SAHİDEN ŞANLIURFA SAHİPSİZ Mİ?



Şanlıurfa’da ne zaman bir araya gelsek, konu dönüp dolaşıp o tanıdık cümlede kilitleniyor:

 “Urfa sahipsiz memleket!”

Bu söz, yıllardır dillerde.

Bir bakıma kolay bir sığınak. Çünkü sorumluluğu yukarıya yüklemek, aynaya bakmaktan her zaman daha kolaydır.

Geçtiğimiz günlerde Karaköprü’de yapılan bir mahalle toplantısında yaşanan kısa bir diyalog, bu ezberi sarsacak nitelikteydi. 

Karaköprü Belediye Başkanı Nihat Çiftçi’nin, Doğukent Mahallesi'nde vatandaşları dinlediği toplantıda, herkes sırayla taleplerini dile getirirken söz alan bir kadın, farklı bir yerden konuştu.

“Bu kez vatandaşı size şikâyet etmek istiyorum başkanım,” dedi.

Ardından ekledi:

 “Mahallemize park yaptınız, semt pazarı kurdunuz, temizlik ekipleri her sabah çöpleri topluyor. Ama biz halk olarak kirletiyoruz, kırıyoruz, kıymetini bilmiyoruz. Parktaki çeşmenin muslukları defalarca kırıldı, sizler onardınız. Çocuklar zarar veriyor, kimse uyarmıyor. Bu çocukların annesi babası yok mu?”

Bu sözler, aslında tek bir mahalleyi değil, bir şehrin aynasını tarif ediyordu.

Evet, belediyeler hizmet üretir. Yol yapar, park yapar, temizlik sağlar.

Bu onların görevidir. Ancak yapılanı korumak, kamu malına sahip çıkmak, ortak yaşam alanlarını yaşanabilir kılmak da vatandaşlık sorumluluğudur.

Bugün dönüp kendimize sormamız gereken asıl soru şu: Gerçekten sahipsiz olan Urfa mı, yoksa sahip çıkmayan bizler miyiz?

Şehrin ticaretini ayakta tutan esnaf, gelen turiste uzun vadeli bir değer mi sunuyor, yoksa günübirlik kazancın peşinde mi koşuyor?

 Sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları, şehrin kronik sorunlarına çözüm üretmek için mi var, yoksa sadece isim tabelasından mı ibaret?

Ve bizler… Komşumuz sokağa çöp attığında, biri kamu malına zarar verdiğinde, trafikte hak ihlali yapıldığında gerçekten tepki gösteriyor muyuz?

Yoksa “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışıyla başımızı çevirip yolumuza mı devam ediyoruz?

Ankara’yı eleştirmek kolay. 

Siyaseti suçlamak kolay.

Ama bir şehri şehir yapan sadece bütçe, proje ya da makam değildir. 

Bir şehri ayakta tutan şey, o şehirde yaşayan insanların ortak bilinci ve sorumluluk duygusudur.

En modern parkları da yapsanız, en kaliteli malzemeleri de kullansanız; eğer sahip çıkılmıyorsa geriye kırık musluklar, kirli sokaklar ve tükenmiş bir şehir ruhu kalır.

Urfa sahipsiz değil.

Urfa’nın sahibi; bu sokaklarda yürüyen, bu şehirde yaşayan, bu şehrin havasını soluyan herkestir.

Belki de artık “Urfa sahipsiz” demeyi bırakıp şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: 

“Biz, bu şehre gerçekten sahip çıkıyor muyuz?”