Bazı insanlar vardır…
Yaşarken sessiz sedasız bir hayat sürerler. Çok konuşmaz, kendilerini anlatma telaşına düşmezler. Yaptıkları iyilikleri duyurmaz, verdikleri mücadeleyi reklam etmezler. Onlar için iyilik, gösterilecek bir şey değil; insan olmanın gereğidir.
Fakat bir gün aramızdan ayrıldıklarında, geride bıraktıkları izler birer birer ortaya çıkar.
İşte Hacı Mustafa Demirkan da böyle bir insandı.
Geçtiğimiz günlerde elektrik akımına kapılarak bu fani dünyadan ahirete göç etti. Ardında gözü yaşlı bir aile, yetim kalan çocuklar, dostları ve onu tanıyan herkesin yüreğinde derin bir boşluk bıraktı.
Alın teriyle geçen bir ömür
Mustafa Demirkan'ın hayatı kolay geçmedi. Zorluklarla, mücadelelerle ve alın teriyle yoğrulmuş bir ömrü vardı.
O bir emekçiydi.
Çalıştığı yerlerde sadece kendi hakkını değil, yanında çalışan insanların hakkını da gözetirdi. Şantiye şefliği yaptığı dönemlerde işçi arkadaşlarının haklarını savunmaktan hiçbir zaman geri durmadı. Bu uğurda zaman zaman işverenlerle karşı karşıya geldi, hatta "papaz" olduğu insanlar oldu.
Mustafa Abi'nin bir düsturu vardı:
“İşçinin hakkı kutsaldır.”
Ona göre işçinin alın teri kurumadan hakkı verilmeliydi.
Belki de bu yüzden çalıştığı her yerde insanların sevgisini kazandı. Çünkü o, makamına ve konumuna güvenerek değil, insanlığını ortaya koyarak insanların gönlüne dokundu.
Dört kız babasıydı
Dört kız çocuğunun babasıydı.
Erkek evladı olmadı.
Ama onun bir gün bile bunun sitemini ettiğine, kız çocuklarını ikinci planda gördüğüne şahit olmadım. Dört kızının her biri onun için ayrı bir emanetti. Çünkü Mustafa Demirkan için evlat, cinsiyetinden önce Allah'ın insana verdiği bir nimetti.

Sabah namazında bile camideydi
Bir de ibadete düşkünlüğü vardı.
Sabahın en sessiz saatlerinde, insanların çoğunun sıcak yatağında olduğu vakitlerde caminin yolunu tutardı. Cemaatle namaz kılmanın huzurunu yaşamak isterdi.
Hatta vefat ettiği gün bile Halid Bin Velid Camii'nde sabah namazını cemaatle kılmıştı.
Belki de insanın hayatındaki bazı ayrıntılar, sonradan bambaşka anlamlar kazanıyor.
Zor günlerin adamıydı
Mustafa Abi zor günlerin adamıydı.
Dostlarının iyi günlerinde yanında olmak kolaydır. Asıl mesele, insanın dara düştüğü gün yanında durabilmektir.
Mustafa Demirkan bunu yaptı.
Dostlarının sıkıntılarını kendi sıkıntısı bildi. Maddi ve manevi olarak onların yanında olmaya, elinden geldiğince destek olmaya çalıştı. Vefasıyla, samimiyetiyle ve sessiz yardımlarıyla insanların gönlünde yer edindi.

Hacı Murat Aymaz'ın ardından
Onu anlatırken Hacı Murat Aymaz'ı da hatırlamamak mümkün değil.
Koronavirüs döneminde İHH aracılığıyla ihtiyaç sahibi ailelerin ve yetim çocukların kapısını çalan isimlerden biriydi Mustafa Demirkan.
Sırtına yardım kolilerini yükler, kendi aracıyla ev ev dolaşır, ihtiyaç sahiplerine ulaştırırdı.
Bu yardım yolculuğunda Murat Aymaz ile aynı gönül yolunda yürüdüler.
Murat Aymaz'ın vefatı, ailesi kadar en yakın dostlarını da derinden yaralamıştı. Güzel ahlakı, dürüstlüğü ve dik duruşuyla çevresinde sevilen ve sayılan Murat Aymaz'ın en samimi dostları arasında Mustafa Demirkan, Fuat, Çetin, Abdulkadir ve Adem ağabeyleri vardı.
Murat Aymaz'ın ani vefatı Mustafa Abi'nin yüreğinde kolay kapanmayacak bir yara açtı.
Uzun süre kendine gelemedi.
Murat'ın adı her geçtiğinde gözlerinin dolduğuna, sesinin titrediğine şahit olanlar vardır.
Çünkü bazı dostluklar ölümle bitmez.
Sadece konuşmalar susar…
Ama hatıralar yaşamaya devam eder.
Yıllarca kurduğu hac hayali
Mustafa Abi'nin yıllardır kurduğu bir başka hayali daha vardı:
Eşiyle birlikte kutsal topraklara gitmek!
Hac kurasının çıkmasını yıllarca bekledi.
2026 hac organizasyonunda da ismi çıkmadı. Üstelik çıksa bile bu yıl hac ibadetini yerine getirmesi kolay görünmüyordu.
Fakat bazen insanın nasibi, kendi hesabından çok daha farklı bir yoldan gelir.
Bu yıl daha önce hac görevini yerine getirmiş olan ağabeyine yeniden hac kurası çıktı.
Ağabeyi, Mustafa'nın kutsal topraklara olan sevgisini biliyordu.
Kendisi ve eşi yerine Mustafa Demirkan ile eşinin hacca gitmesini istedi. Bununla da kalmayıp maddi olarak da destek oldu.
Mustafa Abi kısa sürede pasaport işlemlerini tamamladı.
Ve yıllardır kurduğu hayale kavuştu.
Eşiyle birlikte kutsal topraklara gitti.

Hacı oldu.
Belki de insanın hayatında bazı yolculukların zamanı vardır.
Mustafa Abi'nin kutsal topraklara yaptığı son yolculuğun ardından, şimdi biz onun için şöyle dua ediyoruz:
“Rabbim, onu hac ibadetiyle arındırılmış, tertemiz bir şekilde huzuruna kabul eylesin.”
Gazze için de yüreği atıyordu
Mustafa Abi'nin yüreğinde sadece kendi ailesi ve dostları yoktu.
Gazze için de yüreği atıyordu.
Gazze'de yaşanan acıları uzaktan seyredenlerden değildi. Her ay imkânı ölçüsünde belirli bir miktarı Gazze'deki Müslümanlara ulaştırmaya gayret ediyordu.
Kimsenin görmediği, bilmediği iyiliklerin peşindeydi.
Belki de insanı insan yapan tam olarak budur:
Kimse görmese de iyilik yapabilmek…
Kimse bilmese de bir mazlumun elinden tutabilmek…
Kimse alkışlamasa da Allah'ın rızasını gözetebilmek…
Geride güzel bir iz bıraktı
Hacı Mustafa Demirkan'ın ardından şimdi geriye baktığımızda, onun aslında ne kadar çok insanın hayatına dokunduğunu daha iyi anlıyoruz.
Bazı insanlar yaşarken sessizdir.
Ama gittiklerinde arkalarında kocaman bir sessizlik bırakırlar.
Mustafa Abi de öyle gitti.
Ardında dört kız evladı, ailesi, dostları ve iyilik yaptığı nice insan bıraktı.
Ve biz inanıyoruz ki, insanın dünyada yaptığı iyilikler onun ardından yürür.
Belki de şimdi, yıllar önce kendisinden önce ahirete göç eden can dostu Murat Aymaz'la buluşmuştur.
Belki yarım kalan sohbetlerini tamamlıyor, belki eski günleri konuşuyorlardır.
Belki de dünyada birlikte çıktıkları yardım yollarının, yetim çocukların, ihtiyaç sahiplerinin ve Gazze'deki mazlumların hatırasını konuşuyorlardır.
Bunu bilemeyiz.
Ama umut ederiz.
Rabbim Hacı Mustafa Demirkan'a rahmetiyle muamele eylesin.
Mekânını cennet, makamını âli eylesin.
Başta ailesine, dört kız evladına, kardeşlerine ve bütün dostlarına sabır versin.
Ve bizlere de onun ardından güzel bir ders bıraksın:
“İnsan bu dünyadan göçüp gider. Geride malı, makamı, şöhreti değil; dokunduğu gönüller ve yaptığı iyilikler kalır.”
Hacı Mustafa Demirkan'ın ardından da işte böyle bir iz kaldı.
Sessiz…Derin…Ve unutulmayacak bir iz.