TÜRKAN SAYLAN I NİÇİN SEVMİYORUM


26 Mayıs 2009 Salı 00:00
Geçen hafta ‘'Dokunmayın Cumhurun Reisine'' diye bir yazı yazmıştım.Yazımda Sayın Cumhurbaşkanımıza yapılan haksızlığı dile getirmiştim birde geçenlerde vefat eden Türkan Saylan'la ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşmıştım.Bu yazıma hafiften içerlenen Bölgemizin hatırı sayılır gazeteci ve yazarlarından Sayın Şükrü Dolaş ertesi gün ‘'Mahmut Bahçivan'a cevabımdır ‘' diye bir yazı kaleme almıştı.

Tabi bizim amacımız burada birbirimizi rencide edip olayı horoz dövüşüne dönüştürmeden gerçekleri tüm çıplaklığıyla açığa çıkarmaktır.

Türkan Saylan'ı hayatım boyunca sevmedim ve sevmeyeceğim de ... İstanbul Üniversitesinde okuduğum yıllarda o dönemde Edebiyat Fakültesinde okuyan İmam-Hatipli bir gencin anlattıklarını sizinle paylaşayım ki niçin sevmediğimi de anlamış olacaksınız;

Türkan Saylan, vefat ettikten sonra bazı basın-yayın organlarında ve televizyonlarda ‘İyilik meleği', ‘özgürlükçü', ‘fakir kızları okutan iyiliksever bir kadın', ‘kendini eğitime adamış çağdaş Türk kadını' gibi sıfatlarla kamuoyuna sunuldu.

Bazı çevrelerin ‘iyilik meleği' Saylan'ı ‘en iyi kendilerinin tanıdıklarını' söyleyenlerden daha fazla tanıyan Türkan Saylan ile ilgili tüm gerçekleri bir gazetede onu herkesten iyi tanıyan biri anlattı.Hep beraber okuyalım bakalım Sayın Dolaş mı haklı yoksa ben mi haklıyım?

”Küçük yaşta anne-babamı kaybetmiş ve Ardahan İmam Hatip Lisesi'nde okumuştum. 1997'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni kazandığımda, buruk bir mutluluk yaşamıştım. Çok sevdiğim bir bölümde okuyacak olmama rağmen, içinde bulunduğum ekonomik şartların kötü olması, bu sevincimi yarıda bırakıyordu. Türkiye'nin en doğusundaki illerden biri olan Ardahan'dan İstanbul'a geldiğimde, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu ve Türkan Saylan tarafından üniversiteye ‘jurnalcilik' için yerleştirilen İ.O. isimli kadınla tanıştım. İ.O. ile tanıştıktan kısa bir süre sonra Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden burs almaya başlayıp , ÇYDD'nin en çok güvendiği kişilerden biri olmuştum” diyen Adnan Zencir anlatmauya devam ediyor:

“Ülkeyi ÇYDD ve Saylan'ın sürüklediği yeri çok iyi takip ediyordum. Vicdan azabı çekiyordum. Ülkede son yaşanan olayları görünce, özellikle devlet erkanından bazı kimselerin Türkan Saylan'ın cenazesine katılarak, Saylan'ı bir ‘milli kahraman' olarak değerlendirmesi beni çok üzmüştür. Ben Türkan Saylan'ı, medyada yazan çizerlerden çok daha iyi tanıyorum. Çünkü Saylan'ın en yakınında bulunmuş üç kişiden biriyim. Her şeyden önce yok olup giden, özbenliğinden koparılmaya çalışılan Türk gençliği için vicdanımın sesini duyarak konuşmaya karar verdim.”

“Ben aslen Ardahanlıyım. Annemi ve babamı çok küçük yaşta kaybettim. İlk ve orta öğretimi kendi çabamla tamamladım. Ortaöğretimi Ardahan İmam Hatip'te okudum. Sonra İstanbul'a gittim ve üniversiteyi kazandım. Maddi sıkıntı içerisindeydim. Birkaç arkadaşımın tavsiyesiyle İ.O. isimli bir bayanla tanıştım. Bu bayan zamanla beni çok sevdi. Sırp kökenli bir bayandı. Kendisi bizatihi Kemal Alemdaroğlu ve Türkan Saylan tarafından Edebiyat Fakültesi'ne konuşlandırılmış, kamu çalışanı olup olmadığı belli değildir. Kendisine bir oda verilmiş. Tek bir misyonu vardı bu bayanın.. Örtülü öğrencileri yoldan çıkarmak, onları özünden çıkarmaktan başka hiçbir işi yoktu. Onların başından o örtüyü çıkarmak için bir savaş veriyordu. Aynı zamanda inançlı gençleri, inançlarından uzaklaştırmaya çalışıyordu. Hiçbir akademik unvanı yoktu. Araştırmalarım sonucu bu bayanın, aynı zamanda hoşuna giden gençlerle birlikte olduğunu gördüm”

“Ben İ.O. sayesinde Türkan Saylan'la tanıştım. Benim çok parlak bir geleceğim olacağını söyledi ve bana burs sağladı. 1999'da Türkan Saylan ile tanıştım. Saylan ile kısa zamanda bir yakınlık oldu. Beni çok sevdi. Paylaşmadığı birçok şeyi benimle paylaşırdı. Bana zaman içerisinde Hıristiyanlık mucizeleriyle ilgili, Batılılaşmayla ilgili kitaplar verdi.”

“1999 depremiydi. Saylan beni aradı ve ÇYDD merkezine gittim. Bunu yaşamım boyunca hiç unutmayacağım. Anadolu'dan ve Avrupa'dan çok fazla bağış geliyordu. Saylan, birçok kişiye benim elimle para verdi ve bu paraların hiçbir kaydı yoktu. Bu para verilen kişiler ise DHKP-C ve PKK sempatizanı kişilerdi. Bu beni çok etkilemişti. Gelen bağışların hiçbir kaydı yoktu. Buna çok içerledim. Çünkü burs verilen kişiler, polisle sürekli çatışan, ellerinde satırlarla dolaşan sabıkalı kişilerdi.”

“Yine hiç unutmayacağım bir an var ki; her düşündüğümde vicdan azabı çekiyorum. Türkan Saylan'ın odasında konuşurken, örtülü bir bayan içeri girdi. Ben bayanı tanıyordum, Edebiyat Fakültesi'nden bir bayandı. Annesi-babası yoktu, çok yoksul bir öğrenciydi. Saylan'ı görür görmez ağlamaya başladı, kendisinden burs istedi, aç olduğunu söyledi. Hiç unutmuyorum. Saylan ona dedi ki; ‘Eğer açsan, git Taliban sana para versin, sana ekmek versin..' Kızcağız o odadan ağlaya ağlaya çıktı. O an benim aklımdan hiç silinmiyor. Zihnime kazınmış bir şekilde duruyor. Kendi kendime o zaman şunu düşündüm. “Nerede o hümanist kadın. Nerede bu gördüğüm kadın.”

“Saylan'la dostluğumuz ilerlerken, bana kendisinin yanımda olmamı, yakın bir zamanda ÇYDD'nin başında olmamı istedi. Benim bu yüzden derneğin tam karşısındaki bir eve yerleşmemi istedi. Saylan'ın beni yerleştirdiği evde, Karl Marx, Che Guevara ve Lenin posterleri vardı.”

“Bu öğrencilerle yaşamaya başladıktan sonra yemeklerimizi Pera Palas Oteli'nden yemeye başladık. Bu kişilerden biri PKK sempatizanıydı, diğeri ise DHKP-C'liydi. Çünkü bu kişilerle 8 ay beraber yaşadım. 1 Mayıslarda, marjinal solun önemli günlerinde molotof kokteyli atanlar, o eve sığınıyordu ve ben tedirgin oluyordum. Bu yüzden korkmaya başladım.”

“Ben bu kişilerle tartışmaya girdim. Düşünceleriyle hayat biçimleri konusunda tartıştım. Sonuçta ÇYDD'nin evinde kalıyorlardı. Ben gizli gizli namaz kılar ve oruç tutardım. Çünkü bu kişiler namaz ve oruca karşı nefret doluydular. ÇYDD, devletin sahibi olarak kendisini tanıtan bir vakıftı ama en önemli kişileri devletin altını oyan kişilerdi...”



“Saylan bana birçok kitap hediye etmişti. Bunlardan biri de Kitab-ı Mukaddes idi. Bana Yehova Şahitleri'ni öğrenmemi ve bunu diğer öğrencilere anlatmamı söylerdi. Onun tek amacı, özellikle Anadolu'da geri kalmış dediği çocukları, ya da onun deyimiyle ‘dişi beyinleri' özünden kopararak, tam bir Batılı gibi yetiştirmekti. Bunun için benim Batılı din değerlerini çok iyi öğrenmemi tavsiye ederdi. Katıldığım toplantılarda Saylan'ın en çok üzerinde durduğu konulardan biri de Doğu ve Güneydoğu'dan gelmiş kız çocuklarına burs vererek, bunları Batılılaştırmak ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okuyan öğrencilerle tanıştırmaktı. Bunu sık sık aralarında konuşuyorlardı.”



“Saylan, zaman içerisinde beni o eve yerleştikten sonra İngilizce kursuna gönderdi. Deniz Yıldızları diye bir programları vardı. Oraya katıldım. Emre Kongar sürekli ders verirdi. Zaman içerisinde İ.O. benden şüphelenmiş ve araştırma yapmış. Çünkü bu kişi Alemdaroğlu ve Saylan'ın muhbiriydi. ÇYDD'den kimlerin niçin para aldığını takip ediyordu. Ben Edebiyat Fakültesi'nde yapılan etkinliklere katılmayınca, benim hakkımda bir araştırma yapmış. İ.O. niçin oradaydı, kimse bilmiyordu o zaman. Arkasından Cumhuriyet gazetesinin birkaç yazarı ve yanımda kalan öğrenciler de benim hakkımda araştırma yapıp, rapor halinde Türkan Saylan'a vermişler. Bir gün DHKP-C'li olan kişi bana ‘Hoca seni Vakıf'tan istiyorlar' dedi ve ben de vakfın merkezine gittim.

“İçeri girdiğimde Türkiye'nin etkili isimlerini gördüm, oradaydı. Cumhuriyet gazetesi yazarları, üniversitelerde ders veren akademisyenler, Türkan Saylan, herkes bana bakıyordu. Meğerse bunlar ÇYDD'nin mütevelli heyetiymiş. Türkan Saylan ise ayakta tir tir titriyor ve kıpkırmızı olmuştu. Cumhuriyet yazarı olan kişi bana ‘Sen nasıl aramıza girebilirsin. Sen yarın belki de ÇYDD'nin genel başkanı olacaktın. Sen İmam Hatip mezunusun, bize niye söylemedin' dedi. Ben de ‘İnsanlar Anadolu lisesinden mezun olduklarında da size söylüyorlar mı' diye cevap verdim.

O ise ‘Sen tarikat okulundan mezun olmuşsun. Tarikat yuvası bir okuldan Tanrı bile olsa aramızda görmek istemiyoruz. Sen Nur cemaati içerisinde kalmışsın. Nurcuların dershanelerine gitmişsin. MİT'in mi, yoksa tarikatların mı ajanısın?' dedi. Ben de, ‘Siz milletin gözünde halkı seven aydın insanlar olarak görülüyorsunuz ama Anadolu'nun ücra köşesinden gelmiş annesiz-babasız büyümüş birini dışlıyorsunuz. Ben ne tarikat, ne de MİT'in ajanıyım. Ben mağdur bir öğrenciyim ve buradan da cüzi miktarda bir burs alıyorum' dedim.”

“Orada kıpkırmızı kesilmiş olan Saylan, beni başka bir odaya çağırdı. Saylan beni her zaman bir anne gibi sevmişti o ana kadar. Haftada üç gün yanına gitmesem sitem ederdi. Bana ‘Sen nasıl bu okuldan (İmam Hatip okulu) mezun olursun?' diye sorunca, ben de konumumu anlattım ve bu durumun çok bağnaz olduğunu, beni devletin, sistemin düşmanı olarak görürken, aynı zamanda da PKK'lılara burs verdiklerini söyleyerek, ‘Onlardan daha mı tehlikeliyim' diye sordum.”

“O anda çok kızan Saylan, ‘Git tarikatlar sana burs versin. Evi de hemen terk ediyorsun. Bir daha yanıma gelmeni ve görmeni de istemiyorum' dedi. Ertesi gün evden ayrılacaktım ama öncesinde kahvaltı yapacaktım. Benimle birlikte kalanlar okula gitmişti. Kahvaltı edeceğim sırada Türkan Saylan geldi. Ben ağzıma zeytin alacakken, elimdeki çatalı alıp yere fırlattı ve ‘Defol git Taliban' diye bağırdı.

O ana kadar beni çocuğu gibi seven ve bana birçok kitap hediye etmiş insanın bir anda bana karşı nasıl bu kadar kinlendiğini görmek, beni kötü etkiledi. Oysa ben ülkemi, milletimi seven, değerlerine bağlı, Atatürk'e büyük saygı duyan ve ona bağlı bir insandım, hala da öyleyim.”

Sevgili dostum Sayın Dolaş bunun için Türkan Saylan'ı Sevmiyorum.Milli ve Manevi değerlerine bağlı olan hiç kimsenin bu yazıyı okuduktan sonra Saylan Hanımefendiyi seveceklerini zannetmiyorum.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık