Kur'an Kursu Serüvenim



Alâyiş ve gösterişin eşlik ettiği dindarane bir tavır Sivereklilerde yaygın bir biçimde gözlemlenmiyor olmakla birlikte, belli bir kesimde bilinç düzeyine de çıkabilmiş olan sahici bir dindarlık Siverek'te hep ve geniş kitleler arasında yaşanıla gelmiştir. Bunun göstergelerinden biri, her ikindi namazından sonra Ulu Cami/Cami-i Kebir'de sürdürülen Kur'an-ı Kerim “mukabelesi”, diğeri de tarikat iddialı oluşumlara pek ilgi duyulmuyor olmasıdır. Saf, sade, katışıksız, iddiasız, bildikleri/öğrendikleri ile amel eden insanların dindarlığıdır, bu.. Bizim çocukluk yıllarımızda da bu böyleydi. Böyle oluşundan anlaşılıyordu ki, Siverek'te, Sivereklilerce sahici bir İslâm damarı yakalanmış, devam ettirilmiş ve hayata geçirilmişti. Önceki yüzyıl sonlarında gerçekleşen Mekke Konferansında kararlaştırılan ve aralarında Mehmet Akif Ersoy'un da bulunduğu bir grup aydın/âlim tarafından ülkemize taşınan “Kur'an-ı Kerim'e dönüş” akımıyla büyük ölçüde örtüşen bir damardan ve yaşama biçiminden söz ediyorum. Bu damarı, anlatılanlardan edindiğimiz kadarıyla çok şuurlu bir âlim olan Müftü Ali Âsım Efendi mi Siverek'e taşımıştı, yoksa öncesinden var idi de onunla biraz daha mı pekişmişti, bilemiyorum. Bildiğim, böylesine arı-duru bir İslâm anlayışının ülkemiz kentlerinde pek baskın bir biçimde görülmediği, bu konuda sanki Siverek'e ayrıca emek verilmiş olduğuydu. Bu anlayışın belirtilerinden/uygulamalarından birine, belki de en önemlisine çok küçük yaşımda -kıyısından köşesinden de olsa- ben tanık oldum; hatta uygulamanın içinde yaşadım. Çocukluk anılarım içinde tatlı bir yeri bulunan olay şuydu: 1946 Yılında Kur'an Kurslarının açılışına izin çıkar çıkmaz, Terzilerden Fikri Efendi hemen kolları sıvamış, Siverek'te bir kurs açmıştı. Kurs, Ulu Cami müştemilatı içinde yer alıyordu. Avlusunda iken yüzümüzü Camiye döndürdüğümüzde sol tarafta bulunan ve merdivenle çıkılan oda kursa verilmişti. Orası bugün de var, ancak sanırım merdivenlerinde bir değişiklik yapılmış. Kurs açılır açılmaz, Rahmetli Babam beni elimden tutup Terzilerin Fikri Efendiye götürdü, kursa yazdırdı. Beş yaşlarında ya varım ya da yok.. Ve böylece biz Kur'an-ı Kerim Eğitimine başlatılmış olduk. Ama ne başlama... Aradan bir hafta mı, on gün mü geçti; bilmiyorum. Bir gece, Rahmetli Babam kursta neler öğrendiğimi anlamak istedi ve bana “haydi oğlum, kursta öğrendiklerini anlat” deyiverdi. Rahmetli Annem ve Babam elime Elifba Cüzünü alıp karşılarına geçmemi beklerken, ben birden bire divanın üstüne sıçradım. Onların şaşkın bakışları arasında elimi kolumu havalara savurarak “Frenk, balcan, Türkiye'm, çok yaşa” gibi sözleri sesimin yettiğince bağırarak tekrarlamağa başladım. Kurstaki hepsi de benden büyük, kimisi delikanlı çağındaki çocukların teneffüs aralarında bana “ders” diye anlatıp da eğlendikleri bir gösteriyi tekrarlıyordum. Nefeslendiğim bir sırada Rahmetli Babam, “bunları mı öğrendin?” diye sordu. Ben de sevinç ve belki de gururla “evet” deyince, Babam “aferin oğluma güzel şeyler öğrenmiş, bu kadarı yeter; artık kursa gitmene gerek kalmadı” dedi ve kurs olayım da böylece bitti. Benim kurs olayım böylece bitmesine bitti, ama o kurstan yetişen niceleri Sivereklinin dinsel yaşamına, kesinlikle, çok önemli katkılarda bulundu. Hepsini rahmet ve yaşıyor olanları da esenlikle anıyorum.

30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00

http://www.siverekgenclik.com/yazar/kuran-kursu-seruvenim-151.html