SİVEREK'TE YAZAR, NE YAZAR?


11 Ekim 2012 Perşembe 17:34

 

 

Wikileaks  belgeleriyle dünyaya nizam vermeye çalışan devletlerin en mahrem sırlarının ifşa edildiği bir çağdayız. Bilişim-Teknoloji ağının alabildiğine yayıldığı, dünyanın en uzak köşesindeki birinin bir diğer ucuyla anlık iletişime geçebildiği;  bilgi, belge paylaşımında bulunabildiği, zamanın sınırlarını zorlayan bir çağ. Sosyal medya guruplarının ülkelerde  bahar rüzgarları estirdiği,  mavi, beyaz, turuncu devrimleri yönlendirebildiği  bir çağ… düşünce ve ifade hürriyetinin önündeki  engellerin  savunucularıyla birlikte  tarihin çöplüğüne gittiği bir zaman dilimi. Bu değişimin insanlığa ne kadar refah, huzur ve barış getirdiği tartışılabilir. Ancak bu gelişmeler çağın gerçekleri olarak karşımızda duruyor.

Siverek’te son yıllarda basın yayın kuruluşlarının sayısı artmaktadır. Özellikle internet haberciliği ilçenin gündemini belirleyebilen bir konuma kavuşmuştur. Değişim adına umut verici bir gelişme.   Ancak  Siverek’in şahsına münhasır yapısı ve bu yapının ürettiği yine kendine has korku, endişe iklimi İnsanları  meselelerin  farkında ancak ‘’görmedim, duymadım, bilmiyorum’’ üçlemi  ile hareket etmelerine yol açmaktadır. Bu yüzdendir ki  sorgulayan, eleştiren, talep eden durumda  olmaktan ziyade; kabullenen, pasif durumda kalmayı tercih eden toplumsal bir yapı ortaya çıkmıştır. Sokakta dahi insanların Siverek’e dair meseleleri  kısık sesle konuşmaları hakim korku ve endişe ikliminin bir sonucudur. Bu iklim, geçmişte devlet ve nüfuzluların ortaklaşa giriştikleri işlerin sonucunda ortaya çıkan ve  Siverek’in sırtında bir kalbur halini alan  bir iklimdir.

Yerel medyada kalem oynatan, farklı meslek guruplarına mensup yazarlarımız da bu iklimin yağmurlarında  ıslanmışa benziyor. Zira köşelerinde ele aldıkları konuların çoğu Siverek’in değişimine katkı sunacakları konular değil.  Eğitimci   yazarlarımız, eğitim felsefesi, pedogoji ilmi, sınav sistemi ile ilgili yazılar yazıyorken; ilçe dışında tarlalar üstünde sefil şartlar altında mevsimlik işçi konumunda bulunan, akranlarından aylar sonra okula dönen ve onlardan önce ayrılmak zorunda kalan binlerce öğrencinin durumuna; taşımalı eğitimde yaşanan   öğrenci, öğretmen ve idarecilerin yıllardır muzdarip oldukları konulara değinmiyor. Okulların donanımları, fiziki yapıları;  eğitimi yöneten üst kurumların vizyonu-misyonu ve buradaki uygulamaların niteliği üzerine yazılar ne yazık ki yazmıyor.

Sanat, edebiyat, siyaset, ekonomi, şiir, gazel, dini ilimlerden bolca bahsediliyorken; bu şehrin bozuk yollarından, içinden çıkılmaz hale gelen trafiğinden, yabani hayata ait kapanların medeniyet  merkezi  olması gereken şehirlerin her tarafına kurulmasından, ihtiyaca cevap vermeyen elektrik sisteminden,  kalitesiz sağlık ve eğitim hizmetinden, kaldırım işgallerinden, yapısı garip, yapımı garip klonlanan   üst geçitlerden, İşsizlikten, yakılan kurumlardan velhasıl yaşadığımız şehre yakışmayan, insanımızın yaşam kalitesini geri bırakan aklınıza gelebilecek ne kadar sorun varsa gündeme  –bir kaçı hariç- alınmıyor.

Şehrimizde gerek yerel basına gerekse de ulusal çapta yayın yapan ajanslara  muhabirlik yapanların da  yaptıkları haberleri malum süzgeçten geçirdiklerini düşünüyorum. Zira zaman zaman süzgecin üstünde kalması gereken bazı haberler alta düştüğünde gerekli yerlerden nazik(!) uyarılar geldiğini biliyorum. Haliyle oto sansür kaçınılmaz oluyor.

Bir çok ‘’anlama haritaları’’ çıkarılıyorken Siverek’i anlama haritaları bir türlü çıkarılamıyor. Olumlu hizmet ve gelişmeleri takdir edip dile getirmenin yanında, olmayanı, yanlış yapılanı veya yapılması gerekirken yapılmayanı da dile getirmek gerekmez mi? Burada bütün günahı yazarlara çıkarıyor değilim. Önce kendimizden başlayalım istedim. Sivil Toplum Kuruluşları, siyasi parti temsilcileri, meslek odaları ve kitap yazanlarımızın hali de bu saydıklarımızdan beri değildir. Bunları ayrıca ele alıp tartışmak gerekir. Ancak bu yazının hacmi buna yetmeyeceği için başka bir yazıya bırakıyorum.

 

Sonuç olarak soğuk savaş döneminde dünyayı bloklara ayıran duvarlar yıkıldı ama Siverek’te düşünce ve ifade hürriyetinin önündeki duvarlar yerinde durmaya devam ediyor. Yazar dostlarım bana alınmasınlar ama yukarıda sıraladıklarımın  temel sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Bu şehirde yaşıyoruz. Sevincine de hüznüne de ortak oluyoruz.  Yaşadığımız yeri geliştirmek, güzelleştirmek bir medeniyet sahası haline getirmek öncelikle yazıp-çizenlerin sorumluluğudur. ‘’daha iyisi, daha güzeli mümkündür’’ talebini önce kalemin gücüne inananlar dillendirmelidir.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık