Siverek Haber

Siverek Haber

AĞITSIZ KADINLAR


5 Haziran 2007 Salı 00:00
AĞITSIZ KADINLAR                                                  Zübeyir YETİK     Başkalarının, özellikle edebiyat eleştirmenlerinin pek çok şey söylemelerine karşın, benim için “roman”, “sahici roman” ve özellikle de iyi roman ilk sayfasının okunuşundan itibaren bitirilinceye dek elden bırakılamayan kitap demektir.
     Daha önce “Taşın ve Aşkın Ezgisi” başlıklı romanını büyük bir zevkle okuduğum Rıfat Mertoğlu’nun ikinci romanı olan “Ağıtsız Kadınlar”ını da, birincisi gibi, bitirinceye dek elimden bırakamadım.
     Anlatım, gayet akıcı.. Özellikle doğa betimlemelerinde düz yazıyla kurgulanmış bir şiir okuyorsunuz, sanki.. Örgü, gerçekten başarılı.. Olay parçalarına büyük bir merak içinde başlıyor, heyecan içindeyken bir başka bölüme geçiyorsunuz ve ardından bütün bunlar, romanı roman yapan geniş perspektif içindeki olaylar birbirlerine ustaca bağlanıyor; her şey yerli yerine oturuyor ve siz kesintisiz bir akış içinde romanla birlikte olaylara katılıyor, gelişmelerin içinde yaşıyorsunuz.
     “Ağıtsız kadınlar”ın vurgulanması, üzerinde durulması gereken bir başka yanı da, Güneydoğudaki “intiharlar” olaylarını konu edinmesi.. Kadın intiharları..
     Konu, üstünkörü bir bilgilenmeyle olaylara yorumlar getirilip, ahkâm kesme gibi bir sığlığa düşülmeden işleniyor romanda. Belli ki, romancı, olayı derinliğine bir irdeleme yapabilecek bir birikimle yaklaşıyor konuya. Bunda, yazarın Güneydoğu’da yaşamış bulunmasının payı büyük..
     Özellikle mekân betimlemelerini okuduğunuzda Mertoğlu’nun olayların sahnelendiği yerleri gerçekten görüp gezdiğini, bu görüp gezdiği yerleri de iyice gözlemleyip, neredeyse okuyucuyu da mekânla bütünleştirecek bir anlatımla kaleme aldığını izliyorsunuz.
     Roman kişileri, bu kişilerin olaylar içinde konumlandırılması ve olaylar karşısındaki tutumları ise, neredeyse “roman”ı da aşan bir “röportaj”, bir “belgesel” gerçeklendiğinde.. Şu var ki, buna karşın roman dilinde, romandan beklenen akıcılıkta herhangi bir tavsama, aksama yok; roman, sizi roman olarak sürükleme başarısını sürdürüyor.
     Belki, tek takıldığım nokta, Yılmaz ile Zahra’nın sevişmelerinin anlatıldığı bölüm. Burada da oldukça edepli ve özellikle gerçekten de düzeyli bir edebi anlatım yoluna gidilmiş olmasına karşın, ben, “mahremiyet”lerin romanda da, film de olsa ortaya dökülmesini, gözler önüne serilmesini yanlış bulan, mahremiyetin korumasından yana görüş sahibi biri olarak, o bölümü pek gerekli görmediğimi, hatta doğru bulmadığımı belirtmek istiyorum.
     Evet; bu gibi sahnelerin artık filmler ve romanlar için neredeyse “olmazsa olmaz” gibi düşünüldüğü, moda diyebileceğimiz bir furyanın sürüp gittiği, özellikle bu gibi sahnelerin ardı ardına eklenerek “yazılan” romanların çok satan kitaplar arasında ön sıralara oturduğu bir ortamda, belki, Mertoğlu da “işin raconu budur” diye düşünmüş olabilir..
     Oysa, bu romanın da, bu romanın yazarının da böyle bir “moda”ya kapılmağa, böyle bir “racon”a uymağa ihtiyaçları yoktur.. Çünkü, “Taşın ve Aşkın Ezgisi” romanıyla, adeta, “meydanı açın, ben geliyorum” diyen Romancı Rıfat Mertoğlu, “Ağıtsız Kadınlar” ile “roman dünyası”na geldiğini, girdiğini ispat etmiştir. Ve, bu gerçek, -er geç- herkes tarafından onanacaktır.
     Mertoğlu’ndan, “Romancı Rıfat Mertoğlu”ndan yeni ürünler bekliyor; bu alanda başarılarının sürmesini diliyorum.. 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık