YOKLUĞUNDA BİR YILDÖNÜMÜ


11 Ocak 2011 Salı 00:00

                                      


                Bugün; gözlerinin gönlüme can diye imza atışının yıl dönümü ve ben musalla taşı gibi soğuk ellerimde; elif gibi, boylu boyunca uzatılmış bir sevdanın ölümünü taşıyorum.  

                                     
                Su gibi çırılçıplak kalmış yüreğimle kızıl renkli acılarla bir sürgünü yaşıyorum. Gam ve keder bağrımı bir başka yakıyor. Damarlarımda sensizlik dolaşırken yaralarım taze ve hep kan kusuyor. Sevdamız gibi kaçak bir çayın sıcaklığıdır tek tesellim. İnan sevgili, yangınlarda yanıyor olsam da hatıralarımız hiç küllenmiyor.


               Gönlüme sinmiş Yusuf kokulu  yar; ne sana şikâyetim var ne de sevdama isyanım. Ben çileye vurgunum. Sızıyı bağrımda saklarım. Acılar içinde Meryem’im. Bu sözlerim sırtımdan vurduğun iki mermi çekirdeğinin yaktığı ciğerimin yanık kokusu ve sana milyon kere sessizce ağlayışımın gözyaşlarıdır.


               Bugün vuslatımızın yıldönümü. Sana  söylenmemiş sözlerle, yazılmamış şiirlerle, okunmamış türkülerle yepyeni bir alfabe ile gelmek isterdim. Üşüdüğünü bilsem sana gözbebeklerimle avuç avuç güneşler getiririm. Özlediğini bilsem her harfi dudaklarımla yazardım, gamzelerine birer buse olsun diye. Hasret çektiğini bilsem dağları çölleri aşar gelip ellerine yüreğimi bırakırım. Üzüldüğünü bilsem her yanımı hicran yarası sarmış olsa bile turnalar gibi kanat çırpar gelip yoluna dizilirim. O kobranın ısırığı kadar ölümcül olan 'Artık seni sevmiyorum' deyişinin yürekten olmadığını bilsem gelip sana ömrümü verirdim.

     
               Bugünün Arafatımızın yıldönümü…  Hatırlayıp hatırlamadığını bile bilmiyorum. Sahi böyle ışıkta ölümün dansını eden kelebeklerin kanat çırpmalarıyla mı kutlayacaktık? Bugünün hediyesi bana yokluğun mu olacaktı? Ben sana mor dağlarında çarmıha gerdiğin ruhumdan sızan kandamlalarını sunuyorum. Yürüdüğün yollara dökersin gül suyu niyetine.
 

               Bugün aynı yerde aynı saatte ıhlamur ağaçlarının altında seni bekliyor olacağım. Olurda gelmezsen eğer bir gün içimde buz tutmuş yosun kokusunu yüklediğim en delice esen rüzgârın ıslığı pencere dokunduğunda;  bil ki yüreğime gamzelerini yükleyip bir dağ şafağında ölüme yürümüşüm. Artık tüm salalarda beni dinlersin. Göğsünden güle kan damlayan bülbülün inleyişinde beni duyarsın. Karlar üstünde can çekişen kumruların çırpınışlarında beni görürsün. Olur, da yolun buralara düşerse toprağa uzanmış bedenimi görürsen; sakın dokunma. Bu ben bildiğin ben değilim artık sevdalar uğruna ölümsüz mevsimlere giden sevdalıların ölümsüz anıtıyım.
           
               ...
           
              Gözüme nur gönlüme can oluşunun yıldönümünde bile gelmeyen sevgili; bu son ağlayışım ve sana son ölümümdür.





YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık