin seçimlerinde artık ses güzelliği ve samimiyette göz önünde bulundurulmalı.

Kelam-ı Sani

Namaz kılınınca giyilen cübbenin sadece namaz esnasında giyilip namaz dışında kutusunda saklı tutulması, akla birçok yorumu getirtiyor.  Ya bunun planlayıcıları hedefe ulaştı, ya da tamamen rehavet… 

Bir din görevlisi, neden Allahı hatırlatıcı bir elbiseyle arzı endam etmesin ki? 
Kanımca bu gelenek şunu akla getiriyor:
İnanç, sadece camide veya mescidde cübbe ya da dini bir elbise giyince saygıdeğerdir. Diğer durumda pek de önemli değildir. 
Diyanet, çalışanlarını bu minval üzere yetiştirmeli artık. Sokakta, evde, toplantıda  alışverişte kendi mesleğini yansıtır bir elbise. Halk bakınca inancını hatırlamalı, ona saygı duymalı.

Doktor olmayan birinin ameliyat yapması nasıl büyük bir zayiatsa, tebliğ metotlarını bilmeyen işine sadece geçim kaynağı gözüyle bakan bir görevlinin vereceği zayiat da aynıdır bence. Bu aynı zamanda,  dünya ve ahreti de tahrip  edecek bir tavırdır.

Haklı itiraz seslerini işitir gibiyim.

-“Biz istemiyor muyuz sanki?”

Bu işi samimiyetle yürütün muhterem görevlilerimizi tenzih ederiz. Sözümüz bu kurumun başınadır.

Selam ve Dua ile…

28/08/2013 Siverek

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık