Hac (2.Bölüm)


2 Mart 2009 Pazartesi 00:00
                             

   ……Ve, karşınızdadır o muhteşem güzellik! Daha önceleri tv’den ya da resimlerden görebildiğiniz “Beytullah” tüm ihtişamıyla öylece sizi beklemektedir… Bir an donup kaldığınız, “Allah’ım, ben şimdi gerçekten burada mıyım?” diye defalarca kendinize sorduğunuz, bir kavuşma anından ancak ve ancak bu kadar haz alabileceğiniz bir zamandasınız… Etrafınızdaki mahşeri kalabalığı bile ilk etapta fark etmezsiniz. Sadece heyecan, aşırı kalp çarpıntısı, müthiş bir duygu seli ve gözyaşlarının gayri ihtiyari süzülüp akışıdır sizde vuku bulan… Bırakırsınız kendinizi onun çekim alanına, tüm kalabalığa rağmen varırsınız duvarının dibine, o güzelim eşsiz kokuyu çekersiniz doyasıya ciğerlerinize… Anne kucağıdır Kâbe, baba ocağıdır… Kendinizi hiç bu kadar güvende hissetmemişsinizdir daha öncesinde… Yüceler Yücesi’nin huzuruna hiç bu kadar yakınlaştığınız olmamıştır belki de…
        
      Riyasız, yalansız dökersiniz gözyaşları eşliğinde içinizden geçenleri dilinizden, gönlünüzden… Huzurundasınız… Duaların geri çevrilmediği, “Hadi iste ey kulum! Ne dilersen kabulümdür bastığın topraklar hürmetine” dediği tek yerdir Yaradan’ın, Beytullah ve Arafat…
     
      Namaz vakti, o muhteşem sesiyle ezan okuduğunda Kâbe müezzini, tavafı bırakıp saf tutar tüm Müslümanlar akın akın… Her yer alabildiğince dolu olur. Beytullah’a varan tüm yollar bile, saf tutan insanlarla dolar taşar... Bembeyaz bir görüntü kaplar Harem-i Şerifi… Mahşeri kalabalık arasında başlarsınız namaza… Ve işte, Rabbin evine baka baka, kıldığınız en lezzetli namazı kılıyorsunuzdur… Hep olmayı istediğiniz beyaz mermerlerin üzerinde, siyahıyla, beyazıyla, dünyanın dört bir yanından gelmiş, her biri birbirinden farklı milyonlarca müslümanla aynı safta, sınıf farkı olmaksızın, eşit, omuz omuzasınız… İşte orada, zengin de el açar, fakir de… Belki kalınan oteller farklıdır ama, Beytullah’da saflar hep aynıdır…
  
     Arafat’a yolculuk başlar… Alabildiğince büyük bir ovadır Arafat. Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın, dünya üzerinde birbirine kavuştukları yer olan Cebel-i Rahme isimli küçük bir dağ vardır Arafat’ta… Ovanın her yanı çadırlarla doludur. Hacılar bu çadırlarda konaklar, akabinde Müzdelife’ye yürünür akın akın… Kilometrelerce alanı bembeyaz görürsünüz Müzdelife’de… Mahşerin provasıdır denir Arafat ve Müzdelife vakfeleri için. Tüm günahların döküldüğünü taahhüt eder Yaradan Arafat’ta, kul hakkı hariç… Müzdelife’ye vardığınızda kul hakkı da kalmaz, annenizden yeni doğmuş gibi tertemiz çıkarsınız Müzdelife’den dualar ve tekbirler eşliğinde…

      Mina’ya şeytan taşlamaya gidilir arefeyi bayram gününe bağlayan gece… Yol boyu Mina’nın kasvetli havasını ve sessizliğini, bembeyaz bir sel gibi yürüyen hacıların tekbir sesleri bozar… Hacer anamızın attığı gibi hırsla, öfkeyle atılır bir bir Müzdelife’den toplanan taşlar sembolik olarak şeytana. Herkes içindeki nefsi taşlar aslında, öfkesini böyle dile getirir.  Hac vazifesinin bu son görevi de hakkıyla tamamlandıktan sonra, tatlı bir yorgunlukla dönülür otellere sabahın ilk ışıklarıyla birlikte… Bayram namazları kılınır, kurbanların kesildiğine dair haber gelir ve artık ihramdan çıkılır… Herkes birbiriyle kucaklaşır, haccını tebrik eder.

      Veda tavafını yapmak ne zordur, doyulmaz ki sevgiliye… Boyunlar bükülür, gözyaşları süzülür güneşten kızaran yanaklarınızdan ince ince… Yürekler burada kalır, dualar edilir tekrar kavuşabilmek adına. Zira sılada evlatlar, analar, babalar beklemektedir…


                            
 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık