28 ŞUBAT SÜRECİ VE SİVEREK 2


Semih, Hasan’ın getirdiği haberin ardından derin bir oh çekmişti. Son günlerde camilerin üzerinde adeta kara bulutlar dolaşıyordu. Karanlık odaklar, Müslümanları sindirmek amacıyla düğmeye basmıştı.
Camiye gidenler tek tek fişleniyor ve yakın takibe alınıyordu. Polis, akşam ile yatsı namazı arasında camiye giden çocukların önüne çıkarak onları korkutuyordu. Çocukların aileleri ise çevrede yayılan söylentiler nedeniyle büyük bir tedirginlik yaşıyordu. Derin güçlerin amacı da zaten bu değil miydi? Toplumda korku psikolojisi oluşturarak ailelerin çocuklarını camiye göndermelerini engellemek...
Semih, Adnan ile birlikte cami hücresinde çocuklara Kur’an-ı Kerim dersi vermeye devam ediyordu. Hakan, Cevat ve Yasin de onlara yardımcı oluyordu. Camide ders veren her hocanın bir grubu ve öğrencileri vardı. Ders alan öğrenciler, Elif-Ba çalışan çocuklara derslerinde yardımcı oluyordu.
Yatsı ezanına 15 dakika kala Adnan veya Semih tarafından Peygamber Efendimiz’in hayatından kesitler anlatılırdı. Siyer dersinin yanında bazı günlerde peygamberlerin hayatı ve fıkıh dersleri de yapılırdı. Yatsı ezanının okunmasıyla birlikte cami öğrencilerinin çoğu, namazlarını kılmak üzere camiye geçerdi.
Yatsı ezanına 30 dakika kala cami hücresi tamamen dolmuştu. Artık hücrede iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık oluşmuştu.
Semih, az önce yaşadığı olayı Adnan ile paylaştı. Adnan, Semih’e Allah yolunda çeşitli badireler yaşamanın sünnetullah gereği olduğunu, nice dava erlerinin benzer sıkıntılarla karşılaştığını anlattı.
Semih’in yaşadıklarını Adnan’a anlatması, korku ya da endişesinden kaynaklanmıyordu. Cemaat fertleri, başlarından geçen en küçük meseleyi bile birbirleriyle paylaşırdı.
Adnan, Semih ile görüşmesinin ardından saatine baktı. Yatsı ezanına 15 dakika vardı. Dolaptan Ramazan el-Bûtî’nin “Fıkhü’s-Siyre” adlı kitabını çıkardı ve kısa bir ders yaptı.
Adnan, ömrünü İslam davasına adamış, takvalı bir Müslümandı. Bu uğurda gerek akraba çevresinden gerekse ailesinden çeşitli baskılar görmüştü. İlçenin işlek caddelerinden birinde esnaflık yapıyordu. Akşam ezanıyla birlikte dükkânını kapatır, küçük kardeşleriyle beraber caminin yolunu tutardı.
Adnan, yaşantısıyla çocuklara örnek olan bir Müslümandı. Evi camiye oldukça uzak olmasına rağmen yaz-kış demeden camiye gider, İslam davası uğrunda büyük fedakârlıklarda bulunurdu.
Çocuklara Kur’an-ı Kerim dersi verdikten sonra kardeşleriyle birlikte eve dönerdi. Her gün yatsı namazından sonra eve gelen Adnan, akşam yemeğini geç saatlerde yemeyi alışkanlık hâline getirmişti.
Adnan’ın çalışmaları camiyle de sınırlı değildi. Evi, haftanın belirli gecelerinde İslami sohbetlerin yapıldığı bir medrese gibiydi.
Adnan, Peygamber Efendimiz’in hayatını anlattığı kısa sohbetin ardından:
— El Fatiha, diyerek sohbeti bitirdi.
Yatsı ezanının okunmasının ardından hücrenin kapısı kapatıldı ve yatsı namazını kılmak üzere camiye geçildi. Hücre ile cami arasında yaklaşık 20 metre mesafe vardı. İkisinin arasında üstü kapalı bir şadırvan bulunuyordu.
Cami kapısında bekleyen Erol, camiye girenlere esans sürüyordu. Namazdan sonra ise cami cemaatinin ayakkabılarını düzeltme görevi Haluk’a verilmişti.
Camiye girer girmez Adnan ile Semih, küçük çocukları cemaatin arasına dağıtarak yan yana namaz kılmalarını sağlıyordu. Yatsı namazının ilk sünnetinin kılınmasının ardından müezzinlik yapan Hasan, kamet getirmeye başladı.
Namazın tamamlanmasının ardından çocuklar üçerli, dörderli gruplar hâlinde camiden çıkmaya başladılar.
Camiye gelen çocukların çoğu Şirinkuyu Mahallesi’nde oturuyordu. Şirinkuyu Mahallesi, köylerden gelen vatandaşların yerleştiği kenar mahallelerden biriydi. Mahallede sık sık elektrik kesintileri yaşanır, yollar çamur deryasına dönerdi. Evlerin büyük bölümü toprak yapılardan oluşuyordu.
Bazı mahalle sakinleri, Şirinkuyu Mahallesi’ni İsrail’in zulmü altında inleyen Filistin’e benzetirdi.
Elektrik arızası nedeniyle ilgili kurumu aradıklarında ise:
— Filistin’e ne zaman elektrik verilecek?
diyerek yaşanan kesintilere sitem ederlerdi.
Mahalle sakinlerinin çoğunluğunu mevsimlik işçiler oluşturuyordu. Mevsimlik işçiler, yılın 6-7 ayını Adana, Nevşehir, İzmir, Manisa ve Karadeniz Bölgesi’nde tarım işlerinde çalışarak geçirirlerdi. Buralarda kazandıkları parayla yılın geri kalan bölümünde geçimlerini sağlamaya çalışırlardı.
Camiye gelen öğrencilerin büyük çoğunluğu da mevsimlik işçilerin çocuklarıydı. Okulların kapanmasına kısa bir süre kala aileleriyle birlikte gurbet ellere giderlerdi.
Camiye alışan çocuklar için bu durum oldukça zorlu bir süreçti. Kur’an-ı Kerim’e geçen öğrencilerin çoğu, gittikleri yerlerde Kur’an okuma imkânı bulamadıkları için zamanla okuma seviyelerini kaybederdi. Bazı vakitlerde namazlarını da aksatırlardı.
Cami öğrencilerinin bu durumunu iyi bilen Semih, çocuklara sık sık nasihatlerde bulunur, vazifelerinin her şart ve durumda Allah’a hakkıyla kulluk etmek olduğunu hatırlatırdı.
Semih ve Adnan, camiden çıktıktan sonra bir süre birlikte yürüdüler. Ardından vedalaşarak ayrıldılar.
Semih, bu akşam başka bir camide ders veren arkadaşı Talha ile görüşecekti. İslami camia ile tanışmasına vesile olduğu için Talha’yı çok severdi.
Talha, bu yıl Eğitim Fakültesini kazanarak Diyarbakır’a yerleşmişti. Diyarbakır’da da İslami çalışmalarına ara vermeden devam ediyordu.
Siverek’te İslami dava erlerinin bir araya gelip görüşebileceği ve sohbet edebileceği fazla bir mekân yoktu. Bu nedenle Esmerçayır Mahallesi’nde bulunan Cem’in evinde bir araya gelir, istişare ederlerdi.
Cem de Talha ile aynı camide Kur’an-ı Kerim dersi veriyordu. Talha’nın Diyarbakır’a gitmesinin ardından caminin bütün sorumluluğu Cem’e geçmişti.
Semih ile Talha yaklaşık bir aydır birbirlerini görmemişlerdi. Uzun uzadıya hâl hatır sorduktan sonra Cem, o hafta yaşadıkları bir olayı Talha ve Semih ile paylaştı.
Cami öğrencilerinden Kerem’in, yaşadığı ailevi sorunlar nedeniyle camiye gelemediğini söyleyen Cem, derin bir nefes aldı.
— Bu akşamüstü gidip Kerem ile görüştüm. Kerem, ailesinin kendisini camiye göndermediğinden dert yanıyordu.
— Ailesi neden camiye göndermiyormuş? diye sordu Semih.
Cem gülümseyerek cevap verdi:
— Ailesi, Kerem’in camide Kur’an’ı tersten öğrendiğini, bu nedenle onu camiye göndermediklerini söylemiş.
Talha şaşkınlıkla söze girdi:
— Kur’an’ı tersten öğrenmek nasıl oluyor?
Cem, Talha ve Semih’e başını hafifçe kaldırarak baktı. Ardından derin bir nefes aldı.
— Kerem’in ailesi, Siverek’te tanınan bir şeyhe bağlı. Ailesi bir gece Kerem’i alıp şeyhin evine götürmüş. Şeyh’e, çocuklarının camiye gittiğini ve camiye gitmeye başlamasıyla birlikte değiştiğini söylemişler. Şeyh Efendi de Kerem’i yanına çağırarak odadaki herkesin dışarı çıkmasını istemiş. Ardından Kerem’e bazı dualar okuyup üflemiş.
— Peki, sonra ne olmuş? diye sordu Semih, heyecanla.
Cem tebessüm ederek devam etti:
— Şeyh, Kerem’le görüşmesinin ardından babasıyla konuşarak çocuklarına “cin” çarptığını, Kerem’i asla camiye göndermemeleri gerektiğini söylemiş. Bu olaydan sonra ailesi Kerem’i camiye göndermeme kararı almış.
Cem kısa bir süre durduktan sonra anlatmaya devam etti:
— Akşam namazından sonra abisi ve babası, sokak kapısını kilitleyerek Kerem’in camiye gitmesine engel olmuşlar. Kerem ise babasına, “Baba, ben dinimi öğrenmek istiyorum. Orada Allah’ın kitabını ve Peygamber Efendimiz’in hayatını öğreniyorum. İsterseniz beraber camiye gidelim, siz de görün.” demiş.
Semih dikkatle dinliyordu.
Cem:
— Babası da Kerem’in yüzüne bir tokat atarak, “Siz orada Kur’an’ı tersten öğreniyorsunuz. Bir daha camiye gidersen seni arkadaşlarının yanında döverim.” diyerek onu tehdit etmiş.
Üç arkadaş, Kerem için ne yapabileceklerini uzun süre düşündüler. Sonunda Kerem’in babasıyla görüşme kararı aldılar.
Devam edecek...