Siverek Haber

Siverek Haber

Ana Sayfa Ekonomi Ragıp Karcı'dan Mektup Var

Ragıp Karcı'dan Mektup Var

Ragıp Karcı'dan Mektup Var

Giriş Tarihi: 13 Mayıs 2016 Cuma 15:05
Ragıp Karcı'dan Mektup Var

Şehir ve kent T.D.K. sözlüğünü açtığınızda bu iki kelimenin birbirinin karşılığı olduğu görülür. Önce kentin ne demek olduğuna bakalım. Kent aslında Helenik bir manayı ifade eder. BU mânâda aslında özellikle bir mâbedin etrafında kümelenmiş içinde yaşanılan yapılar topluluğudur. Batılı idrâk bunu kullanırken kendi Akropolis’inin ve Agora’sının etrafında yaşanılan hayatı ifade ediyordu. Bu yapılaşmada Agora’nın Amropolis’in özellikle uzağında ve ibadet edenleri rahatsız etmeyecek bir mesafede olması dikkat çekicidir. Tanzimattan sonraki aydın bu yapılaşmada ibadethâneyi bir kenara itti. Dikkat edilirse Cumhuriyet’in iskân mimârisine münasip olarak gelişen mimârî, kenti rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin fikrî mücadelesinde âdetâ manşet haline gelen MABEDSİZ ŞEHİR idrâkiyle inşa etmeye çalıştı. Günümüze kadar gelen KENT yapılaşması ister sağcı ister solcu iktidarlar olsun Tanzimatı takip eden Cumhuriyet idaresinin anlayışından ileri bir idrâk geliştiremedi.

TRT de çalıştığım sıralarda mesleğim icabı dolaştığım bütün ülkede KENT denilince insanları bir araya getirebilecek özelliklecâmî, hamam, kahvehâne gibi toparlayıcımüesselerin olmadığı binalar topluluğuna şahit oldum. Buralarda insanlar genellikle asansörde biribirlerini selamlayan, ama ne ve kim olduğunu, hayatın gereği oarak kimin kim olduğu bilgilerinden bîhaber insanların olduğu beton yığınları olarak yaşıyorlar. Bu bakımdan KENT dediğimiz yapıda her hangi bir irfâni teceddüdün ihyâsı pek mümkün değildir. Yaşayanlar biribirlerini dinlemezler. Dinlemeyince de alt veya üst katınızdaki yaşayan bir allâme olsa haberleri olmaz. Çünkü idrâk söze; söz de dinlenmeye muhtaçtır. Kent ahlâkı ise buna zaten imkân vermez. Cuma hutbelerini takip edin: Öğlen namazının dört rekâtının ilk ikisinin hutbeye ikinci rekatının da Cuma’ya taksim kılındığını ve hutbeyi dinlemenin bu bakımdan farz olduğu halde hutbe irad eden hatibe yapılan muamelenin AÇIK BIRAKILMIŞ RADYO muamelesi olduğu bile unutturulmuştur. Kötü paranın iyi parayı kovduğu gibi yanlış anlayış da iyisini kovar hâle gelmiştir. O zaman aslında şehir üzerine konuşmak da gereksiz gibi durmaktadır; ancak biz yine de SİVEREK’in kendi toprağına hürmeten şehirle ilgili bir iki söz söylemek ihtiyacındayım. Kentin günümüzde ifade ve işaret ettiği mânânın aksine ŞEHİR içinde yaşanılan yapılardan önce bir irfan ve âidiyetidrâkini ihtar eder. Bin beşyüz yıllık medeniyet tarihimizde önce câmî’iyle bilinmeyen bir yapılaşma yoktur. Câmî’ kelime olarak da toparlama alanı; özellikle de toparlanma alanı olarak etrâfınımuhît bir yapı olarak karşımıza çıkar. İfade ettiği mânâsından dolayı da îmân merkezli bir yerleşimi, birleşimi ihtar eder. Medeniyetlerin buralarda gelişip yerleşmesi ve sonra etrâfını toparlayıcı önce idrâk ve sonra irfan geliştirici hususiyeti buradan gelmektedir. Sanat şehirlerde düşünülüp gelişir. Çünkü şehirde yaşayan insan evinin hemen karşısında ve tabanı ve eşiği kendi hizasında insanlarla hemhâl olma ihtiyacını hisseder. Arada konuşulan ihtimâl “eşeğinin kaybolması ile” ilgili bir sohbet bile, üzerine yüklenen sıkıntı hâlini dağıtıp huzuru çağırabilir. Oysa kentte eşek yoktur ki kaybolsun ve iki komşu biribirin sıkıntı hâliyle hemhâl olsun. Misâl aşırı kaçmış olabilir, ama ben yerleşimin toprağa temasından söz etmek istiyorum. Ne olursa olsun topraktan, toprağın kokusundan uzak bir hayat sıkıntıdan başka bir hâli yaşatmaz.

Ben Siverek’ten ayrıldığımda evler toprakla içiçeydi. Köşkler vardı. Ağaların azami bir kat yüksek evleri. Ve o evlerde bazı gecenin ilerleyen saatlerinde, bizler sinemadan çıkmış olurduk zikir toplantıları olurdu. Yâni o evlerde Allah’la aramızı düzeltelim diye yakarılar duyardım.

Şimdiye dönelim: Ne yaparsak yapalım bu durumun önüne geçilemeyeceği anlaşıldı. Siverek büyümüş. Yüksek yüksek apartmanlar yapılmış. Yine içlerinde sohbet toplantıları yapılıyor. Öyle bir eve davet edildik ve hakikaten hem istifade ettik, hem de bu mânâda ümitsizliğe kapılmadık. Rabbim hânelerini aziz ve mes’ud eylesin. Sıkma pilav da yedik; Kenger de.

Mahalli idareler hususunda söz söylemek haddim değil. Yapılan çalışmaları takdir makamında da değilim. Ancak Belediye Başkanı Resul Bey kardeşimin yıkılmış bir okulun yerine bir tenezzüh mekânı olarak PARK yapma düşüncesini anlatırken hissettiği heyecana hayran kaldığımı belirtmek isterim. Önemlidir bu çalışma. Eskiden KÔRMIŞKÂN için ya Eyvanat’a yahut Sallahana’ya giderdik. HACIHIDIR ise çok uzaktı. Bize kahvaltı ikrâmınılutfedip ÜÇGEN parkta yaptırdı. Parkın yeni yüzüyle nasıl heyecanlandığını burda söylemeliyim. Şehircilik heyecan işidir. Hasan Postacı sağolsun vakit darlığına rağmen Şeytan küçesini akşam vakti bir baştan bir başa benimle birlikte gezerek hatıralarımı tazeledi. Hacı Abuzer hanı’nın yerine bir garabetin oturtulmasına sahiplerinin gönüllerinin nasıl razı olduğuna şaşırdım. Olsun Gümrük Hanı yerinde ve Belediye’nin bediî bir zevkle düzenlediği yeni çehresi ile Cıncıklı hamamın restorasyonunda gösteriler itina’yı anmak gerekir. BU bakımdan ümit ve heyecan verici çalışmalar yapılacağına dair inancım artıyor. Bu yapıların ağırbaşlı ve mütevazî’ ihtişâmının kültürel çalışmalarla bezenmesi ve zenginleştirilmesi bunlara gösterilen itina ve izzetin hakkını vermek olacaktır. Belediye Başkanlığı’nın şahsıma gösterilen hak etmediğim iltifat ve tevaccühlerini de burada anmayı görev bilmeliyim. Çanakkale savaşlarıyla ilgili düzenlenen şiir yarışmasını bana ithaf etmelerini büyük bir kadirşinaslık örneği olarak kalbimde saklayacağım. Merhum Akif İnan’ın ilk genel başkanı olduğu Eğitim-Bir Sendikasında yediğimiz SİVEREK TAVASI da inşaallah midemizin değil kalbimizin ışıını arttırır ümidiyle anılmalıdır. Yemek dışında öğretmen arkadaşların zihinlerinde ve yüreklerinde hissettiğim irfan heyecanının daha derin hayatiyetlere vesile olacağı ümit ve inancını taşıyorum. ŞEHİR’de büyük şeyler olacak. Bunu bütün kentsel yanlışlarına rağmen ŞEHİR olma idrâkiyle gerçekleştireceğine güvenmeliyiz.

Şehir denilince gelen bu gibi insan hayatında iz bırakan özellikler gelir. İdarecilerin bu hususiyeti daha geliştireceklerini umuyorum. Fikir ve edebi ile mutena bir idareci olduğu anlaşılan kaymakam Vural Beyefendi’nin de hem irfanı hem bilgisi bu gibi faaliyetleri destekleyecek birikiminin olduğuna çok kısa da olsa sohbet zemininde inanmış bulunuyorum. Edebi ve şahsıma karşı gösterdiği tevaccühe teşekkürümü aracılığınızla iletmek istiyorum.

Adımı taşıyan Okulun Müdiresinin de çok sevdiğim fakat genç yaşta kaybettiğimiz Ahmet NASANLI kardeşimin kızı olduğunu öğrendim. Böylece adımızı taşıyan okulda bir yeğenimizin idareci olması ayrıca bir hediye gibi geldi. Okul öğrencilerinin hazırlayıp sundukları çalışma bana hayatımın hiç unutulmayacak bir nimeti olarak ikram edildi. O öğrenci kardeşlerimin emeklerinie minnetlerimi sunarak, incecik ellerinden ve heyecandan titreyen parmaklarından öpüyorum. Rabbim onların zannettiği makama bizi onların kalplerindeki ihlas hürmetine layık görsün.

Yıllardır görmediğim ve benim bağlamayı geliştirmemde epey katkısı olan kardeşim EMİN’i ve yine yıllardır sadece haberleşmekle hasret giderdiğimiz ZEKİ MİRAN ve kardeşlerini görme fırsatı da veren bu geziyi tertip edenlere minnet ve teşekkürlerimi arz ediyorum. Sevgili Hasan BAYDİLLİ’yle görüşemedik, ama olsun nasip olur inşaallah.

Neler yapılabilir sorusunun cevabını en sona bıraktım.

Belediyenin hazırladığı program bir yarışmadan ziyâde bir kültür şenliğini andırır yapıcı, reklam talebi olmayan tevazuu içinde hakîmâne bir hareket olarak gönlümde yer etti. Yerel yönetimler çapında bu ciddiyet ve samimiyette böyle bir başka faaliyeti hatırlamıyorum. Sendikanızın ve diğer sivil toplum örgütlerinin güç ve düşüncelerini birleştirerek büyük çapta olmasa da, yükte hafi pahada ağır tabiri fehvasınca yeni projeler ve programlar geliştirilebilir. Bundan önce değerli kaymakam Hayrullah SUN zamanında bir çalışma yapılmış, geleneksel hale getirilmesi düşüncesi temenniden öteye gidememişti. Böyle çalışmalar için büyük salonlar olsa iyi olur ama, fikri çalışmalarda mekânın büyük veya küçük olmasına bakılmamalıdır. Aklıma ilk gelen Belediyemizin seviyeli bir çalışmasıyla restore edilen GÜMRÜK hanı’nın avlusu bile bir şiir akşamına mekan olabileceğidir. Sanat dediğimiz şey büyük AGORAlara ihtiyaç duyar ama mayası genellikle izbelerde atılır. İstanbul’un ünlü Marmara, Küllük kıraathaneleri hacim olarak geniş mekanlar olmalarına rağmen oraya gelen aydınların işgal ettiği masa hiç bir zaman üçü geçmemiştir. Bildiğimiz adlarıyla Sezâi KARAKOÇ, Cemal SÜREYA, Ülkü TAMER ( Küllük’ün sahibi idi) Turgut UYAR gibi daha bir çok sim buralardaki havadan beslenip çoğaldılar.

Cıncıklı hamam okuma saatlerine ev sahipliği edebilir meselâ. Çünkü sanat ve irfan için mekanın büyüklüğü değil, okuyanların ve meraklılarının yüreğinin büyük olması yeterlidir. Vesselâm

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Kırtasiyeciler satışlardan memnun değil

Kırtasiyeciler satışlardan memnun değil

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık