Türk toplumunda rüşvet ve liyakatsizlik ne yazık ki zirve noktasına ulaşmış, sonunda temiz kalması gereken spora da sirayet etmiştir. Dünyanın dört bir yanından gelen, imkânsızlıklar içinde parıldayan o "fakir" ve idealist sporcuların karşısına; ardındaki torpillerle, haksız rüşvetlerle, villalarla ve akılalmaz vaatlerle donatılmış bir sistemle çıkıyoruz. Sonuç ise kaçınılmaz: Havada uçuşan rüşvetlerin gölgesinde, gerçek yeteneklerin hakkı yeniyor ve Türkiye uluslararası arenada yine hüsrana uğruyor.
Artık hayatın her alanında adaletsizlik kol geziyor. Ehliyet ve liyakat rafa kalkmış; yerini torpile, adam kayırmaya ve tanıdık ilişkilerine bırakmıştır. Sporda da durum farklı değil. Bir göreve getirilecek kişide işin ehli olup olmadığına, liyakatine ya da temiz geçmişine bakılmıyor. Sorulan tek soru var: "Referansı kim?" Eğer referansı güçlüyse, arkasında bir akrabası, yakını ya da "başka yollardan" sağladığı bir desteği varsa, o iş ona helal kılınıyor!
İşte bu çürümüş düzen yüzünden, bugün Türk sporu halkın beklentilerinin binde birine bile cevap veremez hale gelmiş ve turnuvalardan elenmeye mahkûm olmuştur. İzlerken içimiz acıyor, kahroluyoruz.
Sadece sporda değil; siyasette, kamuda ve tüm kurumlarda rüşvetin kol gezmesi, dışarıya "çürümüş bir toplum" imajı vermektedir. Bu durum canımızı çok yakıyor; çünkü tarihe baktığımızda bu gidişatın sonu, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemindeki o acı manzaraya benzemektedir. Eğer bir an önce silkelenip yeniden dirilmez; kendi kültürümüz, inancımız ve ahlakımızla yoğrulmazsak bu toprakların mayası tamamen bozulacaktır. Çevremizde enkaza dönmüş, kaosa sürüklenmiş ülkelerin durumuna düşme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Çözüm Reçetesi Belli:
Bir an önce aile yapımıza, kültürel değerlerimize ve köklü inançlarımıza geri dönmeliyiz. Toplumumuzu yeniden ahlaklı, idealist, vatansever ve milli geleneklerine bağlı bireylerle inşa etmek zorundayız. Yoksa bu toplumun bu şekilde ileriye gitmesi mümkün değildir.
Spora ve sporcuya gelince... Spor, parayla ya da arkadaki "dayılarla" yapılacak bir iş değildir. Sporcu dediğin idealist olur, işine gönül verir. Yöneticiler ise liyakat sahibi ve vizyoner olmak zorundadır. Sırf birilerine rant sağlamak, birilerini zengin etmek için spor yapılmaz. Gerçek başarıyı, paranın gücüyle değil; alın teriyle ve ahlakla yoğrulmuş idealist sporcularla yakalayabiliriz.