Cuma Özusan

HIZA KARŞI DURMAK


Cuma Özusan
28 Kasım 2011 Pazartesi 00:00
Bazıları hız iyidir der, bir şeyi daha kısa zamanda elde etmek hiç kötü olur mu diye düşünür. Kim kısa zamanda âlim olmak, yazar olmak, bilim adamı olmak, zengin olmak, şöhretli olmak istemez. Bu, insanların arayıp bulamadığı bir şeydir. Çünkü fazla zahmet çekmeden bir şeye kavuşuyorsunuz. Güzel de acaba bu mümkün mü? Ve bir şeyi olması gereken vaktinden önce elde etmek insana bir hayır getirir mi? Fakat her şeye rağmen insanlar bunu istiyorlar ve onların bu umutlarını başkaları kışkırtıyor ve istismar ediyorlar. İnsanları kullanıyor ve onların sırtından para kazanıyorlar. Daha kolay ve çabuk elde etmek insanlara çok cazip geliyor. İnsanlar düşünmüyor, yorulmuyor, bir şey elde etmek için zahmet çekmek istemiyor. İnsanlar yavaş ve ağır davranmanın kadrini bilselerdi bu ham hayallere kapılmazlardı.



Bir şeyin olması ve olgunlaşması için gereken zamanı istediğimiz gibi kısaltamayız. Kısalttığımız zaman yapay, içeriksiz, dayanıksız ve çürük şeyler meydana geliyor. Böyle şeyler tatsız tuzsuz olduğu gibi zamanın karşısında hızla eriyip gidiyor, kullanılıp çöpe atılıyor. Hızı kullananlar insanların yönetip yönlendiriyorlar. “Hız bir ideolojidir”. Gelişmiş ülkelerin meydana getirdiği yaşama şekli hıza dayanıyor. İnsanlara hızı dayatıyorlar. Hızlı değişimi teşvik ediyorlar. Hızı kullanarak insanları daha çok tüketmeye alıştırıyorlar. İnsanlar hızlı yaşamasa ürettikleri hiçbir şeye yaramayacak. Alışveriş bir alışkanlık haline gelmezse mallar satılamayacak. Reklamlar ve ilanlarla insanlar eskilerini kullanmadan yenilerini almaya kışkırtılıyor. Bilim, sanat, müzik, düşünce, sinema hep piyasa şarlarına göre yapılıyor. Her şey kapitalist patronların ceplerini doldurmak için ayarlanıyor.


Bir şeyi olması gereken zamandan daha az zamanda yaptığınızda dayanıksız olur. Hemen tüketilir ve yutulur. İnsanlar hıza öyle alıştırılmış ki hızı iki katı artırıyorlar. İnsan uzak mesafelere daha çabuk ulaşsın diye otomobil icat edilmiş fakat o bununla yetinmiyor onu daha hızlı sürerek cehenneme doğru yol alıyor. “Hızla uzaklar kısalmıyor, insanlar daha uzağa gitmek istiyorlar” diyor Kemal SAYAR. İnsanlar yürüyen merdivenin üzerinde yürüyorlar. Sebzeleri, meyveleri her mevsim yetiştiriyor; tavukları kırk günde kesime hazırlıyorlar ama bunların bir tadı olmuyor. Tabiatın normal bir seyri vardır. Buna uymak mecburiyetindesiniz. Ağaçların yetişmesine, çocukların büyümesine bakın; nasıl hiç fark ettirmeden sessizce büyüyorlar. Çocuklar anne karnında belli bir vakte kadar kalmak durumundadır. Bunlara müdahale ederseniz tabiatlarını bozarsınız. Çocuk belli zamanlar geçmeden belli davranışları edinemez. Süt emme, yumuşak gıdalar yeme ve nihayet dişleri çıkınca sert şeyleri yeme zamanları vardır.


Vaktinden önce meydana gelen vaktinden önce gider. Uygarlığın, kültürün, sanat ve bilimin abidevi eserleri uzun zamanda meydana getirilmişlerdir. Ve ancak bu şekilde zaman onları eskitememiştir. Bunlar birkaç günde veya birkaç ayda meydana getirilmedi. Sofokles, Homerus, Hayyam, Shakspeare, Dostoyevski hala okunup seviliyorsa bunun sırrı hıza teslim olmamalarıdır. Firdevsi şehnameyi tam otuz yılda yazdı. Leonardo da Vinci Mona Lisa’yı dört yılda tamamladı. Darvin “türlerin kökeni” isimli eserini yirmi beş yılda ortaya koydu. Şimdi ise piyasayı altı ayda sanatçı, yazar, düşünür, müzisyen olanlar kapladı. Elbette bunlar yarın unutulacak ve çöplükte yerlerini alacaklar. Sabırlı olamayan, ucuz zaferler peşinde koşanın elinde boş hayallerden başka bir şey kalmaz. Unutulmak istemeyen hıza teslim olmamalıdır. Gelecek için yazmalı ve gelecek için yaşamalıdır. En iyi değerlendirici zamandır.


Bir şeye daha dokunarak konuya son vermek istiyorum. “Hızlı okuma teknikleri” diye kitaplar yazılıyor. Bu da aynı düzenin bir parçası, aynı sistemin bir tamamlayıcısıdır. Hiçbir ciddi kitap hızlı okunamaz. Evet, hızlı okunacak kitaplar vardır ama bunlar bir işe yaramayan değersiz şeylerdir. Telefon rehberine böyle bakarsınız. Eğer gazete okumak gibi okursanız hızlı okumakta bir mahzur yoktur. Çünkü gazete yazıları hızlı okunacak şeylerdir. Onlara öteki gün bakmak gerekmez. Profesör Fuat Sezgin anlamak için bazı kitapları tam yirmi defa okuduğunu anlatıyor. Ağır ateşte pişen yemek gibi, hafif yağan yağmurun toprağa rahmet olması gibi ancak hazmedilerek yapılan şeyler değerlidir ve insana yarayışlıdır. Vesselam.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık