A.Deniz UĞURLU

HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ -4-


A.Deniz UĞURLU
13 Mart 2009 Cuma 00:00

Aradan 45 gün geçmişti. M. Enes’in ayağına takılan çivileri (fisketöri) çıkarmak için tekrar Diyarbakır yollarındaydık.Hastaneye geldiğimiz zaman ise ilk iş olarak çocuğu, film çekmeye götürdük.Muhammed Enes için adeta film çekmek bir işkenceydi. Her film çekilişi ile beraber isyan edercesine ağlıyordu.
Hastanede çektiğimiz filmi inceleyen doktor C., kemikte kaynamanın tam olmadığını, 15 gün sonra tekrar çocuğu getirmemizi söyledi. Ayrıca kendisinin izne ayrılacağını, diğer ortopedi doktorunun fisketörü çıkarabileceğini söyledi.
Siverek’e geldikten sonra Muhammed’in günlük pansumanlarına tekrar devam etmeye başladık.Bazen imkanlar el vermediğinden,  Muhammed’i 250 metre ilerimizde bulunan sağlık ocağına götürüyorduk. Sağlık ocağının durumu ise içler acısıydı. Sağlık ocaklarında ancak basit pansumanlar yapıldığından sağlık ocağında görevli memur her gidişimizde bizi Devlet Hastanesine yönlendiriyordu. Ayrıca kendi ağızıyla pansuman odalarının ve kullanılan malzemelerin hijyenik olmadığını itiraf ediyorlardı.

Bir akşam vakti eve geldiğim zaman  eşim, M. Enes’in ateşinin çok yükseldiğini hemen acile götürmemiz gerektiğini söyledi. Muhammed Enes adeta yanıyordu. Muhammed Enes’i akşamleyin Siverek Devlet Hastanesi acil bölümüne götürdüm.Acilde bulunan pratisyen doktor çocuğun yüksek ateşinin ayağındaki iltihaptan kaynaklandığını söyleyip antibiyotik şurup yazdı.Bundan sonra düzenli olarak Muhammed Enes’e antibiyotik şuruplar vermeye başladık.

Aradan 15 gün geçmişti, yine Diyarbakır’daydık. Hastaneye geldiğimiz zaman M. Enes’in ameliyatını yapan doktor izinde olduğundan diğer ortopedi doktorunun yanına gittik.Çocuğun en son çekilen filmini inceleyen doktor, fisketörü şimdi çıkaramayacağını 15 gün sonra tekrar gelmemizi söyledi.Sebebini sorduğumuzda ise Muhammed’in kendi hastası olmadığını, fisketörü çıkarmanın riskli olabileceğini söyledi. Aslında kemik hiçbir zaman kaynamamıştı.15 gün sonrada kaynamayacaktı.doktorun yaptığı sadece zaman kazanmaktı…..   Aradan 75 gün geçmişti. 45 günde kaynar denilen kemik 75 gün geçmesine rağmen halen kaynamamıştı.Hastaneye telefon açıp, ameliyatı yapan doktor C.nin hastaneye döndüğünü öğrendim. Doktor C.yi arayıp durumu anlattım. Doktor C. yarın çocuğu hastaneye getirmemizi, ayağındaki fisketörü çıkaracağını söyledi.   Sabah erkenden yine Diyarbakır’a gitmek için yollardaydık. Hastaneye geldiğimiz zaman doktor C.’nin odasına gittik. Doktor C. En son çekilen filmi inceledikten sonra çocuğun yatışını yapmamızı istedi. Buda nerden çıkmıştı anlam veremiyorduk? 15 dakika hastane kalacaktık ama hastanede yatış yapmış olarak gösterilecektik .

Bu şekilde devletten yatış parası alınacaktı.Ayrıca yatış yaptığımızdan dolayı da benden de 50 YTL para almışlardı.

Muhammed Enes tekrar ameliyathaneye alınmıştı. Ayağındaki fisketör çıkarıldıktan sonra Muhammed Enes artık yürüyebilecekti. Büyük bir heyacanla Muhammed’in ameliyathaneden çıkışını bekliyorduk. Aradan 15 dk. geçtikten sonra Muhammed yine hasta bakıcı tarafından asansörden indirildi. Hemen Muhammed Enes’in yanına koştum. Ama gördüklerimi asla inanamıyordum. Muhammed Enes’în ayağındaki fisketör çıkarılmış ve yine ayağı alçıya alınmıştı. Bu durumu hasta bakıcıya sorduğumda ise hiçbir cevap alamadım. Hemen hızlı bir şekilde doktor C.'nin muayene odasına gittim. Doktor C. Muayene odasına beni görür görmez yaşadığı panik havasını fark ettirmemek için yüzüme bakmadan konuşmaya başladı: ” Çocuğun ayağındaki fisketörü çıkardık yalnız; her ihtimale karşı tekrar alçıya aldık. Korkacak bir şey yok, 10 gün sonra alçıyı çıkarırsınız” O anda derin bir nefes almıştım. Üst kata çıkıp, Muhammed’in yanına gittim. Muhammed yine uyuşturulmuştu ve bir saat sonra ancak kendine gelebildi. Doktor C. ise odamıza gelip birazdan hastaneden taburca olabileceğimizi söyledi. Hastaneden çıkmadan önce doktor C.nin yanına gidip, Muhammed Enes’in kemiklerindeki diğer sorun için ne yapmam gerektiğini sordum.Doktor C. ise Muhammed’i acilen Ankara Hacettepe Üniversitesi Endokronoloji bölümüne götürmemizi söyledi.   Siverek’e geldiğimiz zaman ise Muhammed’in ayağını tekrar alçıda gören annem ve babam adeta yıkılmışlardı.Onlarda ayağın tekrardan alçıya alınmasına bir anlam veremiyorlardı.Muhammed Enes’i bu halde görmek ailece bizi çok üzüyordu.   Ramazan ayındaydık.Muhammed Enes’i Ankara götürmek için hazırlıklara başlamıştık.   Devam edecek...

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık