ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK NEDİR


30 Nisan 2009 Perşembe 00:00
      ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK NEDİR?

Öğrenmenin amacı kişiye, konuya veya şartlara bağlı olarak değişir. Koşulların sürekli değiştiğini göz önüne alırsak çoğu bilgi ve becerimizin bir gün önemini yitireceğini ama öğrenmeyi öğrenme becerimizin tam tersine giderek daha çok önem kazanacağını unutmamamız gerekir. Bununla beraber bir takım genellemeler yapmak mümkündür. İhtiyaçlarımızı karşılamak, etkinliğimizi arttırmak, koşullara daha iyi uyum sağlayabilmek, potansiyelimizi tümüyle kullanmak gibi sebeplerle bilgi, beceri ve davranışları kazanmak isteriz.
Bazılarımız sahip oldukları kısıtlı bilgiyi kolaylıkla kullanabilirken bazılarımız daha fazla birikime sahip olmalarına rağmen bilgilerinden gerektiği gibi yararlanamaz hatta bilgiyi aynı düzeyde kullanabilecek iki kişiden birisi bunu yaşamının doğal bir parçası haline getirirken diğeri sadece mecbur kalınca kullanır veya hiç kullanmaz. Deneyim olmadan bilgi beceriye dönüşmez. Öte yandan bilgiye dönüştürülemeyen deneyim tarihi tekerrür ettirir. Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur. En kısa zamanda elde ettiğimiz en basit bilgileri bile belirli süreci tanımlayarak öğreniriz.

En kısa zamanda elde ettiğimiz en basit bilgileri bile belirli bir süreci tamamlayarak öğreniriz. Bu süreçler gözlem ve algılama, anlama ve yorumlama, uygulama ve sınama, yansıtmadır. Gözlem ve algılama aşamasında öğretenin tutumu ve kullandığı araç gereçler önemli bir rol oynar. Çoğu zaman konuyu ne kadar iyi anladığımızı uygulama esnasında öğreniriz.
      Bu yüzden Öğrenmeye çalışılan konu;  şekil, grafik veya resim gibi görsel sembollerle birleştirilmelidir. Öğrenmek istenilen konu anlamlı gruplara ayrılmalı ve bu gruplar arasındaki ilişkiler görsel olarak sergilenmelidir. Konuyla ilgili örnek bulmaya çalışılmalı, gerekirse hayali örnek verilmelidir. Nesne ve olayların farklı boyutları arasında çarpıcı ve akılda kalacak ilişkiler kurulmalıdır.

Sülfirik Asitin “Hasan İki Salak Osman Dört” şeklinde ezberlendiği gibi. Herhangi bir zamanda hatırlamak istediğimiz bir şeyi aynı anda gelişen başka bir olayla ilişkilendirebiliriz. Örneğin; İş dönüşünde almak istediğimiz bir şey araba, yol veya yolda göreceğiniz bir nesne ile ilişkilendirilebilir.

Bir konuyu öğrenmeye başlamadan önce amaç netleştirilmelidir. Amacı bilmek etkinliği arttırır. İyi ustalar çıraklarını yetiştirirken bu kurala dikkat ederler. Bütünü görmeden parçaları öğrenemez veya en azından bu bilgiden yararlanamazsınız. Öğrenme bireyseldir. Sürecin her aşamasına aktif bir şekilde katılmazsanız öğrenemezsiniz. Her konu aynı hızla öğrenilemez ve herkes aynı hızla öğrenemez. Dikkatlice incelediğimizde birçok konudaki bilgimizin böyle bir bütünlük oluşturmadığını görürüz. Bunun nedeni öğrenme sürecindeki bütünlüğü sağlayamamış olmamızdır.
      kavramlar, nesneler veya olaylar arasında benzerlik kurma becerisi öğrenmenin en önemli unsurlarından birisidir. “Hayatta rastladığım herkes bir bakımdan bana üstündür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim.”(Sahibini Hatırlamadım) sözü ,Bediüzzaman’nın “kemali kemalsizlikte buldum” sözü,  örnek aldığımız kişinin tutum ve davranışlarının elde ettiği sonuçlar üzerine etkisini açıklayabiliyor, kendi koşullarımıza uyabiliyor olmamız gerektiği sonucunu bizlere açıklamaktadır.

Mevlana’nın “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır.” cümlesinden hareketle, öğretenin şu hususlara dikkat etmesi gerekir. Konunun geniş bir alanı kapsayan temel bilgilerini özetlemek, konunun amacını ortaya koymak. Öğrenenin konuyu anlaması için gerekli bilgileri eksiksiz vermek. Öğrenenin kapasitesini aşacak fazla ayrıntılardan kaçınmak gerekmektedir.

Öğrenme konusunda bilmemiz gereken en önemli şey öğrenmenin eğitimden, eğitimin ise bilgi aktarımından ibaret olmadığıdır. Öğrenmeyi kişinin herhangi bir kanaldan aldığı uyarılardan sonuçlar çıkarması, bunları kullanması, geliştirmesi ve böylece bir takım amaçlarına ulaşması şeklinde anlamamız gerekir. Böyle baktığımızda öğrenme becerimizin büyük ölçüde düşünme kapasitemize bağlı olduğu, Bu yüzden düşünsel kapasitemizi artırmaya yönelik çabalarımıza özel bir önem vermemiz gerektiği sonucuna varırız. Ve yine yineleyerek diyorumki; koşulların sürekli değiştiğini göz önüne alırsak çoğu bilgi ve becerimizin bir gün önemini yitireceğini ama öğrenmeyi öğrenme becerimizin tam tersine giderek daha çok önem kazanacağını unutmamamız gerekir. Bu yüzden Hz.Muhammed “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” der. Hepimizin, fıtratından gelen bir öğrenme dürtüsü veya daha net bir ifadeyle öğrenme arzusu yani sünnetullah vardır.

Ahmet ALTAN,  29.04.2009 Tarihli yazısını şöyle bitirmişti.” Yanlış örgütlenmiş bir devlet bizimkisi, vatandaşı değil “devleti korumak” için düzenlenmiş bir örgüt,  her seferinde hata yapar. Yeryüzünde son zamanda duyduğum en hakikatli beşeri söz, bu olsa gerek. İlham alarak diyorum ki; “eğitim sistemi belki de toplumumuzun en çok üzerinde konuştuğu ama hiç bir ilerleme kaydedemediği bir sorunudur. Bunun nedeni eğitim sisteminin yetersizliği olgusunun herkesin üzerinde rahatlıkla uzlaşabildiği toplumsal bir günah keçisi haline gelmiş olmasıdır”. Eğitimi tek başına değil insan davranışını etkileyen psikolojik, ekonomik, kültürel ve diğer unsurlarla birlikte bir bütün olarak düşünmek zorundayız. “Evinin eşiğini temizlemeden komşunun damındaki karlardan şikayet etme” Konfüçyüs’ün bu sözü toplumsal öğrenmenin eğitim sistemiyle sınırlı olmadığını, bireylerin ve kurumların her türlü öğrenme çabasının çeşitli düzeylerde topluma yansıdığını açıklamaktadır.(29/04/2009)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık