SİVEREK ZEKA VE ÇOCUKLAR


14 Temmuz 2008 Pazartesi 00:00
SİVEREK ZEKA VE ÇOCUKLAR
- Tanrı, insanoğlunu yaratırken düşünme, doğruyu bulma ve yeni keşifler yapma dürtüsünü, yani zekayı vermiştir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, tabi ki zekadır. Genetik bilimlerde zeka ile ilgili çok farklı söylemlere rastlayabilirsiniz, bölgelere göre, ülkelere göre, hatta beldelere göre bunların seviyelerinde farklılıklar görülebilir. Zeka ve düşünme yetisi, insanı zora sokan, ya da zordan çıkaran, derinliği olan çok önemli, görülemeyen bir olgudur. İnsanlar, bu dünyada ve inandıkları diğer tarafta zekanın kendilerine kazandırdıklarıyla ya da kaybettirdikleriyle sorgulanırlar ve buna inanırlar.
-Güneydoğunun nadide çiçeği, taşında toprağında türlü türlü kederler olan, acıların sevdaların, peynirin, yünün, sütün, yoğurdun, şirenin, pestilin, isotun, insanın şehri Siverek.
-Siverek’te çocukların gözleri çakmak çakmaktır, adeta zeka fışkırır, daha Karacadağ’ın kuzeydoğusundan ta aşağılara Siverek’in her karışına kadar, Tanrının bu bölgeye bonkörce dağıttığı hiç şüphesiz zekadır. Çocukların yüzlerine baktığınız zaman bunu görürsünüz, farklarını daha o zaman anlarsınız, bu şehrin bu dağın eteklerindeki insanların farklı olduğunu, ve neden sıkıntılar yaşadığını daha çok da merak edersiniz.
-Tanrının bahşettiği zekanın neden heba edildiğine, şayet o bölgenin insanı iseniz daha da çok üzülürsünüz. Birkaç yıl önce Siverek’e geldiğimde bu konu ile ilgili kendi kendime düşündüm, neden diye? Bugün Türkiye’nin başbakanı Karadenizli, İstanbul’un belediye başkanları Karadenizli, daha başka iş kolları yine başka bölgelerden gelen insanların elinde, o zaman bizde eksik olan ne, üstelik zeka yönünden mukayese edilemeyecek kadar zeki insanların doğup yaşadığı Siverek’te eksik ya da fazla olan ne?
-İlk başta Karadenizlileri inceledim, bizlerden ne tür farklılıklarla ayrılar. Karadenizlilerde bireysellik ön planda, herkesin hesabı kitabı ayrı, orada ve İstanbul’da yaşayanlar, kişisel becerilerini kendi yararları için ön plana çıkarır, bazen anasını ve babasını bile tanımazlar; evet tanımaz, satar demedim. Kendini bir başka şehre savurabilir bir Karadenizli, kişisel düşünüp, sürekli kazanmak adına çalışıp didinir. Dolayısıyla hayata bir Severekliye göre zeka yönünden galip başlamamasına rağmen daha sonra bu açığı kapatıp öne geçmesini bilir.
-Peki son gelişinde neyi gördün de bu kanıya vardın diye sorabilirsiniz. Siverek’te daha ilk okul ya da orta okula giderken anlatamayacağım kadar, dudak uçuklatan zeki arkadaşlarım vardı, deyim yerindeyse zeka fışkırıyordu onlardan, hayat ne garip, ne acımasız, ne zor, son gelişimde bunların bir kısmına rastladım, bazılarını tanıdım, bazılarının ise yanından geçtiğim halde ne onlar, ne de ben onları tanıyabildim. Bu arkadaşların ilk ve ortaokuldaki zekalarını masaya yatırdığım zaman, bir an birini gözümde profesör, birini bilim adamı, bir diğerini de beklide Türkiye’yi yöneten olarak düşledim, hani derler ya düş, rüya, hayal, ne yapalım böyle bir özgürlüğümüz var. Peki bu arkadaşlar Siverek’te yaşıyorlar da ne yapıyorlardı, kahretsin biri yoğurtçu, biri bilmem ne, bir diğeri babasının gölgesinden kurtulamayarak bir ömrü heba etmişti. O an ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Bu arkadaşlardan daha az zeki ve kötü koşullarda batıya savrulan başkalarını da biliyorum, kendini yetiştirenler şu an iyi koşullarda hayatını idame ettiriyorlar. Peki suçlu kim, gelenekler, suçlu  kaderci kimlik, suçlu galipken mağlup olmak, suçlu babalar, bencil davranarak çocuklarının hayatlarını gasp etmişler. Onları, okumaları için başka şehirlere gitmelerine müsaade etmeyip dünyayı  dar etmişler ve kendilerinden koparmak yerine adeta çok güçlü yapıştırıcılarla yapıştırmışlar. Babaların en büyük güvencesidir çocukları, onları koruduklarını zannederek aslında hayatlarını ipotek altına alırlar, resmen köle yaparlar kendilerine. Siverek’ten yokluklara rağmen okumaya giden yığınla insan biliyorum, geceleri çalışarak, mum ışığında okuyup hayatını garanti altına alan bir yığın isim var. Daha o zamanlar hayran kaldığım o insanlar ve bunun yanı sıra şu anki ölçümlerimle heba edilen kardeşlerim için gerçekten üzülürüm.                                                                                                                                                                          -Bu sıralar 300 öğrencinin Siverek’ten batıyı görmek adına gidip geldiğini siteden öğrenmiş bulunuyorum ve o 300 öğrenciye bir ağabey olarak şunu söylüyorum. Anne babanıza saygıda kusur etmeyin, yaşadığınız şehri sevin ama sizin hayatınız var, geleceğiniz var, siz varsanız, aileniz ancak okursanız kalacaklardır, yoksa tümünüz heba olup gidersiniz, dünya böylesine bir zalimliği yaşıyor artık, bir üniversite yetersiz, yalnızca İngilizceyi bilmek bile kafi değil, yazık olur, devir okumak, kendini geliştirmek devridir. Okuyarak Siverek’i sevin, doktor olun, mühendis, ressam, heykeltıraş, daha aklıma gelmeyen yazar, tırnaklarınızla kazarak, acı çekerek olun. Nasıl okursanız okuyun, koparın hayatı, kendinize yer açın ki Siverek sizi sevsin. Bakın çok değerli belediye başkanımız tarihi mekanları restore ediyor, onu canı gönülden tebrik ediyorum; ama gelecekte daha fazlasını, daha güzellerini yapıp yarınlara kazandırmak sizlere düşüyor, kendinizi iyi yetiştirin, asla anne babanızın gölgesinde kalmayarak, onları, herkesi aşın, geceli gündüzlü çok çalışarak, tırnaklarınızla, gerekirse yalvararak, dayak yiyerek, ezilerek, kendinizi aşmalı ve mutlaka okumalısınız. Batının sahip olduğu imkanlar sende yok, bunu biliyorum, ama batıda olmayan çok önemli bir hazine var sende: zeka, zor kazanımlar erdemi, saygınlığı getirir, varsın onlarda olan imkanlar sende olmasın, sen zoru başar ve zekana güven. Tanrının bahşettiği zekaya ihanet etmemelisin. Siverek’in seni sevmeye ihtiyacı var, kendini Siverek’e sevdirmelisin bunun tek yolu da okumandan geçiyor. Babalarınız anneleriniz sizi itmeli yürü kızım, yürü yavrum, erdemi, bilimi, sanatı, barışı kucaklamak adına yürü demeli, kendilerinden fedakarlık ederek sizleri onların kaderci kimliğine mahkum etmeyerek.                                                                                                                                                  -Zekaları heba etmeden bunu yapmalı, aksi takdirde kaderci kimlik, zavallılık hali ile çocukların yarınları gasp edilmiş olacak, zihniyet değişmeli, çocuklar ailenin birer malı gibi değil, geleceğin birer şahsiyeti, değeri gibi görülmeli ve kabul edilmelidir.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık