Osman İzol

ZAN’DAN KOPUŞ (3)


Osman İzol
10 Haziran 2015 Çarşamba 16:05

 

 

Zan'dan kopuş derken, elbette bağımlılık yapan her türlü fikri zehirden kopuşa dikkat çekmek istiyoruz. Bu zehir çeşitlerinden tamamen bağımsız olmak zor bir iştir. Çünkü zehrin kaynağı gene unutkan olan ve genelde dünyayı sadece kendi çevresinden ibaret sanan insanın kendisidir. Neden zehir diyoruz, çünkü genelde fikirler kendisini birer şifa olarak tanıtır. Hatta her ne kadar iyi niyet taşırsa taşısın fikirler, gene de onu kullanan insan olduğu için ve insanın da kendisiyle ciddi sorunları olduğu için, insanın kendisine tam olarak güvenmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu yaklaşım biçimi içerisinde art niyet aramak yerine anlamaya çalışmak, daha kıymetli bir yaklaşım olacaktır.<br><br>

Her türlü dini inanç, kişi ve ya ideolojilere dönük bir taraf eleştirisinden ziyade, bir teşhis biçimi ortaya koymaya çalışıyoruz. Buradaki Kürdistan paradigmasına ve ya diğer adıyla zan’dan kopuşa yaptığımız atıflar tamamen içerisinde yaşadığımız toplumsal ve siyasal krizlerimiz ile alakalıdır. Bu toplumsal ve siyasal kriz, şekillenen her türlü bilincimizi direk olarak ilgilendiriyor. Bunun için fikir ve sunulan diğer algı biçimlerine karşı kendisiyle terbiye edilmeye çalışıldığımız şey (ler) ile yüz yüze gelmek durumundayız.

Bu yüz yüze gelme çabamızın adının, bizi yok etmek isteyenler tarafından bir isyan, bir nankörlük, bir gereksiz çaba, bir bölücü faaliyet ve ya haram olarak koyulması bizim kriz gerçeğimizi değiştirmeyeceği için, kendi imkânlarımız ile gerçekleştireceğimiz kopuşun adını koymak da, inkârcıların krizi besleme gerçeğini değiştirmeyecektir. Zira inkâr eden hep yok etmeye çalışacak, kendini fark edenler de bu duruma karşı direnç gösterecek. İşte yüzleşmemiz gereken gerçeğimiz budur.<br><br>

Daha öncede ifade etmeye çalışıldığı gibi, bu çalışma devam ettiği müddetçe kitaplıklarımıza ve düşünce dünyamızın etrafında şekillendiği dinler, liderler, aydınlar, cemaat, tarikat, parti, örgüt ve benzeri yapılara sıkça vurgular yapılacaktır. Çünkü bir çeşit zan'dan kopuşu sağlarken başka bir zannın bayraktarlığını yapmak mümkün olabiliyor. Hele bu durum vatansız ve kendi toprakları üzerinde ancak nefes alma hakkı dışında hakkı olmayan milletler üzerinde daha da belirginlik arz-edebiliyor.<br><br>

Bu konu ile alakalı örnek verebileceğimiz birçok sarsıcı veriler vardır. Egemenlik sorunu yaşayan Kürt halkının gerek yaşı olgunlaşmış ve gerek genç nüfusunun çoğunluğu birçok farklı yapı içerisinde aktif rol aldıkları halde kendileri yoktur. Ve bu yapılar nezdinde yaptıkları her şey meşru olduğu halde, kendi meşruiyetleri söz konusu dahi olamamıştır.

Örneğin başta bahsini ettiğimiz yapılar ve bu topraklar üzerinde bu halka danışmadan birçok hile ile otorite kuran devletler tarafından Kürt milletine birçok şey sunuldu. Elde Kuran dilde iman gibi, önde yürümek gibi ya da en arkayı kollamak gibi veya cesarette öncü olma sorumluluğu gibi. Veya garsonun en iyisi, hamalın en güçlüsü, korumanın en cesuru, aydının en yalakası, gazetecinin en belirsizi, okumuşun en duyarsızı, amelenin en ucuzu, öğrencinin en umutsuzu, öğretmenin en pısırığı, imamın en tembeli, müridin en tefekkürsüzü ve düşünürün en verimsizi konusunda ilerlememiz (gerilememiz) önünde hiçbir engel bırakılmadı.<br><br>

Ama kendi gerçeğimize dair bir arayıştan bahsettiğimiz gibi, önümüze görünürde aşılması mümkün olmayan engeller konuldu ve bu engellerin etrafı her yaklaşım biçiminin kutsallarıyla boyandı.<br><br>

Bunun içindir ki, neye dokunduysak yarım bıraktık. Zira yarım kalmıştık.<br><br>
Bir diğer yarımız (krizimiz) kuşkusuz hürriyetimiz idi ve o yarımız olmadığından, ortaya koyduğumuz emeğin karşılığı başkalarının hanesine işleniyordu. Bırakın diri olanımızın bize ait emareler taşımasını, ölülerimiz dahi bizim değildi. DEVAM EDECEK

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık