HİCRAN



        Hicran; Sözlerimde ölümün suskunluğunda ihanetin kokusu…
      
       Hicran; Senden yana kalbime vurulmuş neşter yarası…
 
       Hicran; Boğmaya çalıştığın ruhumun ellerindeki çırpınışı…
      
       Hicran; Sunduğun gece karası yaprağına gözyaşımla attığım imzam…
    
       Sular kabarıyor, fırtınalar esiyor meçhullerde, volkanlar patlıyor, yıldızlar dökülüyor ve sen ihanetinle hücrelerime acıyı nakşediyorsun, ruhuma kan akıtıyorsun. Solgun yapraklar gibi kendimden düşüyorum, muhacirler gibi senden göçüyorum, bana bıraktığın azaplı düşlerle.
       
       Bir zamanlar beraber aşk şarabından içtiğimiz o kadehlerden şimdi sensizliği yudumluyorum. Acı bir tadın sarhoşluğunda gözlerime hicran doluyor. Sen oluyorsun sevdaya saplanan ihanet hançeri oluyorsun.
   
        Ben sana koştukça, sana geldikçe, sana haykırdıkça sen suskunluk kırbacıyla ruhumu kırbaçlıyorsun. Her vuruşunda ayrı bir acı, dayanılmaz bir ızdırab ve bir o kadarda acımasızlığın. Ben her vurulduğumda daha çok kırılıyorum, bir başka kanıyorum ve dayanılmaz acılarla kıvranıyorum. Her vurulduğumda yüreğimle göğsümü parçalıyorum. Her vuruşunda daha da çoğalıyor ahu figanım.
      
          Nar-ı Hicrana attın beni içimde kıyametler kopardın İsrafil’im oldun. Buğulu hatıranla beni baş başa bıraktın. Yaralı bülbüller gibi feryattayım. Çığlıklarım gökyüzünde yankılanıyor. Bulutlar gözlerime katran damlatıyor. Sesinin ibresi suskunluktan yana benimse yüreğim hicranda.
           
            Hava ayaz, ellerim titriyor. Artık yazamıyorum yazdığım her cümle ihanetine ağlıyor. Kalemin çığlığından kâğıdın bedeninde hayat bulan harflerime cemreler düşüyor. Üşüyorlar, üşütüyorlar, yüreğimi giydiriyorum ve daha çok kanıyorum. Bir ney misali inliyorum. Mezar taşı kadar soğuklarda ölümlerin yaşandığı morglardaki kadar korkulardayım. Düşlerin uçurumuna ittin beni, yüreğimi çaldın inancımı kırdın, gülüşlerimi soldurdun.
 
               Bak gidiyorum işte sen kazandın! Bu zafer benden sana hediyedir. Kahkahalarla dolu, şen şakrak türkülerle ve can ciğer bildiklerinle kutlarsın diye. Gidiyorum ölüm çukurlarına ve kınalı kurbanın olmaya. Gidiyorum işte yüreğimdeki hicranla, dudağımdaki kederli şarkılarla.
 
               Şeb-i Yelda’nın karanlığını kefen niyetine sarsınlar bana. Kimse matemlere girmesin, aşkın alnına karalar bağlanmasın. Öldürdüğün bu sevdanın salasını ihanetinle okusun dostlarım…


30 Haziran 2010 Çarşamba 00:00

http://www.siverekgenclik.com/yazar/hicran--880.html