ONURUNLA YAŞA ÜBEYİT BABA !


7 Mayıs 2007 Pazartesi 00:00
 
ONURUNLA YAŞA ÜBEYİT BABA !
 
       Yıl 2003 ocak ayı,tüm ihtişamı ile doğan güneş batmış, yerini puslu,ayaz ve karanlığa bırakmıştı.Akşamın mağrip zamanıydı.Gün dinmiş sanki herkes istirahata çekilmişti.Sayın Kaymakamımız İ.Hayrullah SUN yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle yoksul vatandaşlara yapılacak yardımlarla ilgili Sosyal  Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı üyelerince dağıtılmak üzere yeni bir sistem getirmiş.Bundan böyle yardımlar yoksul vatandaşın ayağına gidecekti.
       Karanlık çökmek üzereydi.”Müdür bey bizde birkaç aileyi yerinde ziyaret edelim,bakalım vatandaşın tepkisi nasıl.”Dedi Kaymakam bey.Aynı zamanda TRT Siverek temsilcisi olduğum için kamerayı alarak Kaymakam beyin aracı ile yola koyulduk. İlk durağımız müftü beyin mıntıkası olan Bağlar mahallesi. Daha önceden tespit edilen 1000 yoksul vatandaşa 100’er milyon olmak üzere 100 milyar TL.  fakir vatandaşa evinde imza karşılığı teslim edilecekti. Her vakıf mütevelli heyetinin mahalle ve sokakları önceden ayrı ayrı belirtilmişti.Müftü beyin mıntıkasına geldik ve daha önce belirlenen  yerde buluştuk.Müftü bey gün boyu 86 fakir vatandaşın parasını imza karşılığı hak sahipleri olan yoksul vatandaşlara bizzat evlerine giderek vermiş.Geriye 3 veya 4 evin kaldığını beyan etmişti.Kalan evlere de hep beraber gidecektik. Kaymakam bey, ben,müftü bey ve muhtar’la birlikte ilk olarak Übeyit BABA’nın ev(ine)gidecektik.Çünkü muhtar beyanında Übeyit babanın çok yaşlı,hiç kimsesi bulunmayan,yıllar önce yapılan ve harabeyi andıran bir bağ evinde yaşadığını,çok perişan durumda olduğunu bize ifade etmişti.
 
       Bağlar mahallesindeki Übeyit babanın ev(in)in önüne geldik.Etrafa bakındım, sağlı sollu binalar ve bahçeli evler gördüm.Yoksa yanlış yere mi geldik veya Übeyit baba bu binalarda mı kalıyor?diye düşündüm.İlk esnada Bağ evini andıracak hiçbir yapı görmedim.Muhtar; ”Kaymakam bey işte burası” diyince hep beraber o tarafa yöneldik.Gözlerime inanamadım “burası ev mi ? ” diye sordum muhtardan.”Evet  Müdür bey burası ev” dedi muhtar.Beton binalar arasına  sıkışmış birkaç büyük taşın yan yana getirtilerek,üstü toprakla kapatılıp naylon muşambalarla kamufle edilmiş derme çatma kadük bir kulübe gördüm.Hayretler içinde kaldım.”Burada insan mı yaşıyor? ” dedim muhtara, başını salladı muhtar tüm üzüntüsüyle, ”evet Müdür bey.”
Bakalım ne sürprizler bekliyor bizi dedim içimden.Muhtar tenekeden yapılan,birkaç tahta ve çivi ile ayakta duran ve sonuna kadar açık olan sözüm ona kapının önünden seslenerek Übeyit Babayı çağırdı.Dış kapıdan iç kapı ve ev(in) her tarafı zaten görünüyordu.Naylon ve kartonlarla yapılmış olan iç kapı,üzerine almış olduğu  yoksulluğun ağırlığı ve sorumluluğu ile gıcırdanmaya başladı.!
 
       Hava kararmıştı,ancak yüz yüzü görebiliyordu.Yoksulluğun,yalnızlığın ve çaresizliğin vermiş olduğu tüm haşmetiyle kapı açıldı.75–80 yaşlarında kirli sakalı, üzerindeki yırtık elbisesi çamurla örtünmüş olan ve sefaletin en marjinal halini yaşayan Übeyit baba belirlendi kapıda.Türkçe bilmiyordu,açtı,susuzdu,perişandı, belkide hiç gülmemişti bu dünyada Übeyit baba...
 
 
       Hayretle anlamsız ve boş gözlerle ve gözlerini biraz daha açarak bizleri süzdü koca adam.Buyur edecek bir yeri yoktu ki buyur etsin.Muhtar ”Kaymakam bey geldi” diyince önce inanmadı,ancak kısa bir süre sonra kendine gelebildi. Belli’ki yemekten kalkmış!... Çünkü Kaymakam beyi öpünce yanağında yağ belirlendi Kaymakam beyin ve sonra bizlerle de tokalaştı ancak hayretini gizleyememişti.
 
       “Bizi İçeri almayacak mısın baba” dedi Kaymakam bey.Übeyit baba yorgun, mahcup ve utangaç tavrıyla duymazlıktan geldi.Muhtar “ Kaymakam bey seni ziyarete gelmiş,sana bayram harçlığı getirmiş” diyince koca çınar, hüngür hüngür çocuk gibi ağlamaya başladı.İşte o an güzleri doymayan jakoban zenginlere inat onurlu bir şekilde dudaklarından bu cümle çıktı.“Kaymakam bey ben bu parayı almam. Benden daha fakir insanlar var. Onlara verin bu parayı” Demezimi. Ne onurlu insan...İşte bu sihirli söz hepimizi ağlatmaya yetti.Ancak karanlığın vermiş olduğu avantajı kullanarak göz yaşlarımızı kamufle edip birbirimizden saklamıştık. Çok duygulanmıştık o gün.
 
       “Evinin içini görebilirmiyiz baba ? ” dedi Kaymakam bey ve davet edilmeden daldık içeriye, 4 M2’lik bir avlu.Ancak çamurdan geçilmiyor.Pantolonlarımızın paçalarını yukarı çekerek çamura batmamak için çabalıyoruz.Zaten iki adımda Übeyit babanın yaşadığı odaya varmıştık.Tahta parçalarının  bir araya getirtilerek oluşturulan delik deşik derme çatma kapı,menteşe yerine otomobil lastiklerinden yapılan bir lastikle ayakta zor duruyor.Neredeyse üzerimize yıkılacak.
 
Paslı her tarafı delik,teneke borularla ayakta zor duran bir soba.Dumandan göz gözü görmüyor,nefes bile alamıyoruz.Yaktığı yakacak ne oduna nede kömüre benziyor. O küçük odadaki bu sobanın dumanı ısısından daha fazla kendini gösteriyor. Al acele etrafa bakındım, biran önce dışarı çıkmak için. Çünkü durulacak gibi değil.Bu odanın dışardan pek farkı yok.Hatta dışarısı daha iyi,çünkü hiç olmazsa dışarıda temiz hava var.İçerisi dışarıya göre biraz kuru ama yinede  her tarafı çamurlu,yatağı da yerde Übeyit Babanın.Çok dikkat edilmezse yatak olduğu anlaşılmayacak.Sosyetenin hayvan barınakları buradan kat kat daha iyi.
 
 Bir kedi gördüm içeride,birde soba üzerinde ısıtılmaya çalışılan ve soba dumanı ile simsiyah olan alüminyum bir yemek tabağı gördüm.Tabağın İçinde ne olduğunu kestiremedim dumandan.Ancak belli ki bir az önce bu yemeği yerken, yemeğini yarıda bırakarak dışarı çıkmıştı Übeyit Baba ve belli ki kedisi ile birlikte kirden simsiyah olan bu tabakta yemek yiyorlardı.Arka taraftan bir ses işittim,dönüp dikkatli bakınca odanın diğer köşesinde,cılız,neredeyse açlıktan ölecek olan bir at gördüm.Atın kaldığı yerle oda arasında,karton ve naylonlarla yapılmış küçücük ince bir kapı vardı.Kokudan durulmuyordu.
 
 
 
 
Yüreğim daraldı,canım sıkıldı,boynumdaki romatizmam şiddetle  sol koluma indi,nutkum tutulmuştu.Kendimizi dışarı zor attık.3 veya 5 dakika kalabilmiştik Übeyit Babanın yattığı, yaşadığı odada.Evde tuvalette yoktu, çeşmede. İhtiyaçlarını nasıl gideriyordu.! bu yaşlı adam.Oysa “Temizlik imamdandır” diyoruz,nerede iman sahibi insanlarımız? bu şekilde nasıl temiz olacaktı Übeyit Baba.Kaymakam bey bir oda, bir tuvalet ve eve çeşme yapma sözü verdi.Ancak kış mevsimi olduğu için bu imkansızdı.Bahar mevsimini bekliyorum ve bunun takipçisi olacağıma herkese söz veriyorum.
 
 Veda vakti gelmişti. Önce kaymakam bey tokalaştı Übeyit Babayla, biraz önce kaymakam beyin vermiş olduğu yardım parasını avucunun içinde saklayarak Kaymakam beyin avucuna sıkıştırmazımı! yine aynı onurlu tavrıyla “Benden daha fakirleri var onlara verin bu parayı” diyerek ne kadar yüce bir insan olduğunu kanıtladı Übeyit Baba.Zorla parayı verdik ve ayrıldık oradan.Akşam karanlığı çökmüştü her tarafa, ama yüreğimiz de kararmıştı bu manzaraya, ancak onurlu yaşamın ne demek olduğu hakkında topluma ders vermişti Übeyit Baba.
 
       Bir taraftan “Devletin malını  nasıl çalıp-çırpayım,nasıl fakir ve yetimlerin hakkına yiyeyim” hesabını yapan ve içkinin su gibi aktığı barlarda yetim hakkı yiyerek hesapsız para saçan hırsızlar, rantçılar, fırsatçılar ve Devletin mirasyedileri, diğer tarafta ise onurlu bir çınar olan başı dik ve gönlü tok Übeyit Babalar...Ne dersiniz.?
       Ne tezat bir toplum,yaşam ve kişilik.Sosyal Devlette bu gibi yaşam standartları dengelenmelidir.Yoksa sosyal patlamalar kaçınılmazdır.Übeyit Babalar Türkiye’nin her tarafında vardır.Ancak bunları ne gören var ne de duyan! Bu durum Sosyal Devlet kavramına ters düşmüyor mu.?
 
       2-3 gün aklımdan hiç çıkmadı Übeyit Babanın içinde bulunduğu durum. 1 hafta sonra birkaç arkadaşla gittim Übeyit babayı ziyarete.Hayat tüm acımasızlığı ile devam ediyordu.Ayaküstü hal hatırını sorduk, hayır duasını aldık  Übeyit Babanın. Dışarı çıkarken bir çift laf döküldü dudaklarından utangaç ve mahcup bir edayla “Bir odam ve bir tuvalet olsaydı, çok iyi olurdu” ne dersiniz? Yeryüzünde Übeyit Babalar utanç abidesi olarak bu şekilde yaşadığı müddetçe ben insanım diyen kimse yatağında rahat uyuyabilirmi.?
 
 
NOT:Yaklaşık üç-dört ay sonra Kaymakam bey Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı katkıları ile Übeyit babanın evini yıkarak,yerine çok mükemmel bir bahçeli ev ve ahır yapmıştır.Emeklerine ve yüreklerine sağlık.
 
 
 
                                               Hasan BAYDİLLİ
                                        Siverek İlçe Yazı İşleri Müdürü

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık