NİTELİK


Meseleyi sadece rakamların soğuk diliyle değil, bir muhasebe ve murakabe şuuruyla ele aldığımızda, karşımıza çıkan manzara kalbi sızlatan bir tenakuzun resmidir. 

Ahmet Taşgetiren’in dikkat çektiği; 
90.000 cami, 
211.000 Diyanet personeli, 
1.729 İmam Hatip Lisesi, 
110–112 İlahiyat Fakültesi, 
22.758 Kur’an kursu ve 
6.271 adet 4–6 yaş grubu Kur’an kursu ile cemaat ve sivil toplum yapılarında yetişen milyonlarca gencimiz, aslında bize bir "İslam medeniyeti ihyası" için gereken tüm maddi zeminin hazır olduğunu fısıldıyor.

Ancak bu devasa gövdenin ruhu nerede?

Kabul etmeliyiz ki; niceliği niteliğe, şekli öze, binayı manaya kurban ederek bir yerde büyük bir hata yapıyoruz. 

Eğer yüz binlerce evladımız bu rahle-i tedrisattan geçiyor da, toplumda şiddet dinmiyor, ahlaki tutarlılık zayıflıyor, adalet topallıyor ve çevre bilinci bir "emanet" şuuruyla karşılık bulmuyorsa, durup nefis murakabesi yapma vaktimiz çoktan gelmiş demektir.

Bizler dini eğitimi, ne yazık ki ruhundan arındırılmış bir "bilgi aktarımı" ve ritüellerin teknik öğretimi seviyesine indirgedik. 

Oysa İslam, sadece bir ders değil, bir "oluş"tur. 

Dilimizle anlattığımız hakikatler ile halimizle sergilediğimiz hayat arasındaki o uçurum, bugün en büyük çıkmazımızdır.

"Ey iman edenler! İman ediniz..." (Nisa, 136) ayetinin uyarısı, bugün her zamankinden daha çok bizim kurumsal yapılarımıza ve eğitim anlayışımıza hitap etmektedir.”

Hatamız; dini bir kimlik inşasından ibaret sanıp, o kimliğin içini takva, liyakat, samimiyet ve estetikle doldurmayı ihmal etmektir. 

Niceliğin ihtişamı bizi sarhoş etmemeli; zira ruhu ihya edilmemiş bir yapı, ne kadar büyük olursa olsun topluma şifa olamaz. 

Bugün yapmamız gereken, o devasa rakamların gölgesinden çıkıp; tek bir insanın gönlüne, ahlakına ve adalet anlayışına Nebevi bir metodla nasıl dokunacağımızın derdine düşmektir kanımca…