PSİKOLOJİK SAVAŞ VE KUYRUK ACISI


6 Ağustos 2009 Perşembe 00:00
PSİKOLOJİK SAVAŞ VE KUYRUK ACISI

Şimdi nereden çıktı, ne alaka psikolojik savaşla kuyruk acısı diyeceksiniz.Evet,kanımca psikolojik savaşla kuyruk acısı birbiriyle uyumlu, etle tırnak gibi birbirini tamamlayan ve her insanın yaşamında başvurabileceği ahlaki bir yaşam biçimidir.Psikolojik savaş;başkalarının duygu,düşünce,fikir ve davranışlarını,kendi amaçları doğrultusunda etkilemek ve değiştirmek amacıyla yapılan planlı propagandadır.Bu propaganda kendi fikirlerinden olmayanlardan hedef seçilen kişilere yönelik karalama,yalan ve iftira kampanyalarına kadar varmaktadır.Mesela;çok içten pazarlıklı insanlar görürsünüz, yüzde dost, gönülde hain!Veya hiç tanımıyorsunuz.İlişkiniz olmadığı halde size tahammül edemez, sizi görünce ifrit olur,size zarar veremediği için kendi kendini yer bitirirler.Ama görüntüye gelince zoraki açılan şom ağızlarındaki dişlerini size göstererek sırıtmaya başlarlar. Aslında yüz ifadelerinden de kalplerinden ne geçtiğini anlarsınız.Ama yinede bozuntuya vermezsiniz.Onlara değer vermez,için için güler geçersiniz.Onlarda size arkanızdan yapmadığını bırakmaz.Her türlü çirkefliği yapar,sanki haberi(niz) yokmuş gibi sizi görünce kırk yıllık dostmuş gibi tiripler yapmaya başlarlar.
Tabi,bu iki yüzlü bilgi zayıfı tutumları zamanla su yüzüne çıkınca,karşı tarafın kötü yanı da bulunmayınca uydurma ve yalanlarla siyah propaganda yaparak psikolojik savaşı sürdürmeye çalışırlar.Ta ki,bu soğuk psikolojik savaşın galibi belli olana dek.
Birde hafiften düşünürsünüz, bu tip insanlar neyin peşindeler diye.Hiç bir şekilde ülfetiniz olmayan bir takım insanların,size karşı sürdürdüğü psikolojik savaşa anlam veremiyorsunuz.Gerçi,amaçları zihinleri bulandırmak,güven ortamını ve dayanışmayı sarsmaktır ama,acaba  bir kuyruk acısı mı var bunların diyorsunuz kendi kendinize!
            Psikolojik savaşı her an,her yerde yaşayabiliyorsunuz.En basitinden taviz vermeyen bir yapınız vardır, karşı taraf sizden taviz bekliyor veya iflah olmayan bir küstahlıkla sizden saygı bekliyor.Yâda olmayacak bir işi yapmanızı istiyor!Ancak , beklenene cevap vermeyince karşınıza potansiyel  psikolojik savaşçılar çıkmaya başlıyor.
            Bazen de hiç yoktan sudan sebepten aranız bozuluyor, kırıcı sözler söylüyorsunuz veya söylemeden fitne - fesat takımı söylenmiş gibi suyu bulandırıyor. Fiziki şiddet yok psikolojik savaşa devam… Ondan sonra da kuyruk acısı başlıyor. Ha,bu psikolojik savaşın ulusal boyutunu da unutmamak lazım.Ergenekon’un yavru kurtları  dişlerini gösterdiğinde ortaya çıkan çakal sürüsü de bu psikolojik savaştan nemalanıyorlar.Atılan her demokratik adımla ülkemiz üzerine doğacak güneşin aydınlığı ile bu çakal sürüsünün  gözleri kamaşacaktır,buna inanıyorum!
            Fiili savaşla çok ocaklar söndü,evler-yurtlar talan edildi, on binlerce insanımız heba oldu. Büyük bir savaş yaşandı ülkemizde;kin, öfke, önyargı oluştu insanlarımızda.Psikolojik savaşta da, ha keza aynı acılar yaşandı. Peki, yaşanan bu acılara rağmen  ulusal manada bu kuyruk acısı unutulur mu acaba?
            Hani bir yılan hikâyesi vardır. Anlatayım size; Zamanın birinde bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş.Yaradana olan aşkı “yılan bile olsa “ yaradılana yansımış ve yılanı vurmaya kıyamamış. Yılanda duygulanmış, dile gelmiş “Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, bende sana bir iyilik edeceğim” demiş. Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve oduncuya uzatmış. “ Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim. “Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Hiç kimseye olup biteni anlatmamış, ailesi dâhil. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş.Yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altını almış. Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanmış kuyunun başına gelmez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış. “Git gör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek demiş. Oğlu İnanmamış ve gitmiş, yılan önce saklanmış sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikâyenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış, kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içerisinde demiş. Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış, yılanda can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılan o arada görünmüş,kuyruğu yok ve kanlar içinde… Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti yılan yaralı… Hatalı olan oğlum demiş ve yılandan özür dilemiş. Tekrar dost olalım demiş… Yılan acı acı gülümsemiş çok isterdim ama… Sende bu evlat acısı bende bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız, diyerek kaybolmuş...
            Peki, susturulan yaralı bünyelerin acısını nasıl dindireceksiniz? Hiç kimse, hiçbir kanun, hiçbir ülke mükemmel değildir. Ancak,kendini mükemmel gören güç veya güçler beynini cebine koyarak düşünmeye bile gerek duymuyorlar ise, işte o zaman kuyruk acısıyla sürekli huzursuz olurlar ve sürekli içlerini bir şeyler kemirir. Ne yaptığını bilmeden şuursuzca sağa sola saldırırlar. Aslında bu tip insanlarla uğraşmaya değmez, sadece kendi hallerine bırakmak en büyük darbedir onlar için
            Görüyorsunuz değil mi? Psikolojik savaş içerisinde olanla kuyruk acısı taşıyanların dostluğunu(!)
            Bilmeyerek, tanımadığınız kişilerden gördüğünüz acılar yüreğinizde ve beyninizde fazla yer etmez.Güvendiğiniz, tanıdığınız, bildiğiniz biri veya birileri size acı yaşatmışsa,o acıyı fiziksel olarak atlatsanız bile etkisini uzun süre, hatta bir ömür boyu hissetmenize neden olur.
            İşte bu yüzden insanları tanımak, bilmek gerekir,hem kendinizi,hem düşmanınızı!… Sosyolojik kavramında insan yaşadığı çevre içerisinde daima değişebilen ve sapma gösterebilen bir varlıktır. Bu Yüzden insanların samimiyetine çok dikkat etmeliyiz ve bunun muhasebesini iyi yapmalıyız. Bundan da ders çıkarmalıyız. Yoksa kendisiyle hesaplaşmayı başaramayan insanın geçmiş acılarını başkalarından çıkarma hastalığına yakalanırız ki bu ahlaki eksiklik bizleri de kuyruk acısına kadar götürür.
           




                                                                                              Hasan BAYDİLLİ
                                                                                Yazı İşleri Müdürü

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık