Siverek Haber

Siverek Haber

AĞITSIZ KADINLAR


18 Eylül 2008 Perşembe 00:00
AĞITSIZ KADINLAR (Roman)                                                                         Kemal SİYAHHAN
“Çünkü bu yörede oldukça fazla manastır ve kilise bulunuyor. Dicle’nin güneyi boyunca bu gözden ırak uçsuz bucaksız toprakların her yanı kadim tarihi anıtlarla bezelidir. Anlayacağın burası gizemli bir coğrafyadır… Buralar, keşişlerin eski Hıristiyan geleneklerinin tohumlarını attığı ve İsa Mesih’in ana dilini konuşan adamların bulunduğu coğrafyadır. Burası bir dinler ve diller mozaiğidir Yılmaz, Burada her dinden ve her dilden insanlar yüzyıllardır kardeşçe bir arada yaşarlar.” 
-Dicle ve çevresi, insan ilişkilerini farklı şekillendirdiği, zaman zaman merhamet duygularını en doruğa çıkardığı bazen de acımasızlığın kendini vahşice ortaya koyduğu anları yaşar ve gerçekten büyük bir mozaiktir.
-Bu bölgede her bir medeniyetin kalıntılarını net bir şekilde görülebilir insan, yoğurdu, sütü, kekliği, kengeri, yünü daha sayamayacağım tabiatın bahşettiği birçok mahsulü de bu bölgede görmek mümkündür.
-İnsanoğlu yaşamı boyunca hep birbirini anlamaya çalışmıştır, kadın erkeği, erkek kadını, bir de toplum kendi içinde birbirini; ama anlama konusundaki samimiyetsizlik çoğu kez bir tarafın mağduriyeti ile son bulmuştur.
-Kadın konusu gerek edebiyatta olsun gerekse araştırma kitaplarında olsun çokça işlendiği halde, insanoğlu var olduğu sürece bu konuyla ilgili yazmaya devam edecektir şüphesiz. Müslümanlıkta kadın, anne ve eş olarak kutsanırken şöyle denmiştir. “Cennet annelerin ayaklarının altındadır, eş kocasına emanettir onun mutlaka hoşnut edilmesi lazımdır.”  Kadının üstünün başının temiz esvaplarla giydirilmiş olması evde kilitli kalması onun hoşnut edilmesi anlamını taşımaz, yarının anneleri olacak olan kızların mutlaka okutulması ve kendi ayakları üzerinde durması sağlanmalıdır. Üstelik evlendikten sonra sağlıklı nesiller yetiştirmesi adına da annelerin mutlaka bilgi donanımlı olması şarttır. Çağa ayak uydurmak özlenen modern toplum olmak için mutlaka hayatın içinde kadın olmalıdır. Kadını sadece cinsel bir meta olarak görmek onun hayatını gasp etmek anlamını taşır. Avrupa’ya gittiğiniz zaman lokantada garson, takside şoför, pazarda kasap olarak görebilirsiniz kadını orada insan mefhumu oturmuştur ve hiçbir insan diğer insanla ilgili hayati bir hüküm vermez.                                                                                                                                                                              -Gelişmenin, çağa ayak uydurmanın, hoşgörülü toplum olmanın, dürüstlüğün, sanata olumlu bakmanın temel koşulu kadını cinsel meta olarak görmemekten geçer.
-Türkiye’de yapılmış olan en büyük hata, cumhuriyet kurulduktan sonra yarınların nesillerini yetiştirecek olan kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılmış olmaları, geçmişte yarınların anneleri olacak olan kız çocuklarının eğitim ve öğrenim hakları maalesef gasp edilmiştir. Bu yalnızca doğu ve güneydoğu’da değil İçanadolu ve Karadeniz’de de böyledir.
-Ağıtsız Kadınlar adlı romanı elime ilk aldığım zaman tereddüt etmiş olsam da nasıl bir çırpıda okuduğumu kendi kendime sorguladım. Çünkü ödüllü birçok yazarın bazen gereksiz betimlemeleri yüzünden romanlarını bitirmek kabus olabiliyor. Şimdi yeniden gelelim RIFAT MERTOĞLU’nun Ağıtsız kadınlar adlı romana “İlya yayınları” tarafından basılmış olan bu roman 232 sayfadır ve beğendiğim özellikleri şunlardır.
1.Yazar bölgesini tanımış olmanın avantajlarını o kadar iyi kullanmış ki romanın kahramanı olan Yılmaz’la sanki olayları an be an yaşayabiliyor okuyucu.
2.Bölgenin dinlerini geleneklerini, yetişen nebatını, ruhsal durumunu, geçmişten gelen kırıntılarını, yollarını, dağlarını daha aklıma gelmeyen her türlü yapısal durumunu resmen belgesel tadında verebilmiş.
3.Bu bölgede kadının erkek için ne ifade ettiğini, namus kavramının, yaşama anlam katan en önemli değer olduğunu farklı bir pencereden sunmuş.
4.Dil inanılmaz sade, gramer çok ustaca, oku diyen haliyle roman bir çırpıda okunabiliyor.
5.Bölgenin dinleri konusunda da son derece aydınlatan yanları olmakla birlikte bunların etkilerini de farklı boyutlarıyla işleyebilmiş..
6.Ya kadının dramını, çaresizliğini, yalnızlığını, güçsüzlüğünü, intihara götüren sebeplerini çok net görebiliyor insan bu romanda.
7.Nazarımda klasiklere girebilecek lezzette sosyal konulu bir roman ve mutlaka herkes tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum. Yazarını tebrik ediyor ve romanının son paragrafındaki kadının sevincini çığlığını anlatan şu sözlerle yazımı bitiriyorum.
    “Vadiden ılık bir rüzgar esiyordu.”
    “Zılgıt sesleri rüzgarla birlikte bir kez daha yankılandı köyün üstünde. Tilli li ili lili!”
                                                                      

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık