Osman Gülebak

ULUS DEVLETTEN ‘BÖLGESEL ENTEGRASYON’A YENİ BİR SÜREÇ VE KÜRTLER…


Osman Gülebak
9 Mayıs 2019 Perşembe 11:52

Son günlerde yaşanan bazı gelişmeler bölgenin yeni bir sürece girdiğinin habercisi gibi. Türkiye’nin ve yine İran’ın Bağdat ve Erbil ile neredeyse kopan ilişkilerini yeniden geliştirmesi ve ardından Abdullah Öcalan’ın mektubu… Tüm bunlar ne anlama geliyor?

Türkiye komşularla sıfır sorun politikasının komşularla sıfır ilişkiye evrilmesiyle, büyük bir ekonomik krizin içerisine girdi. Irak ile bitirilen ilişkiler, Suriye’de yaşanan iç çatışma, İran ile soğuk tutulan ilişkiler ve son olarak referandum dolayısıyla ilişkilerin askıya alındığı Irak Kürt Bölgesel Yönetimi…

Barzani’nin bağımsızlık referandumuna milliyetçi söylemlerle karşı çıkan Türkiye, Barzani yönetimini kararından vazgeçirmek için sınırda askeri harekât bile düzenlemişti. Bu belki de AK Parti’nin Kürtlerin yanında kazandığı itibari bitiren en vahim gelişmeydi.

Komşularla ilişkilerini ulus devlet/Milliyetçi mantaliteyle belirleyen Türkiye aslında kendisini dar bir alana hapsetti. Bunun sıkıntısını ABD ile Brunson krizi sırasında yaşadığı ekonomik savaşta daha iyi anladı. Doların aniden yükselmesi ülkeyi büyük bir krizin eşiğine getirdi. Ve bu kriz hala aşılmış değil. Aynı durum komşu ülkeler olan Irak ve İran için de geçerli. Yıllardır savaşın yükünü taşıyan Irak, yıllardır ABD ambargosuna direnen İran da yaşanılan sıkıntıları aşmak için çaba gösteriyor.

Türkiye ve İran bu kıskaçtan kurtulmanın yollarını arıyor.

-İlk adım Diyarbakırlı bazı işadamlarının Irak Kürt Bölgesel Yönetiminde bazı temaslarda bulunmasıyla başladı. DTSO’na bağlı işadamları bölgedeki işadamlarıyla bir araya gelerek ticari işbirliği mesajları verdi.

-Ardından en son 2017 yılının Ağustos ayında başkent Erbil’i ziyaret eden Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Bağdat ile Basra ziyaretinin ardından Erbil’i ziyaret etti.

-15 Ocak’ta İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Erbil’i ziyaret etmesi ve aynı gün Başbakan Neçirvan Barzani’nin de hazır bulunduğu Kürdistan - İran Ortak Ticaret Konferansı düzenlendi.

-90 ülkede 219 temsil noktasına sahip Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), 26 Aralık 2018’de Erbil’i ziyaret ederek, Erbil ile Bağdat’ta şube açacaklarını açıkladı.

Bölgenin tüm dinamiklerini hesaba katan Çavuşoğlu, hem Sünni Araplarla, hem Şiilerle hem de Kürtlerle bir araya geldi. Bu ziyaretlerde dostluk mesajları verdi. Bir yıl içerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’ı ziyaret edeceğini söyledi.

Çavuşoğlu, sadece Erbil üzerinden Irak’la ticaret yapmanın sıkıntılarını yaşamış olacak ki alternatif bir kapının açılmasından söz etti. Türkiye ile Irak arasında belirlenen 20 milyar dolar ticaret hacmine ulaşmak istediklerini belirterek, "Ticaretimizin artması için ikinci bir kapıya ihtiyacımız var. Diğer taraftan Irak'ın ve bölgenin gerçek anlamda ticarette bir merkez olması için bu kapının açılması gerekiyor." dedi.

Bu hareketlilik aslında bir hakikatin aslına rücu etmesidir ki bunu görmezden gelemeyiz. Küreselleşme ile birlikte varlığının ve ortaya koyduğu politikaların sorgulanır olduğu ulus devlet mantığı anlamını yavaş yavaş yitirmeye başladı. Bugün yeryüzünde hiçbir devletin kendi sınırlarına kapanarak hayatta kalması mümkün görünmüyor.

Bu da bizi Modernizm/Post-Modernizm ve bu felsefenin ürünü olan Ulus Devlet üzerinde araştırma yapan aydınların gelecek için öngördüğü bir üst çatısı ümmet olan ‘Bölgesel Entegrasyon’a doğru gidildiğinin habercisi… Bu süreç İslam ülkeleri için bir tercih değil artık bir mecburiyet.

Bölgesel Entegrayon aynı havzalarda yer alan ülkelerin bir araya gelerek birlikte hareket etmeleri… Tıpkı Avrupa Birliğinde olduğu gibi...

Yaşanan gelişmelere bakılırsa bu süreçte ulus devlet siyasetinin en fazla mağduru olan Kürtler, önemli bir aktör olarak öne çıkıyor. Bu entegrasyonun bir parçası olabilecek dört bölge ülkesinde parçalı bulunan Kürtler, bu yeni sürecin belirleyicisi olacak konumdalar. Irak da İran da Türkiye de şu an savaş halindeki Suriye de bu yeni süreçte Kürtleri göz önünde bulundurmadan politika belirlemesi mümkün görünmüyor. Dört parçalı Kürtler arasında en etkin konumda olan şüphesiz Irak Kürtleridir. Mesud Barzani her ne kadar Eylül referandumu ile bölge ülkelerinin ulusçu hassasiyetlerinden dolayı tepkisini çekmiş olsa da sürecin ulusçuluğu törpülemesi artı olarak Kürtlerin hanesine yazılacak. Barzani’nin bu süreci iyi değerlendireceğine inanıyorum.

Bu sürecin tüm bölge halklarının huzurunu temin edebilmesi ve özellikle Modern Ulus Devletin en büyük mağduru Kürtlerin haklarına kavuşabilmesi için bazı şartlar var. Bu şartların bazısı bölge ülkelerini bazısı da Kürtleri ilgilendiriyor.

Birincisi; bölge ülkeleri Türkiye, İran, Irak ve Suriye yüz yıllık ulusçuluk hastalığından kurtulup Kürtlerin tüm insani ve İslami haklarının gaspından vazgeçmelidir. Yani bu süreçte bir daha ‘Hamal Kürt’ vakası yaşanmamalıdır. Yani bu devletler geçmişte olduğu gibi Kürtleri bir ‘manivela’ olarak görmemelidir. Milliyetçi ve çıkara dayalı siyaset belli bir uygun ortam oluştursa da sonrasında çatışmaları yine başlatacaktır. Çözüm Süreci ve sonuçları gibi… Şu unutulmamalıdır ki Kürt halkının sorunları çözümü bölgenin huzurunun teminatıdır. Kürtlerin yaşadığı mağduriyetler giderilmeden hiçbir bölge ülkesi rahat etmeyecektir.

İkincisi; yaşadığımız sorunlarımızın kaynağını teşkil eden emperyalist ülkeler, bu sürece müdahil edilmemelidir. Bölge halkları, kendi öz dinamikleri üzerinden bir araya gelmeli, oturup konuşabilmelidir. Tarih en büyük şahittir ki emperyalistler gittikleri her ülkede kan ve gözyaşından başka bir şey götürmemişlerdir. Her ne kadar her halkın arasında bu devletlerin kurtarıcılığına inan kesimler olsa da bu boş bir hayaldir.

Üçüncüsü; Kürtler, tarihleri boyunca en büyük talihsizlikleri olan ihtilaflarını bir kenara bırakıp mazlum ve mağdur Kürt halkının haklarının iade edilmesine çalışmalıdır. Dört parçada bulunan Kürtler arasındaki tüm grup, parti, örgüt ve cemaatler, grupsal iktidar ve çıkarlarını değil Kürt halkının geleceğini düşünmelidir. Kürt halkı yıllardır destek verdiği halde haklarının talebi konusunda gerekli adımları atamayan partilere baskı yapmalı. Bu ittifaka yanaşmayanlara desteğini çekmelidir.

Bu anlamda HÜDA PAR’ın Erbil’de (Hewlêr) temsilcilik açması Kürtlerin birlikteliği adına kayda değer bir adımdır.

Yine Abdullah Öcalan’ın İmralı cezaevinden gönderdiği mektupta bu süreçten bağımsız değerlendirilmemelidir. Öcalan ister bu mektubu kendi özgür iradesiyle isterse iddia edildiği gibi Türkiye ya da ABD baskısıyla yazmış olsun fark etmez. Bu yeni süreçte ilkin yukarıda bahsettiğim şartlar nedeniyle başta Kürtlerin sorunlarının çözümü olmak üzere; çok da istenilen sonuçları vermese de bu bizi umutsuzluğa sev etmemelidir. Ulus Devlet dönemi bitiyor yeni bir süreç başlıyor: Artık hiç bir şeyin eskisi olmayacağı aşikar.

Sözün özü şu: Bölge halkları olarak ya hep birlikte yeni bir güne merhaba diyeceğiz ya da yüz yıldır analarımız ağlamaya devam edecek…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık