Siverek Haber

Siverek Haber

24 KASIMI’I KUTLAMIYORUZ ‘’NETEKİM’’


24 Kasım 2012 Cumartesi 09:54

Bugünlerde mahkemede sanık sandalyesinde –pardon, yatağında demeliydim- oturan darbeci generallerin dayatması 24 Kasım Öğretmenler Günündeyiz(!). 24 Kasım darbe ürünü bir gündür. Generallerin eğitime verdikleri öneme binaen belirlediğini düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz demektir. Zira aynı darbeciler bu dönemde Öğretmen yapılanmalarını kapatmış (TÖB-DER gibi) yöneticilerini tutuklamış bir dizi işkencelerden geçirmişti. 7 bin öğretmen görevden atılmış, 210 öğretmen de değişik şekillerde öldürülmüştür. (Aksiyon Dergisi, Sayı 822) Darbecilerin bugünü tercih etmiş olmaları tesadüf değildir. Halk Mekteplerinin Mustafa Kemal’e ‘’Başöğretmen’’ unvanını verdiği bu tarihi Atatürk ismi üzerinden meşrulaştırdılar.

Her yıl olduğu gibi bu yılda içi riya dolu sözler yine havada uçuşacak. Öğretmenliğin ne kadar yüce bir meslek olduğu, yarınlarımızın öğretmenlere emanet edildiği,  eli öpülesi, fedakar insan öğretmen... Tabi işin en önemli kısmı resmi ideolojinin taşıyıcısı olduklarını da unutmamaları gerektiği kendilerine bir güzel hatırlatılacak. Bu arada medya organlarında ise öğretmenlerin ne kadar zor şartlarda yaşadıklarına dair alıştığımız haberler çıkacak. Sosyal paylaşım ortamlarında ‘’Atatürk’e sormuşlar : Milletvekillerinin maaşlarına  ne kadar zam yapalım? ‘’Öğretmenlerin maaşını geçmesin’’ demiş uydurma hikayesi bol bol paylaşılacak ve beğeni alacak. Uydurma hikaye diyorum zira Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde öğretmenlerin maaşı milletvekili maaşlarından  fazla  olması şöyle dursun yanına dahi yaklaşamamıştır. Kayıtlar belli inanmayan araştırsın. Zahmet çekmek istemiyorum diyenlere kayıtları verebilirim.

Bu kadar değer atfettikleri (!) öğretmen, hakikat ve hikmet arayıcısı /klavuzu olması gerekirken ne yazık ki kendisine resmi ideolojinin belirlediği kalıbın dışına çıkmaması gerektiği öğütlenmektedir. Bir yandan ‘’Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vijdanı hür, irfanı hür nesiller ister’’ diyorken diğer yandan öğretmenlerden Devletin kendisinden  ne istediğini bilen, sorumluluk ve vazifelerinin farkında ve bunları kendinde davranış haline getiren, evvelden belirlenmiş türlü türlü ilke ve inkılaplara bağlı olmak zorunda olan, uysal, edilgen insan tipi  (tebaa) yetiştirmesi isteniyor.(Milli Eğitim Temel Kanunu 1. Madde)

Öğretmenin resmi ideolojiye tam bir bağlılık içinde olmasını isteyen zihniyet bunda başarılı da olmuştur. Öğretmenin bütün hayatını kuşatan, iradesini sıfırlayan yığınla kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge vardır. Öğretmenin giyeceği kıyafetin nasıl olacağını, rengini, şeklini kesimini, kumaşın türünü dahi bu kanunlar belirlemektedir. Saçının uzunluğunun kulağı; bıyığının ise üst dudağı geçemeyeceği gibi evlere şenlik aleme rezillik türünden maddeler vardır bu kanunlarda. Amirinden izin almaksızın hafta sonu ikamet ettiği ilin sınırları dışına dahi çıkamaz, serbest piyasa ekonomisinin hüküm sürdüğü bir devirde öğretmenin eşi bir işte çalışırsa ve bir geliri olursa öğretmen bunu bilmem kaç gün içinde yetkililere bildirmek zorundadır. Yolda yürürken dahi – kendisi beceremez diye mi düşünülüyor acaba- öğretmen vakarına uygun yürümesi gerektiği yine yazılı hukukla öğretmene lutfedilmektedir. Öğrencilerini asker gibi sıraya dizen, rahat hazır ol, sağa dön, sola dön, uygun adım marş komutlarını  bir komutan edasıyla veren; resmi geçitlerde  uygun adım yürüyen, mülkü erkanın tam hizasına gelince kafasını o yöne çevirip kollarını da omzuna kadar sallayan öğretmen malum zihniyetin en çok sevdiği öğretmen tipidir.

Eğitim sistemi belirlenirken kendisine danışılan –ya da hiç danışılmayan- en son kişidir öğretmen. Eğitim müfredatı ülkenin gerçeklerinden ne kadar uzak hazırlanırsa hazırlansın ortada başarı yoksa tek suçlusu(!) ilan edilen kişidir öğretmen. Karacadağ'ın eteklerinde oturan çocuklara müfredat gereği Apartman hayatını, kaloriferli daireleri, marketi, AVM’leri anlatmak zorunda kalan kişidir öğretmen. Üç ay tatil yapan(!) (3ay tatil yapan öğrencidir öğretmen değil) kendisine şahsiyet kazandırılmaya çalışılan(!); kendisi ülkenin bir köşesindeki dağ köyünde keyif çatarken(!) eşi ise bir diğer köşesinde çalışan ve ayrılık üzerine türküler yakan kişidir öğretmen.

Çalıştığı okulunun tek kuruş ödeneği olmadığı halde yıllardır  ihtiyaçlarını nasıl giderdiği akademik araştırma konusu olması gereken kişi…İnsan ilişkilerinde kemali yakalayamamış  amirlerin egolarını üzerinde tatmin ettiği, en güzel fırçalanan, dairedeki memurun dahi kendisine amirlik yaptığı zavallı(!) kişidir öğretmen.

24 Kasım’da klişeleşmiş sözleri duymaktan bıktı usandı öğretmenler. Bir öğretmenin onuruyla mesleğini icra edebileceği şartların nasıl oluşturulabileceği üzerinden biraz konuşun. Eğitim sistemimizin insanı merkeze alması gerekirken, bir sürü modern hurafe ile neden doldurulduğunu anlatın. Öğretmenlerin hayatını neden resmi prosedürlerle, kanunla, tüzükle diken tarlasına çevrildiğinden bahsedin biraz. İkili eğitimin, taşımalı eğitimin öğretmenin işini ne kadar zora soktuğundan dem vurun.  öğretmen açığı olduğu halde atama bekleyen binlerce öğretmen de ortada dururken ücretli öğretmen uygulamasının neden hala devam ettiğinden söz edin biraz. Bu liste böylece uzayıp gider.

Öğretmenlik bir meslekten çok daha öte bir değerdir. Darbecilerin ilan ettiği bir güne sığmayacak kadar, insanlığın ortak vijdanını ve güzelliklerini kendinde taşıyan yüce bir değer. Bu değerin önemini en iyi bilen yine öğretmenin kendisidir. Öğretmeni dökmeye çalıştığınız kalıp böyle durmaya devam edemez. Çatlar, kırılır. Korkmayın içinden kin çıkmaz, isyan , nefret çıkmaz. Korkmayın çoğu kez kayadan çiçekler de çıkar, sular da fışkırır.



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık