Mustafa Karadağlı

SİVEREK'TE ÇARE SİZ...


Mustafa Karadağlı
26 Ağustos 2011 Cuma 00:00

Derslerindeki gayreti ve aile yapısı hep ilgimi hep çekiyordu; durgundu, sessizdi bedenine küçük gelen eskimiş köhne ceketinden sarkan uzun kollarını, ceketin içine sığdırmaya çalışması onu daha da masum kılıyordu.  Hep kendisini açmak konuşmak, konuşturmak ve  ondan bir şeyler öğrenmek istiyordum. Bilenler bilir  YİBO’larda nice hikayeler vardır yazılmamış.

-“Hocam köyümüzde henüz okul bitirmiş biri yok, oysaki siz eğitimde model önemlidir diyorsunuz, anlayacağınız Ankara ve İstanbul’da çöp kağıt  toplama dışında alternatifimin olduğunu düşünmüyorum”. Diyordu Karacadağlı öğrencim…

İnancımız; “ Allahın Rahmetinden ümit kesmeyin” diye öğüt verir mensuplarına.(zümer 53)

O halde çaresizlik öğrenilir mi? Veya öğretilir mi? Psikolojide geçen öğrenilmiş çaresizlik çoğu zaman yaşadığımız başarısızlığın temel nedenlerinden biri olmuştur. Bu aslında şartlanmanın değişik bir ifadesidir. Eli kolu bağlanma deyiminin, yaşadığımız birçok olayda kendini bulmasıdır diyebiliriz. Değiştirebileceğimiz etkimiz altında olan şeyleri elimizden gelen yeterlilikleri görememe halidir. Bazen bu his içinde olmamız ve hepimizin bu duyguları yaşaması gayet doğaldır. Ama anormal olan öğrendiğimiz çaresizliğimizi hayatımızı etkileyecek şekilde her alanda yaşamaya başlamamızdır. Ve bunu o kadar kabullenmeye başlamışızdır ki artık bu bizim için bir kimlik haline dönüşür; okulda evde iş yerinde politikada ve yönetimde...

Başarısızlığı bir kimlik haline dönüştüren insanlar ne yaparlarsa yapsınlar mevcut durumu değiştiremeyeceklerine inanırlar. Kişi ne kadar çaba harcarsa harcasın durumu değiştiremeyeceğini öğrenerek pasif kalır ve bu pasifliği tüm başarısızlığı istenmeyen tüm durumlarına geneller. Çaresizliği öğrenen kişi sonuç ne olursa olsun kabullenir.  Derslerde, sınavlarda sürekli başarısız olan bir öğrenci bunu kendi kaderi olarak algılayıp pasif bir şekilde bekleyerek malum kötü sonuca varır.  Mesleğinde başarısız girişimlerde bulunan bir insan bundan sonra yaptığı her işte başarısızlık yaşayacakmış korkusuyla kendisini bölgemizde de bulunan eski îzidi inancında olduğu gibi bir çemberle sınırlandırarak o çemberi güvenlik alanı ilan edip çemberin dışına asla çıkmaz. Çünkü o artık başarısızlığın, kendisinin bir kaderi olduğuna inanmış daha doğrusu inanmayı öğrenmiştir.

“Ne yapabilirim”, “elimden gelen hiçbir şey yok”, “kaderimizde bu varmış” gibi -kader değil de kadercilik- söylemlerinden kişinin öğrenilmiş çaresizlik içerisinde olduğunu anlayabilirsiniz.   Sizden şu sözleri duyar gibiyim çevresinden hiçbir olumlu tepki almayan, horlanan, alay edilen,  fırsat verilmeyen egemenlerin, aydınlar dahil üst sınıf  kabul edildiği toplumda kişinin başarılı olmasını bekleyebilir siniz?

 Eğer bu şekilde düşünmeye devam edilirse bu kısır döngüde devam eder gider. Bu düşüncedir ki Siverek’te bazı şeylerin farkına varanlar buradan göçüp gidiyor. Neden mi? Öğrenilmişlik çaresizlik. Değerli ve kendisinden çok şey öğrendiğim inşaat mühendisi bir arkadaşım yıllar önce bana şunu demişti yaşadığı bir olay üzerine: “Her ne olursa olsun burayı terk etmeyeceğim ve ben burada bu ömrü tamamlayacağım.” Çok ideal ve erdemlice bir sözdü benim için…

 Oysa ne yaparsa yapsın mevcut durumu değiştiremeyeceğini düşünmeye başlayan bir kişi artık kendisini kemiren sistematik bir kısır döngünün içerisine girmiş demektir. Çaresizlik onun için ezbere söyleyebileceği kadar net ve açıktır artık. Bu sebeple ezberleri bozmak gerekir, kafaları karıştırmak gerekir, kral çıplak demek gerekir veya diye bilmek gerekir.  Öncelikle bireyin başarabileceğini görebilmesi gerekir.  Bu da hedeflerin küçültülmesi basamaklandırılmasını gerektirir. Her hedef küçük basamaklardan oluşmalıdır. Bu basamaklar bizi diğer basamaklara ulaştıracak ve yükselmemizi sağlayacak. Dönüp arkamıza baktığımızda bu küçük eylemlerin bizi olduğumuz yerden çok farklı yerlere götürdüğünü göreceğiz. Sırayla gerçekleşen hedefler işimizi daha da kolaylaştıracak ve çaresizlikleri kıracaktır. Ufak başarılı denemeler kişinin kendine olan güvenini artırarak sonuçta çaresiz bir şekilde beklenen sonuç yerine sonucu değiştirebilme gücünü bulabilmesini sağlayacaktır.

Burada patenti bana ait olan bir sözümü yineliyorum: “Beşeri fikirlerde değiştirilemeyecek  hiçbir fikir yıkılamayacak hiçbir sistem yoktur.”

Siverek’te sendikacılık yaptığımız ilk  günlerde çaresizce yaşamaya alışmış meraklılar  hep ümidimizi kırıyordu. “Burası Siverek’tir ne sendikacılığı ağası paşası ne derse o olur” Kanımca  beyin yapıları yada şartlanmışlıkları gereği beyinleri bu tarz sesli düşündürüyordu onları. Ama şuna kani olunki pirincin içindeki beyaz taş olmayı başardık.

Ve başaracağız…“Başarısızlık korkusu ile çaresiz bir bekleyiş hali.” Çaresizce olumsuz sonucu bekleyen bir şeyleri değiştirmek için çaba sarf etmenin gereksizliğine inanan, değiştirebilme geliştirebilme gücünün kendisinde olduğunu göremeyen kişi hep birilerinin gelip kendisini kurtarmasını, birilerinin kendini keşfetmesini, bulmasını beklemekle ömrünü geçirir. Bu hikâyeler de anlatılır durulur. Karacadağlı  öğrencimin hikayesi gibi…

Asıl güç bireyin kendisindedir.  Hangi kültürden gelirse gelsin, hangi ırktan gelirse gelsin ve hangi inanca sahip olursa olsun her birey bir potansiyele sahiptir, yeterki biz bazı şeyleri değiştirmeyi isteyelim ve eyleme geçelim, ısrarla takip edelim. Ama ne olur, fincancı katırlarını kaçırmadan, derin nehirler gibi sessiz akalım, başlangıçları sonlara dönüştürmeyelim..


BEŞ MAYMUN

“Bir kafesin içine beş maymun koyulmuş. Kafesin ortasında iple bir muz asılmış ve yan tarafa bir sandalye bırakılmış. Maymunlar muzu almaya çalışmış ve muz yüksekte olduğundan yetişememişler. Yan taraftaki sandalyeyi kullanmak için sandalyeyi yanaştırmışlar artık muzu rahatça alabilecekken dışarıdan tazyikli bir şekilde maymunlara su sıkılmış. Maymunlar muza hamle yaptıkça tazyikli su sıkılmış ve maymunlar püskürtülmüş.  Belli bir zaman sonra maymunlar artık muza hücum etmemişler. Muz orda asılı durduğu halde maymunlar hiçbir hamle yapmıyorlarmış. Daha sonra içeriden bir maymun alınarak yerine başka bir maymun konulmuş. Bu yeni maymun muzu görünce hamle yapmış ama diğer maymunlar bu maymuna büyük tepki göstermişler. Ve bu maymunu buradan uzaklaştırmışlar. Bayağıda hırpalamışlar maymunu. Maymun her hamle yaptığında aynı tepki ile karşılaşmış maymun da bu muza artık tepki vermemeye başlamış. İçeriden tazyikli suya maruz kalmış bir maymun alınarak yerine yine yeni bir maymun konulmuş. Bu maymunda muza hamle yapınca diğer maymunlar yine tepki göstermiş ve muza yaklaştırmamış. Bu maymunda muza tepki vermemeye başlamış.  İçeride ki tüm tazyikli su sıkılan maymunlar birer birer aynı şekilde dışarı alınmış ve içeriye yeni maymunlar konulmuş. Sonuçta içeride tazyikli suya maruz kalmamış hiç maymun kalmamış, ama maymunların hiçbiri muza tepki vermiyorlarmış. Nedenini bilmeden sorgulamadan “Orada bir muz var yenilmeyecek işte o kadar.”

*:(Yaklaşık 3 aydır yeni yazı yazamadım bu yazımı biraz uzun tutacağım umarım okuyucular sıkılmazlar.)

Selam ve Muhabbetle…

   RAYİHA

zalus@mynet.com


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık