Semih, hızlı adımlarla, ağzında marşlar mırıldanarak yürüyordu. Yürüyüşünü hiç aksatmadan sağ kolundaki “Casio” marka, hesap makineli saatine baktı.
Yatsı namazına yaklaşık bir saat vardı. Bu akşam nedense biraz geç kalmıştı. Her gün yatsı namazından bir saat önce camide olurdu.
Üçgen Park’ın yanından geçtiği sırada, parkta bir masanın etrafında oturan 3 kişi dikkatini çekti. Dün de aynı kişileri burada görmüştü. İçlerinden biri, kaş ve göz işaretiyle yanındaki kişilere Semih’i gösteriyordu.
Semih, aldırış etmeden emin adımlarla yoluna devam etti. Parkta oturan kişilerden 1,80 boyundaki, esmer tenli, büyük burunlu, buyuklarının ucu uzun olan kişi, masanın altında gizlediği telsizi çıkararak:
— Efendim, şüpheli kişi Askerlik Şubesi’ne doğru ilerliyor, dedi ve telsizi kapattı.
Semih, Askerlik Şubesi’nin önünden geçtiği sırada arkasından yavaşça yaklaşan aracın sesini duydu. Bu araca hiç yabancı değildi. Arkasındaki otomobilin, uzun zamandır kendisini takip eden siyah bir Toros olduğunu biliyordu. Araç kaldırıma doğru yanaşmış, yolun sağında kaldırıma paralel şekilde ilerliyordu.
Semih, bir anda ani bir hareketle durup yere eğildi. Ayakkabısının bağını çözüp yeniden bağlamaya başladı. Arabadakiler bir anda ne yapacaklarını şaşırdılar. Şoförün yanında oturan kısa boylu, bıyıkları ağzının içine kadar giren ve Karadeniz lehçesiyle konuşan kişi:
— Şüpheli kişiyi geçerek cami kapısının önünde dur, dedi.
Talimatı alan şoför:
— Peki efendim, diye karşılık verdi.
Semih, aracın önünden geçmesiyle birlikte tahminlerinde yanılmadığını anladı. Arkasından yavaşça gelen araç, uzun zamandır kendisini takip eden siyah Toros otomobildi.
Semih, istikametini değiştirmeden camiye doğru hızlı adımlarla ilerlemeye devam etti. İlçe Tarım Müdürlüğü’nü geçerek caddeye çıktı. Caminin yanındaki marketi ve çay ocağını da geçtikten sonra, az önce kendisini takip eden siyah aracın caminin önünde beklediğini gördü.
Hava karanlık olmasına rağmen araçta 4 kişinin bulunduğu belli oluyordu. Semih, hızlı adımlarla camiye doğru ilerlerken camiye varmadan bir ara sokağa girdi. Caminin diğer kapısından içeri girerek avluda hızlıca yürüdü. Abdesthanenin hemen yanındaki ahşap kapılı cami hücresinin kapısını açarak içeri girdi.
Cami hücresinde, yaşları 7 ile 15 arasında değişen yaklaşık 20 çocuk vardı. Çocukların önlerinde Kur’an-ı Kerim veya Elif-Ba kitapları bulunuyordu.
Semih, Kur’an okuyan kişilere selam vermenin uygun olmamasından dolayı içeri girer girmez, her zaman yaptığı gibi Kur’an-ı Kerimlerin bırakıldığı dolabın karşısına oturdu. Önüne bir rahle alıp hemen solundaki pencerenin perdesini açarak cami avlusunu kontrol etmeye başladı. Avluda, caminin müdavimlerinden 2 yaşlı amcadan başka kimse yoktu.
Cami avlusunda oturan yaşlı adamlardan biri Arif Dayı’ydı. Arif Dayı’nın Hürriyet Caddesi üzerinde küçük bir dükkânı vardı. Camiye gelen çocuklara iyi davranır, onlara her zaman tebessümle yaklaşırdı.
Semih, perdeyi yeniden çekerek önünde oturan Hasan’ın hâlini hatırını sordu. Hasan, Kur’an-ı Kerim’i açarak Vakıa Suresi’ni kurallarına uygun şekilde okumaya başladı.
Hasan, caminin en zeki öğrencilerinden biriydi. Ortaokul ikinci sınıfta öğrenim görmesine rağmen az çok İslami ilimlere vâkıftı. Camiyle, dördüncü sınıftayken arkadaşı Mehmet sayesinde tanışmıştı.
Camiye gelmeye başladıktan sonra beş vakit namaz kılmaya başlayan Hasan, okulda boş bir odada arkadaşlarıyla birlikte vakit namazlarını kılardı. Sınıf arkadaşlarını da camiye davet eder, onlara İslami kitaplar verirdi. Hasan sayesinde birçok sınıf arkadaşı camiye gelmeye başlamıştı.
Hasan, Halit Gülpınar İlkokulu’nu bitirdikten sonra Siverek Ortaokulu’na kayıt yaptırmış ve burada da çalışmalarını sürdürmüştü. Okulda mescit bulunmadığı için ikindi namazlarını kendisine en yakın camiye giderek kılıyordu.
Semih, Hasan’ın Kur’an-ı Kerim dersini tamamlamasının ardından kulağına hafifçe eğilerek, cami kapısında bekleyen araç hakkında kendisine bilgi getirmesini istedi.
Semih’in söylediklerini dikkatlice dinleyen Hasan, bu tür konularda tecrübeliydi. Daha önce de benzer olaylar yaşamıştı. Bu konuda kendisine Hz. Ali’yi örnek alıyordu. Hz. Ali’nin, İslam’ın ilk dönemlerinde henüz küçük bir çocuk olmasına rağmen önemli işler yaptığını biliyordu.
Hasan, hücrenin kapısını açarak dışarı çıktı. Cami avlusunda kısa bir tur attıktan sonra caminin güney cephesindeki kapısından dışarı çıktı. Cami önünde herhangi bir aracın beklemediğini görünce yeniden camiye döndü ve durumu hücrede kendisini bekleyen Semih’e haber verdi.
Semih, Hasan’ın saçlarını okşayarak teşekkür etti ve yatsı namazında müezzinlik yapabileceğini söyledi. Müezzinlik yapacak olmanın heyecanını yaşayan Hasan, arkadaşlarının yanına giderek Elif-Ba çalışan çocuklara dersleri konusunda yardımcı oldu.
28 Şubat süreciyle birlikte Siverek ilçesinde camilere giden Kur’an öğrencileri, Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından tek tek fişleniyordu. Polis tarafından camiye giden çocuklar korkutuluyor, aileleri ve akrabaları üzerinden kendilerine baskı yapılıyordu.
İlçenin birçok camisinde Kur’an dersi verdikleri gerekçesiyle 20’den fazla kişi, evlerine düzenlenen operasyonlarla gözaltına alınmış ve ağır işkencelerden geçirilmişti. Gözaltına alınan kişilere neden camiye gittikleri, kimden Kur’an-ı Kerim dersi aldıkları ve camide neler öğrendikleri sorulmuştu.
28 Şubat süreciyle birlikte esen baskı ve korku ortamı, inancını yaşamak isteyen insanlar üzerinde derin bir etki oluşturuyordu.
Devam edecek...