YOKSULLUK KADER Mİ?


23 Eylül 2007 Pazar 00:00
YOKSULLUK KADER Mİ? 
      “Yoksulluk tabi ki kader değil” diye düşündüğünüzü tahmin ediyorum.Aynen bende size katılıyorum.Yoksulluğun kaderini;ülkemizde de uzantıları bulunan,tüm maddi zenginlikleri ve imkanları ellerinde bulunduran kapitalist dünya sistemi tayin etmekte ve meşrulaştırmaktadır.
      Gelir dağılımında,adaletsizliğin en derin yaşandığı ülkelerden biride Türkiye’dir.Kimisinin bir aylık geliri,diğerinin bir içki masasına verdiği hesap kadar değildir.Kimisinin bir saatte harcadığını,diğeri bir yılda kazanamamaktadır.Ve kimisi hasta,yatalak,yaşlı,işsiz…Hiçbir bir geliri yok,hayat boyu birilerinin yardımına muhtaç.
      Yaşadığımız toplumda;çevremizde,yanıbaşımızda,komşularımızda bu tür ihtiyaç sahipleri  insanlara mutlaka rastlıyoruz.Yoksulluk sadece Siverek’e veya bölgemize özgü değil,Türkiye’nin her tarafında çok kötü şartlarda yaşayan acizlerin,düşkünlerin,çaresizlerin ölüme teslim olduğu dramlara tanık oluyoruz.
      Ülke olarak,toplum olarak,birey olarak yoksullukla mücadelede üzerimize düşen görevi yerine getirmekte vicdanımız rahat mı acaba?Nerede sosyal devlet ilkesi?Mangalda kül bırakmayanlar,şirin görünmek için boynunu büküp pişmiş kelle gibi sırıtan saygıdeğer(!)işadamları neredesiniz,şimdiye kadar ne yaptınız?
      Üç gurup var ki,yoksullukları durumunda ne kendilerini savunabilir,ne de kendilerine sahip çıkabilirler.Bunlar:Yaşlılar,hastalar ve çocuklardır.Peki,Allah’tan başka kimsesi bulunmayan bu guruptaki insanlara kim sahip çıkacak?Çevremizde bulunan bu insanlara kayıtsız kalabilirmiyiz?Vebali hepimizin boynundadır bilesiniz.
      Hükümetimizin sosyal politikasını benimsiyorum.Lakin,yeterli bulmuyorum.Çünkü;yoksul ve kimsesizlere,hastalara,güçsüzlere,kısacası ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımlar tabi ki bu insanlarımıza fayda sağlamaktadır.Bu davranış aynı zamanda toplumsal barışa katkı da sunmaktadır.Ancak sürekli olmayan bu yardımlar;toplumun küçük bir bölümünü kapsadığı,bir çok insanımızı yarı aç,yarı tok bir yaşantı içerisine sürüklediği görülmektedir.Ayrıca,insanları kendi kendine yetebilme,yönetebilme konusunda pasifize etme durumuna ve topluma kazandırma yerine,toplumdan kopma noktasına getirmektedir.Yani ünlü sözde olduğu gibi “Balık verme yerine,balık tutmayı öğretmek” felsefesiyle hareket etmek gerekir.
      Gerçi bu konuda beklentim ve umudum sönmüş değil,tam tersi gönlüm,bir gün Türkiye’de yoksulluğun en az seviyelere ineceğini bana söylüyor.Yani umutvarım.
      Artık,küçücük bedenlerini yarısına kadar çöp konteynerlerine sarkıtarak çöplük içerisinde yiyecek eşya toplayan çocukları görmek istemiyoruz!
      Sözde yardım amaçlı dağıtılan ekmeklerden iki-üç tane alabilmek için biri birileri üzerine balık istifi gibi yıkılan yaşlı,kadın,çocuk manzaralarını görmek istemiyoruz!
      Kapı önlerinde bir tabak yemek almak için utangaç ve mahcup bir şekilde eliyle yüzünü kapatarak saklamaya çalışan eli öpülesi anaları yemek kuyruklarında görmek istemiyoruz!
      Bir TV.Kanalında gösterildiği gibi iftar çadırlarında verilen iftar yemeğinden sonra ellerinde naylon poşetlerle yemekten artan ekmek kırıntıları  ve yemek artıklarını toplayan o güzelim çocukları bu durumda görmek istemiyoruz!
      İçimiz yanıyor,yüreğimiz sızlıyor.Eğer yemekteysem lokmalar boğazıma diziliyor.Eeey bu ülkenin kaymağını yiyenler.Sözde sivil toplum örgütleri.Bu güne kadar siz ne yaptınız?Sözüm size:Sizinde yüreğiniz sızlamıyor mu?
      Soframda üç-beş çeşit yemek bulunurken bu insanlarımızın içinde bulunduğu durum kahrediyor beni.Onları düşünerek yaşıyorum ben! 
 
 
 

Şairin dediği gibi: 

Dışarıda üşüyen var
Soğukta titreyen var
Sevemedim bir türlü
Bu soğuk havaları
Gecenin ayazında tütmeyen bacalar var
Yorganlara sarılmış titreyen bebeler var 

Olaydım ah olaydım yanan ateş olaydım
Yanmayan sobalarda odun kömür olaydım
Gördükçe içim sızlar gariplerin halini
Sırtındaki paltosu,kazağı ben olaydım 

      Mübarek ramazan ayına girdik.Milyonlarca insan aynı anda Allah için aç ve susuz bırakıyor bedenini.Aç ve susuzluğun ne olduğunu anlamak için oruç tutuluyor,nefsimize ve hevesimize gem vurarak…
      Bu düşünceyle;yoksullara,mahzun ve mazlumlara gönlümüzü açarak şefkat ve merhametle yaklaşmalıyız.Bu yaklaşım sadece bir günlük veya bir aylık olmamalı,bir ömür boyu bu yaklaşımı sergilemeli ve boynumuzun borcu olarak görmeliyiz.
      Hiç olmasa umut olun.Umudu yeşertin… 
 
 

                                                      Hasan BAYDİLLİ

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık