TEBRİZİ




Güneş görmeyen ormanın içinde geçen dereyi takip ederek evinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere çabalayan Şems akşamın yaklaştığını hissederek rızık kapısında nasibini heybesine koyup evin yolunu tuttu. Ay bütün güzelliğiyle hakkı olmayanın kabul edilmediği , ilmik ilmik emeklle sevgi saygıyla dokunmuş sıcak mütevazı yuvasına ışık olmuş ve selamlamiştı Sems'i. Kimya Hatun kapıda karşıladı eşini. Yorucu bir günün yerini huzur dolu evin sıcaklığı almışti. Anadolu'nun cefakar kadınlarınin alinteri sofrada vuku bulmuştu. Sohbetler edilmiş ve huzur dolu bir uyku zamanıydi artık. Şems rüyasında iki çocuk görüyordu.

Rüyada  çocukların birinin adı Kanik, diğerinin adı Yanil di.Çocuklar yaş aldıkça kendi kimliklerini kazanıyorlardi. Gençlik çağları gelip varmıştı.
Yanil arkadaşlariyla gündüz çalışıyor gibi görünüyor ve ailesinde , arkadaşlarinca ve  toplum içinde sevilen sayılan biri olmuştu. Nitekim bu durum toplumun en küçük ve derin yapısı olan ailesi tarafınca da benimsenmişti. Yanil aile ve toplumda icra kurumu haline gelmişti. Algılanan her neyse bunu gerçekte olduğundan farklı bir şekilde görme ve yorumlama eğilimi hakim sürüyordu.Bu durum herkesin hoşuna gidiyordu.

Kanik ise gençliğe merhaba diyor ve daha yeni bıyıkları terlemeye başlamıştı. Babasının şehirden aldığı aynanın önünde yine babasınin almış olduğu tarakla hem saçlarıni hemde zihnindeki soruları tarıyordu. Bı ara kendini arayan Bilge edasıyla aynada kendisiyle konuşur vaziyette buldu. Birşeyler zihnini kurcalıyor ve bu durum ona rahatsızlık veriyordu.Bir müddet sonra çok tekrarlama sebebiyle etkilenmemeyle sonuçlanmıştı. Artık daha bir sükun yaşam sürdürdüğünü düşünmekteydi.

Bir gün iki kardeş yanyana otururken günlük yaşamlarından konu açıldı. Kanik kardeşine hayatta nasıl başarılı olduğunu ve mutluluğu nasıl yakaladığıni sordu.Yanil : Algılanan her neyse bunu gerçekte olduğundan farklı bir şekilde görme ve yorumlama eğilimi cevabını verdi.Ve acı da olsa sık tekrar edilen şeylere alışmalisin diyerek sözü tamamladı.

Sabah olmuş ve Şems uyanmıştı. Rüyasına anlam vermeye çalışıyordu.

Günümüzde ne yazık ki miş gibi yaparak bir illüstrasyon yapılarak ve sayısız tekrarla toplum mühendisliği yapılmaktadır.Toplumsal ve ahlaki normlar erozyona ugratilarak kitlesel felaketler ortaya çıkmaktadır. Faili belli olanlar ilizyonla yanilsamaya başvurarak kaniksanmis bir yaşam gömleği giydirilen bir toplum  oluşturmaktadır.

"Sahtekârlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir." der George Orwel. Yanılsama ne kadar güçlü olursa olsun acı, gözyaşı ve hüznü kaniksamamak ve gerçeği yüksek sesle söylemek gerekir.

Bugün ABD ve İsrail in hiçbir gerekçe yokken İran a saldırıp dünya kamuoyuna İran la anlaşmak üzereyiz söylemi tamamen yanılsama ürünu olup;dünya halklarına kendi çirkin yüzlerini kaniksama operasyonudur. Buna benzer gerek uluslararası gerekse yerel birçok örnek her gün karşımıza çıkmaktadır.

Peki  bu oyunlara gelmemek için ne yapmalıyız. Dünya genelinde vuku bulan olaylara objektif bakabilme özverisinde bulunup olayları tahlil ederek çözümlemeler yapmalıyız. İlusyonist yapılarin oyununu boşa çıkarmalı ve caresiz olmadığımizi çarenin biz olduğunu haykirmaliyiz.

Şems i Tebrizi nin öğretisinin yolunda ve Kimya Hatunu anarak insan oğlunun kimyasina uygun olarak ve hakikatin tek olduğunu bilerek yaşamanın getirdiği güzellikler dolu bir dünyada yaşamak dileğiyle.
Selam, dua ve saygılarımla.