Korkulardan Sıyrılmak (4+4+4'e Faklı Bir Bakış)


15 Mart 2012 Perşembe 00:00
  Önce bir tespit: Türkiye’nin işsizlik, terör, trafik gibi sorunlarının yanına bir de ‘’ötekini anlayamama’’ sorununu eklemek gerekir. Çünkü insanımız, karşıdakinin mesajını doğru algılayamadığı için, önyargılarını ileri sürüyor ve ortaya tam bir belirsizlik, kargaşa ve kuşkular yumağından oluşan olumsuz bir tablo oluşuyor. İşte bu noktada eğitimle alakası olan kesimlerin görüşlerini ifade etmeleri yerinde bir tutum olacaktır.
Herkesin her konuda ahkâm kestiği, herkesin her konuda uzman olduğu, herkesin her konuda söyleyecek bir sözünün olduğu bir ülkedeyiz. Eğitimcisi, ekonomiden; hukukçusu turizmden bahseder. Hem de en ince ayrıntısına dek… Hem de mangalda kül bırakmazcasına… Hal böyle olunca sapla saman birbirine karışıyor ve bunları ayıklamak da epey zaman alıyor. TÜSİAD’ın, hükümetin eğitim sistemiyle ilgili yapmayı planladığı değişikliğe ilişkin çok keskin, çok net görüşler beyan etmesi; hem de işin uzmanlarıymışçasına ve emrivaki bir üslup kullanması en hafifinden demokratik teamüllere ve meslek etiğine aykırıdır, diye düşünüyorum. TÜSİAD gibi –adı üstünde sanayi ve işadamları kuruluşu- eğitimle ilgisi sadece çocuklarını okula gönderip onlara iyi bir eğitim verdirmekten; ya da yapılacak değişiklikte sanayiyi, dolayısıyla meslek liselerini ilgilendiren hususlarda temennilerde bulunmaktan ibaret olacakken; bu kuruluşun eğitimle bu kadar hemhal olması neden olabilir? diye düşündüğümüzde akla ister istemez Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze dek gelen iflah olmaz hastalığımız ‘’olaylara ideolojik bakma’’ geliyor. Böyle değilse -ki böyle olmadığına inanmak gerekir; çünkü Sayın Boyner böyle olmadığını söylüyor- TÜSİAD’ın konuyla ilgisinin hükümetin getirdiği taslaktaki meslek liselerini ilgilendiren maddesi olduğu söylenebilir. Olması gereken de budur. Gelgelelim, işin garabeti, TÜSİAD’ın; tasarıya karşı çıkanların dahi ifade etmekten kendilerini alamadıkları’’Tasarı Meslek liselerinin önünü açacaktır’’ sonucuna dahi itiraz etmesidir. Bir sanayi ve işadamı kuruluşunun başkanını düşünün ki, ortaöğretimde meslek eğitimine, yani onlara yarayacak elektrikçi, elektronikçi, tornacı, tesviyeci, marangoz… vb mesleklere ağırlık verilmesine dahi karşı çıkacak. Bunun akılla mantıkla izahı mümkün olabilir mi?

Nedir tasarıdaki en çok eleştirilen madde? İkinci dört yıllık zorunlu eğitimden sonra ilköğretim mezunlarının istedikleri alana yönelebilmeleri. Buna ‘’Tasarı İmam Hatip liselerinin önünü açmayı hedefliyor’’ diye karşı çıkanlara şu tespiti yapalım. ’’İmam Hatiplerin Önü açılacak’’ dendiğine göre; şunda hemfikiriz ki ’’İmam Hatiplerin önü kapalıdır’’ Hatta Türkiye’de herkes hemfikir ki, İmam Hatiplerle beraber, tüm Meslek Liselerinin önü kapalıdır. Bunu salt katsayı olayında söylemiyorum. Birçok konuda kapalıdır. Mesela bir Sağlık Meslek Lisesi öğrencisi Tıp Fakültesi’ni, bir Endüstri Meslek Lisesinin Bilgisayar Bölümü öğrencisi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü tercih ettiği zaman puanı kırılmaktaydı. Yani şimdi Danıştay’a yapılan itiraz reddedilirse bu sorun tam olarak çözülmüş olacak. Dolayısıyla önü kapalı olan İmam Hatip Liselerinin de, Sağlık Meslek Liselerinin de, Kız Teknik ve Meslek Liselerinin de, Endüstri Meslek Liselerinin de, bırakalım önleri açılsın. Tıpkı Anadolu Öğretmen Liseleri gibi, Tıpkı Anadolu Liseleri gibi, tıpkı Fen Liseleri gibi, tıpkı düz liseler gibi... Bırakalım da İmam Hatiplerin ateşinde on üç yıldır yanan Endüstri Meslek Liseleri Sağlık Meslek Liseleri Kız Meslek Liseleri rahat bir nefes alsınlar. Hem tasarı hiç kimseye dayatma getirmiyor ki. Dileyen, dilediği liseye kayıt yaptırsın. Bunda gocunacak ne var?

On iki yıldır hem meslek liselerinde hem, Anadolu Liselerinde hem de düz liselerde öğretmenlik yapmış biri olarak şunu gözlemledim. Ne İmam Hatip Lisesi öğrencisinin düz lise öğrencisiyle, ne de düz lise öğrencisinin İmam Hatip Lisesi öğrencisiyle en ufak bir problemi yoktur. Zaten öğrencilerin büyük bir kısmı kardeş ya da akrabadır. Aynı zamanda İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin velilerinin de bir Anadolu Lisesinin ya da bir Fen Lisesi öğrencisinin velisiyle bir problemi, sıkıntısı bulunmamaktadır. Halk aynı halktır, toplum aynı toplumdur. Halkın birbiriyle sorunu yoktur. Bu durumla beraber şunu da tespit edelim ki halkın büyük bir çoğunluğu başta İmam Hatip Liselerine ve onların ateşinde yanan Meslek Liseleri’ne bir iade-i itibar istemektedir.  Bu tasarı böyle bir misyonu da üstlense halk nazarında daha çok itibar alacaktır.


Şunda hemfikir olmak gerekir ki Türkiye artık eski Türkiye değil. Kimse kimseyi istemediği bir okula gönderemez. İstemediği bir okulda istemediği dersleri görmeye zorlayamaz. Aileler, çocuklarını ikinci dört yıllık eğitimden sonra istedikleri okullara göndersinler. Zaten şimdi de durum böyle değil midir? Niyet okumalardan bu ülkeye çok zarar geldi. Niyet okumalar yüzünden bu ülke insanına çok bedeller ödetildi. Din eğitimi de eğitim hayatının bir parçasıdır ve gelişmiş ülkelerin çoğunda da bu eğitim vardır. Din eğitimini tamamen yasaklarsanız ya da dışlarsanız; art niyetli kişiler oluşacak boşluğu doldurur. Bu durumda ise ortaya bilimden çağdaşlıktan kopuk hurafeler yığını bir din anlayışı çıkar ki bu da çok tehlikeli sonuçlar doğurur.

Korkularla yaşamak kimseye fayda sağlamaz ve hiçbir şeyi de çözmez. İmam Hatipliler de Meslek liseleri de Fen Liseleri de Anadolu Liseleri de bu ülkenin evlatlarının okudukları okullardır. Evlatları arasında ayrım yapmak bir devlete neyi kazandırır? Bu ayırım yıllardadır yapılmıştır. İmam Hatipliler de bu ülkeye lazımdır. Kesintili eğitim, eski ortaokullar benzeri bir sistemi getiriyor. Eskiden 5+3 olan sistem, 4+4 şeklinde şekilleniyor. Bir de üçüncü 4 yıl yani lise eğitimi de mecburi hale geliyor. Tasarının en güzel yanı da bence ilk dört yıldan sonra derslere branş öğretmenlerinin girmesidir. Geçen Çarşamba günü öğretmenler odasında konuştuğum bir öğretmen arkadaş; eşinin sınıf öğretmeni olduğunu; fakat beşinci sınıfların bazı konularına yeterince vakıf olamadığını ifade etti. Bundan sonra beşinci sınıf ikinci dört yıla dahil edileceği için bu sınıftan itibaren branş öğretmenleri derslere girecek. Bu da çok olumlu bir değişikliktir.

Tasarıya karşı çıkmak demokratik bir haktır; ama şunu da teslim etmek gerekir ki dünyanın birçok ülkesinde kesintili eğitim yapılmaktadır. Öyleyse niye bu korku, niye bu telaş? Bırakalım isteyen istediği liseye gitsin. Biz eğitim sistemimize, eğitimin modernliğine, eğitimin bilimselliğine güvenmiyor muyuz? Güveniyorsak mesele kalmamıştır. İnsanları baskıyla, zorla çağdaş yapamayacağımız gibi onları zorla dindar da yapamayız. Önemli olan kaliteli, nitelikli, bilimsel, demokratik bir eğitim ortamı oluşturabilmek ve olayları ideolojik gözle yorumlamamaktır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık