Osman İzol

Tevhid ve Özgürlük Üzerine 3


Osman İzol
3 Eylül 2011 Cumartesi 00:00
Tevhid kelimesinin en çok kullanıldığı yer olan İslam topraklarında yine etkisi en az bulunan tevhidi anlayıştır. Bunu ancak zihinsel ve fikirsel sömürü ile izah edebiliriz. Sömürgecilik sadece toprakları işgal edip yağmalamak değildir, aynı zamanda toplumu zihni ve fikri olarak da işgal etmektir. Çünkü bu durum çelişkili bir durumdur. İsmi olup da kendisinin olmadığı bir tevhid ne bir bireyi ve ne de bir toplumu özgürleştirebilir.
İslam ülkelerinin tamamına baktığımızda gün yoktur ki bir olay olmasın.  Mezhepler arası kavgalar, cemaatler arası çekişmeler almış başını gidiyor. Bunu emperyalist sistemlerin oyunlarına bağlamak tabii ki mümkün. Ama olay bizim aramızda cereyan ettiği için suçu sadece düşmanda aramak tevhide ters düşer. Çünkü tevhid gerçek anlamda özgürleştiriyordu. Eğer ümmet olarak özgür değil isek bu düşmandan çok bizim eksikliğimizden, projesizliğimizden, birbirimizi anlamak istemeyişimizden ve tevihide bakış ve yaklaşım biçimimizden kaynaklanıyor demektir.

İslam dünyasındaki hangi ülkeyi ele alırsanız alın bu hastalığı göreceksiniz. Yönetimler zalim ve diktatör. Halklar bilinçsiz ve fakir bırakılmış durumda. Savaşları başlatan ve bitirenler aynı kişiler. Ama ortada hayatları sönen ve hakikaten ne için savaştığını bilmeyen ve bir türlü sorgulayamayan bilinçli olarak bilinçsizliğe mahkûm edilmiş yüzbinlerce insan.

Batı emperyalist devletleri, İslam topraklarını işgal ederken kullandıkları en büyük mazeret özgürlük ihtiyacınız var size özgürlük getireceğiz söylemi değilmlidir. Getirmiş oldukları özgürlüğü hepimiz sıcağı sıcağına görüyor ve şahit oluyoruz.  Gün yoktur ki emperyalistler ve ya uzantıları tarafından bir yerler bombalanmasın. Böyle bir ortamda Müslümanların yapacağı tek şey öze yani, tevhide tekrar sarılmaktır. Müslümanlar artık kimsenin onlar hakkında karar vermelerine izin vermemelidir.

Ama ne hazindir ki Müslümanlar, çoğunlukla kendi İslamlarının Müslümanlığı kaygısına düşmüş durumdalar. Her oluşum ya da cemaat kendisini alternatif saymakta. Bu durumu sorguladığımız zaman karşımıza ortalama şu cevaplar çıkacaktır: bizler bir duvarın tuğlaları gibiyiz. Bizde İslam duvarında bir boşluğu kapatmak için çalışıyoruz denir.

Evet, her oluşumun üzerinde yoğunlaşması gereken alanların olması gerekir. Ancak şu sorunu göremiyoruz. Bizler bu binayı yaparken kendi ortamımızda çizdiğimiz projeye göre bir yol izliyoruz. Diğerlerinin projelerini önemsemiyoruz dikkate almıyoruz. Orta bir yol aramaktan çok, eksikliklerimiz ile uğraşıyoruz. Birbirimize güvenmiyoruz. Birbirimize Güvenmediğimiz için de çevremize, insanlığa kısacası dünyamıza güveni getiremiyoruz.

Alttaki ayetler bu durumu özetler nitelikte:

Enam Süresi 153.ayet: ''Bu benim dosdoğru yolumdur. Bu yolu izleyin. Başka yolları izlemeyin. Yoksa Allah'ın yolundan uzaklaşıp parçalanıp fırkalara bölünürsünüz. Sakınıp korunasınız diye o size bunu önermiştir.''

Enam Süresi 159.ayet: ''Dinlerini parça parça edip fırkalara ayırıp hiziplere bölenler var ya senin onlarla hiç bir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.

Rüm Süresi 31–32.ayet:'' Sakın şirke sapanlardan olmayın. Onlar ki Dinlerini parçalayıp fırkalara ayırıp hiziplere böldüler. Her hizip kendi elindekiyle kendi yanındakiyle sevinip övünür.''

Ayetlerden de anlaşılacağı üzere Allaha rağmen Allah'ın dinini şekillendirmeye çalışmak tevhide ters bir yaklaşımdır. Biz Müslümanlar, ancak Allah'ın dinini yüceltmekle, çağımızın gerektirdiği koşulları göz önünde bulundurup, fıkıhlar öretmekle yükümlüyüz. Bu bilinçten uzaklaştığımız oranda çelişkili bir ortama düşeriz. İşte o zaman gevşemeler, ihanetler, korkular, sıkıntılar, esaret ve kayıplar başlar. Nitekim içerisinde bulunduğumuz durum tamda bu değimlidir.

Bununla ilgili Ali İmran Süresi 103.ayette:''Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın. Fırkalara ayrılıp bölünüp parçalanmayın.'' Denmektedir.
Böyle bir bilincin oluşmasının tek şartı, birbirimize güvenmek akide anlamında islama zıt olunmadığı müddetçe, birbirimizi anlamak. İşte o zaman fert, toplum ve ümmet olarak üzerimizdeki korkuları yıkar ve zalimler tarafından bize biçilmiş kaderimizi değiştirip tevihidi özgürlüğe kavuşabiliriz.

Diktatörlük ve sömürgeciliğe karşı verilen savaşımların yaratıcıyla bağları yoksa bu savaş kazanıldığında elde edilecek olan şey özgürlük değil kazanımdır

Muhammed ikbal şöyle der:  zayıf Müslüman kaza ve kader ile mazeret beyan eder. Güçlü Müslüman ise Allah'ın kazası ve kaderidir.
Allah r'ad 11'de şöyle buyuruyor: Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.

Evet, güvensizliğin, parçalanmışlığın, zilletin, toplumsal yozlaşmanın ve köleliğin sebebi esareti kabullenmek, ya da ona karşı durmamaktır. Esaret ancak tevhid ile ortadan kalkar.  Tevhid özgürlüğümüzün tek garantisidir..    (Bitti)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık