Siverek Haber

Siverek Haber

Osman İzol

Kürdistani paradigma 2 ( Zan’dan kopuş )


Osman İzol
24 Aralık 2014 Çarşamba 11:53

Bir millet kendine has sosyo politik öznelerine sahip değilse, mevcut boşluğu nesne olmakla doldurmaya mahkûmdur. Ve o zaman işgal ettiği alanda kendisi dışında herkesin sözcüsü ve hizmetlisi olur. Çünkü yemeyenin malını yerler kriteri hayatın her alanı için geçerlidir.

Geleceğimize dair sosyal, siyasal, milli ve dini olarak bizlere sunulan argümanlar karşısında özne olamadığımız için, yargısız kabullerimiz vardır. Bu bir yere kadar iyi gibi görünse de aslında sağlam yargıdan geçmeyen bütün tekliflerin nesnesi olma ihtimalimiz çok yüksektir.

Tabiî ki bu durum tamamen herhangi bir statüye sahip olmamak ile alakalıdır. Mesela teklif edilen ile yücelmemiz gerekirken pasifleşiyorsak, özne olmamız önünde engeller var demektir. Bu engellerin varoluş sebeplerinden en önemlisi, bizzat kendi tarafımızdan oluşmasına müsaade ettiğimiz gerek ihmalkârlığımız ile oluşturduğumuz koşullar ve gerekse dışarıdan bu koşullara mahkûm etme çabaları sonucu olduğunu kabul etmek gerek.

İçerisinde bulunduğumuz statüsüzlük durumunun bir bakıma müsebbibi olduğumuz için, tekrar canlanmanın sebebi olmak durumundayız.

Bir bedeni hastalığı iyileştirmek için dışta olana muhtacız. Gerekli ihtiyaçları doğa ya da diğer unsurlardan elde etmeye çalışırız. Fakat zihni hastalığımızı gidermenin yolu gene zihni çabaları harekete geçirerek mümkün kılabiliriz.

Örnek olarak; çok uzun bir zaman dilimi hayatımızda çok önemli bir yerde olan din ile aramızdaki ilişki köprülerinin yapay olduğunu, ancak zihni hastalıklarımız için aradığımız dış çare (sunulan) yöntemlerinden anlayabiliyoruz.

Çoğunlukla ital edilmiş eğilimlere tabi olmanın ve hizmetkârı olmanın neticesinde, gerçek olanı ıskaladığımızı görüyoruz. Bu açığı yakaladıktan sonra dini anlamda sahip olduğumuz zihin konforu da alt üst olmaya başlıyor. Ve bu alana ilişkin bir tadilat çalışması yapmak, en az kendi gerçeğini keşfetme çabası kadar çaba gerekecektir. Zira bu alana dair oluşan tahribatın büyüklüğü, olması gereken tadilatın büyüklüğünü de bize gösteriyor. Tabi ki özne olamama meselesi sadece yanlış dini eğilim ile ilişkili bir husus değildir. Aynı zamanda siyasi, hukuki ve buna bağlı diğer bütün etkenlere karşı kurduğumuz köprülerde yapaylığın kokusunu almak mümkündür.

Zan’dan kopuşu işlerken elbette kitaplıklarımıza da sıkça vurgular yapılacaktır. Zira orası, düşünce dünyamızın etrafında şekillendiği alandır. Ve tabii ki belli kişi ve ekolleri hedef göstermek ve saldırmak yerine, kendimize has gerçek savunma zeminini oluşturmak asli vazifemiz olmalıdır. Yani kitaplıklarımızın ve çevremizin sunduğuna küfretmekle enerjimizi harcamak yerine, zihnimizdeki teraziye gerçek ayarı vermeye çalışmalıyız

Yaşadığımız ortamda bu açığı doldurma çabaları elbette tuhaf karşılanacaktır. Kendi kendimiz ile kavgaya tutuşuyor ve paradoksların çevrelediği çelişkilere karşı hem savaşıyor hem de hayretler içerisinde kalıyoruz. Çünkü tanrılaştırılan tabuların yasaklanan bahçesine girilmiştir. Bu tabular açısından bir sınır ihlali, arayış içerisinde olanlar için ise bir öze dönüş seferi durumundadır.

Boşluk kabul etmeyen hayatımıza kattığımız birçok şey, başkalarının terazisinde tartılmıştır. Başkaları için yaşama fikrini bize çeşitli yollar ( bize ait olmayan) üzerinden ulaştıran damarların sağlıklı olmadığını, ancak başkaları için yok olmaya evrildiğimizi gördükten sonra anlayabiliyoruz. Ve bu elbette zan'dan kopuşun ne kadar aciliyet gerektirdiğini ve aynı zamanda ne kadar riskler içerdiğini de bize gösteriyor.

Riskten kastımız da, tehlikeye atlamak değil tam aksine risk alamama riskine karşı sorumlu davranmaktır.

Bununla beraber bizler her ne kadar fikirlere karşı kendimizi korusak ta, fikir şirketleri için her zaman müşteri durumundayız. Daha tehlikeli olanı ise bir çeşit zan’dan kopuşu sağlamaya çalışırken başka bir zan’a mahkûm olma ihtimali de söz konusudur. Çünkü İlk gerçek ıskalandığında, sonraki gerçekler yalan olarak yutturulur. Zira ilkin yerini alan yalandır. Gerçeğe ulaşmanın yolu da, yine ilk olanı sorgulamaktan, tartmaktan ve doğru yerden bakmaktan geçer.

DEVAM EDECEK…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık