KONUK YAZAR

NEDEN


KONUK YAZAR
21 Ekim 2011 Cuma 00:00
Bir bebek kadar masum askerlerimiz, güvenlik görevlilerimiz,  hunharca, kalleşçe  arkadan  vurulurken, ibret abidesi olan bu olaylara karşı gün geçtikçe daha sönük, silik, duyarsız ve tepkisiz bir topluma dönüşüyoruz.

Daha birkaç yıl öncesine kadar gerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da olsun gerekse  ülkemiz  genelinde  olsun hasmını  bile arkadan vurmayacaksın anlayışı hakimdi.  Bugün bundan uzaklaşılarak, kadın ve çocuklar dahi  birer  hedef haline getirilerek en iğrenç davranışlar gösterilmektedir.

Doğu ve Güneydoğu’nun tamamı Kürtmüş gibi birileri çıkıp kendilerini bölgenin tamamının temsilcisi zannetmektedir. Oysa bu bölgede Türkler, Araplar, Zazalar, Kürtler ve belirtilen bu toplumların dillerini konuşan değişik  dinlere mensup topluluklar da vardır.  Bu gerçek görmemezlikten gelinmektedir.

Günümüzde doğudaki Kürtler hakkında bol  bol  konuşulup yazılırken hiç kimse batıdaki Kürtlerden söz etmemektedir.  Batıda kendi emeğiyle bin bir sıkıntıyla mücadele ederek tarım ve inşaat sektöründe çalışanların neden bölgelerinden göç edip geldikleri  anlatılmamaktadır. Batıda bulunan büyük kapital sahibi Kürtlerin ise  yaşadıkları yerlere sırtlarını döndükleri,  bölgelerini unuttukları ve doğdukları yerlere yatırım yapmaktan kaçındıkları  bilinmektedir. Üstelik belirtilen her iki kesimde bölgelerinde olup biten olumsuzluklara karşı  tepkisiz ve duyarsızdırlar.
Gerek normal dönemlerde  gerekse terör eylemlerinden sonra özellikle muhalefetteki  siyasiler seçim dönemleri hariç o bölgelere sık sık  gidip gerek sivil toplum kuruluşlarıyla  gerekse halkın itibar gösterdiği  eşrafla görüşmezler, halkın arasına girip halka birlikten ve beraberlikten sözetmezler. 

Gazetelerin bazı  köşe yazarları sıklıkla  hep olumsuzluklardan bahsederken, birlik ve beraberlikten, terörün  çirkin yüzünden,  ırkçı düşüncenin  ilkelliğinden  aynı sıklıkla bahsetmemektedirler.

Terör eylemlerinden  sonra   yazılı basın terörü  manşetten büyük puntolarla lanetlenmemekte, on saniye bile görsel medyada bir kınama yapılmamaktadır.

Doğu ve  Güneydoğu’dan bazı siyasilerin ırkçılığı meclise girmek için paravan olarak kullandıkları  ve  kaybolmaya  yüz tutan aşiret reisliği kavramını da bu şekilde ayakta tutukları belirtilmemektedir.

Türkiye genelinin siyasi partisi olmak istemeyen parti özelliklede batıda yaşayan Kürtler tarafından faks ve elektronik mektuplarla buna zorlanmamaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu da sözüm ona özerklikten bahseden insanların bugüne kadar o bölgenin sanayi, sağlık, eğitim, ulaştırma, tarım ve hayvancılık  sorunlarını dile getirmedikleri  görülmektedir.

Yakın tarihimiz bile bin bir dersle doluyken neden birlikte yaşama hazzından, birlikte yaşamanın gücü ve kudreti, ayrışmanın felaketi ve sefaleti getirdiği  sıklıkla anlatılmamaktadır.

Yirmi birinci yüzyıl çağdaş insanının ve toplumunun nasıl olması gerektiği irdelenmemekte ilkel ırkçı düşüncelerin peşinde koşulmasının anlamsız olduğu vurgulanmamaktadır.

Doğu ve Güneydoğuda insanların sosyal hayatı  cennete çevrileceğine  yıllardır cehenneme çevrilmektedir.

Oysa ne güzel türkülerimiz vardır her kıtası bölgenin konuştuğu dillerden oluşamaktadır.  Müziğimizin bu güzellikleri konuşulmamaktadır.

Neden ?

Doğu ve Güneydoğu’da doğal zenginlikler mi var?  Sömürgeci güçlerin iştahını kabartan,  Ortadoğu’da insanları hayvan yerine koyup birbirine  kırdıran, ar ve namus bırakmayan...

Yoksa bu yüzyılın çağdaş insanı olarak  akıl ve mantık doğrultusunda düşünmek,  konuşmak, yazmak veya siyasi davranış sergilemek birçok kişinin rant kapısına giden yolunu mu  kapatacaktır..

İsmet TEKEL/ İZMİR


                                                                                                

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık