Siverek Haber

Siverek Haber

Kadir BÜYÜKKAYA

AMCAM MUSTAFA-1


Kadir BÜYÜKKAYA
9 Kasım 2012 Cuma 19:15

Siverek’e bağlıaşağı Karahan köyünde yaşayan Mustafa amca’mın uzun yaşamı ile ilgili geçenlerde Televiziyon ve gazetelerde üst üste birkaç haber yayınlandı.Yüzbirinci yaş gününü baklava yiyerek kutlayan Mustafa amcamın uzun ömrüyle ilgili çıkan bu haberler insanlarımız tarafından ilgiyle izlendi.Bu magazin haber sayesinde Siverekliler,Karahan köyünde asırlık bir dedenin varlığından haberdar oldular.Çok iyide oldu.

Yörenin en yaşlı insanı olma ünvanını elinde bulunduran amcam Mustafa ile ilgili söylenecek çok şey vardır .Onun renkli ve farklı kişiliğini insanlarla paylaşmanın sayısız yararlarıvardır.Onun uzun yaşamı ve renkli kişiliğiyle ilgili çok önceden kalame aldığım ve günün birinde yayınlamayı düşündüğüm bir yazıyı uzun bir zamandan beri özel bir dosyada özenle saklıyordum.Geçenlerde onunla ile ilgili basında haberler çıkınca, yazdığım ve dosyamda tutuğum bu yazıyıdaha fazla bekletmeden hemen yayınlamayıgerekli buldum.

İçinde ,insanlarımızın yararlanabilecekleri bir sürü tarihi malzemenin yer aldığı bu elimde ki yazıyı yayınlamakla,hayatımda özel bir yeri olan Mustafa amcama karşı olan vefa borcumu kısmen ödeyeceğime inaniyorum.Dehası,bunu yaparak amcama bir nevi 101.yaş günü hediyesi armağan etmiş olacağım.Bölümler halinde yayınlayacağım bu uzun yazının okuyucu tarafından beğeniyle okunacağını umuyorum..

İşte siz ve işte amcam MUSTAFA......

Kadir Büyükkaya.....

BİRİNCİ BÖLÜM:

Sosyal yaşam kültürünü Fırat havzasından, fikir ve sanat gıdasını Siverek coğrafyasından alan değerlı yazarlarımızdan, akrabam Kemal Siyahhan’ın“Abdulhamit’in Paris Serüvenleri” ismi altında yayınlanan değerli bir çizgi roman çalışması vardır. İki yıl kadar önce kendisi ile İstanbul’da görüştüğümde bana el altında hazır bulundurduğu birkaç romanını ve sözünü ettiğim bu çizgi roman çalışmasını imzalayıp yol heybeme bırakmıştı.

Yaşadığım Hollanda’ya geri dönmek için uçağa bindiğim de merakımı yenememiş ve daha uçakta iken sevgili Kemal’in benim için imzaladigi birkaç kitabını büyük bir beğeniyle incelemiştim. Abdulhamit’in Paris Serüvenleri’ni incelerken aklıma babam kadar sevdiğim nur yüzlü, ak sakallı amcam Mustafa geliyor. Amcam Mustafa’nın birkaç yıl önce Hollanda’ya yaptığı ve son derece renkli geçen hareketli ziyaretinden kareler birer birer gözlerimin önüne gelip gidiyor. Renkli yaşamı ve farklı kişiliğiyle mümtesna olan Amcam ile ilgili bir yazı hazırlamayı o an kafama koyuyorum. Kendi kendime;

-Yahu, sevgili Kemal kalkıp Abdulhamit’tin Paris Serüvenleri’ni yazar da, ben neden Mustafa amcamın yaşam macarasını ve Hollanda serüvenlerini yazmayayım!”diyorum.

Bana göre Amcamın uzun yıllara yayılan renkli yaşamı en az Abdülhamit’in serüvenleri kadar ilgi çekicı olacaktı. Öyle ise Amcamı yazmaktan üşenmemeliydım.

Dediğim gibi Amcamın geçmişten günümüze uzanan çok renkli ve çok ilginç bir yaşam hikayesi vardır. Herkesin kendisine göre dersler çıkarabileceği ve çokça şeyler öğrenebileceği bu hayat hikayesi aslında biraz da bizim coğrafyada yaşayan herkesin ortak hikayesi sayılır. İnsanların ilgisini çekeceğini umduğum bu hikayeyi aslında daha lise yıllarında bir kompozısiyon konusu olarak yazmak istemiştim. Ne var ki o dönemin koşullarında bunu başaramamıştım. Biraz tarih, biraz hayat bilgisi ve biraz da kültür kokan bu hikayeyi yazmak için demek ki“Abdulhamit’in Paris Serüvenleri” günün birinde beni tetiklemeliydi.

O’nun bir asıra yaklaşan uzun ve dolu dolu geçen renkli yaşamından edindiği birbirinden değerli anılarını,tarihin derinliklerinden süzülüp gelen kiymetli bilgilerini ve O’nun kendine özgü mükkemel kişiliğini insanlarla paylaşmanın hayırlı bir iş olacağınıdüşünüyorum.

Kendimi açlığa, susuzluğa ve hiçbir masrafa mahkum etmeden böyle bir hayra konmak için aslında daha önceleri de birkaç defa kalemi elime alıp birşeyler karalamak istedım ise de, her seferinde birşeyler gündemi meşgul ettiğinden bu hayırlı işe bir türlü başlayamadım.

Yüz yaşına merdiven dayamış Mustafa amcamın bir ayağı bu dünyada diğeri öteki dünyada idi. İnsanlarımızın deyimiyle bir ayağı artık çukurda sayılırdı. Bugün-yarın, sessiz sedasız her an çekip gidebilirdi. Öyle ise elimi çabuk tutmalıydım. O‘nun vefat haberini almadan kaleme almayıdüşündüğüm bu yazıya başlamalı ve bir an evel bitirmeliydim.Yazmayı düşündüğüm bu yazının başta yakın akrabalarımız olmak üzere birçok insanı, ama özelikle amcamı fazlasıyla sevindireceğini çok iyi biliyordum. Mustafa amcamın yazı ve anıya karşı inanılmayacak derecede yakın ilgisi vardır.Tarihe ve sözlü anlatıma karşı olan derin merakı insanı hayretlere düşürecek kadar derindir. Nesli tükenmeye yüz tutan amcam gibi renkli bir insanın bu renkli kişiliğini onunla birlikte mezara gömenin doğru olmadığına inanıyorum. Öyle ise, onunla yüz yüze yaptığım uzun sohbetlerden ve bizat onun ağzından derlediğim bilgileri, başka kaynaklardan topladığım bilgilerle birleştirerek ortaya derli toplu bir yazı çıkarabilirdim. Yararlıolacağına inandığım bu yazıyı o’nu tanıyan ve tanımayan bütün herkesle paylaşmayı artık geciktirmemeliydim. Hafızama kaydettiklerimi kağıda dökerken O’nunla ilgili söylenecek şeylerin eksik kalacağını, bu konuda yetersiz kalacağımı peşinen kabul ediyorum.

Mustafa Amcamı bütün yönleriyle yazmak için uzun erimli ciddi ve titiz bir araştırmaya gerek vardır ki buna; ne gücüm, ne de imkanlarım el verir. Bu iş biraz da usta romancıların işidir. Usta bir yazar ve deneyimli bir araştırmacı olmadığıma göre, ben amcamın yaşamı ve kişiliğiyle ilgili okuyucuya ancak kısa notlar iletmeye çalışacağım. O’nunla ilgili yazacağım şeylerin anlaşılması için O’nun halen yaşadığı ve tümüyle bütünleştiği Karahan Köyü’nün geçmiş tarihini ve yöreye ilişkin bazı temel bilgileri siz değerli okuyucularla paylaşmanın yaralıolacağına inanıyorum.

Mustafa amcamın doğup büyüdüğü ve 96 yaşına geldiği Karahan Köyü;Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde benzerlerine çokça rastladığımız sayısız köylerden birisidir. Asırlara uzanan eski bir geçmışe ev sahipliği yaptığıhalde bu köyün nufusu her dönemde hemen hemen hep aynı kalmıştır. Gelişme göstermeyen bu köy Siverek’in kuzeyinde yer alır. Şehirden kuzeye doğru, Çermik istikametine gidildiğinde yolun 16. kilometresinde Hanhıraba Köyü vardır.İsmini: Sultan IV.Murat döneminden kalma, siyah taşlardan yapılmış eski bir han isminden alan, bu köyde birbirine kan bağı ile çok yakın olan akrabalarımız yaşıyor. Bu köyün az ilerisinden geçen çayın üzerinde kurulu olan köprüden geçer geçmez sağa doğru bir köy yolu ayrılır. Eskiden, yaz aylarında toz-topraktan kış mevsiminde yağmur-çamurdan geçilmeyen bu patika insanlara zor anlar yaşatırdı. Daha sonra iyileştırilen bu yoldan ilerliyerek iki km. sonra Karahan köyüne varılır. Aşağıkarahan köyü olarak bilinen bu köyün tarihine ilişkin kesin bilgiler olmamakla birlikte gene de büyüklerimizden bizlere ulaşan bir takım bilgiler mevcutur. Bu konuda pek çok söylence vardır. Köyün içinde bulunan ve iki büklüm olmuş yaşlıbir dut ağacının kalın gövdesine bakılırsa, köyün ez azından üçyüz-üçyüzelli yıl öncesinden yerleşime açılmış olabileceğini söyleyebiliriz. Köyün: Büyük dedemiz “Kal Mıst” tarafından kurulduğuna dair rivayetler herkes tarafından paylaşılmakta ise de, köyün içinde ve çevresinde bulunan bazı eski kalıntılara bakıldığında büyük dedemiz Kal Mıst’tan önce de insanlara ev sahipliği yaptığıgörülmektedir.

Batıdan doğuya doğru bir şemsiye gibi açılan, küçük ve büyük taşlardan oluşan kayalıklar köyü korumak için adeta himayesine almıştır. Önünü güneye, sırtını kayalıklara dayayan Karahan Köyü’nde oturanların hemen hemen tümü yakın akrabadır. Beş nesil sonra aynı kökte buluşan köydeki akrabalar yıllar yılıbirbirlerine kız alıp verdiğinden geçmişe dayanan bu akrabalıkları daha da pekişmiş,aralarında ufak tefek didişmeler olsa da köyde oturanların bu yakın akrabalıkları günümüze kadar devam etmiştir.

Köyde oturanların tek geçim kaynağı esas itibariyle hayvancılıktır. Arazi taşlık olduğundan büyük ölçekli tarım yapmaya elverişli değildir. Ama buna rağmen köylüler kişisel ihtiyaçlarını karşılamak için eskiden beri küçük çaplı da olsa, tarım ile uğraşmış olmalarına rağmen, esas meşakatli meşguliyetleri olan hayvancılık uğraşlarına günümüzde de devam ediyorlar. Otuzbeş-kırk yıl önce köyün tam karşısında bulunan yamaçta görkemli üzüm bağları vardı. Bu verimli bağlarda parmak uzunluğunda birbirinden lezzetli birçok üzüm çeşidi yetişirdi.

Yaz aylarında köye serinlik veren o yemyeşil bağlarda yetişen incir, üzüm ve daha birçok meyvenin sonbahara doğru tadına doyum olmazdı. 1970’lı yılların sonlarına kadar varlığını sürdüren bu birbirinden güzel bu bağların yerinde ne yazık ki şimdi yeller esiyor. Yeni neslin tembelliği ve ilgisizliğinden bakımsızlıkla yüzyüze gelen bu bağlar çok geçmeden yabani otların istilasına uğramış ve zamanla kuruyarak sıradan bir yaban araziye dönüşmüştür. Kaderine terkedilen bu bağların şurasında burasında doğanın acımasızlığına ve insanların ilgisizliğine karşı inatça direnen birkaç meşe ağacı da olmasa, Karahan’ın bir köy olarak hiçbir özeliği kalmayacaktı. Dünyanın dört bir tarafına dağılan Karahanlılar, taziye, düğün ve diğer özel nedenlerden dolayı birkaç yılda bir köye uğradıklarında köyün karşısında bulunan bu kel yamaçları seyrederek zamanında ecdatlarının yaşadığı bu topraklarda atalarının ayak izlerini ararlar. Bu durum mürekep yalamış Karahanlıların köye olan derin ilgilerini tazeler ve birkaç saatliğine de olsa, onları ecdatlarının ruhuyla buluşturur.

Köyün Kuzey doğusunda, Küra-Baza taraflarından doğan, Beyserek, Bireveran ve katırkuyu taraflarından gelen birkaç derenın birleşmesiyle meydana gelen Karahan çayı kış aylarında oldukça heybetli akar. Kuzeyden inen ve Karahan’a vardıktan hemen sonra batıya doğru yön degiştiren ve Hanhıraba köyünü geçtikten sonra güneye doğru olan akışına devam eden bu çay, Bohçik, Küfri, Alankoz ve Cımo Kalesi’ni kapsayan geniş bir alandan geçerek elli-altmıs km. sonra Xelokendi bölgesinde Fırata dökülür. Bölgenin hatırı sayılır çaylarından biri olan bu büyük çay, izlediği güzergah boyunca irili ufaklı bir sürü dere ve derecik tarafından beslenerek büyür.

Sonbahar ve kış aylarında yağanşiddetli kar ve yağmur sularıyla alabildiğine kabaran bu çay yaz aylarında tamamıyla kurur. Tarihi süreç içinde, çetin ve engebeli bir arazi üzerinde bulunan dağ ve kayalıkların silsilesini yararak kendisine zorla yol açan ve zamanla yatağını genişleten bu çayın belirli noktalarında kendiliğinden meydana gelen bir sürü göl ve gölcük vardır.

Karahan’ın doğusunda Çat Gölü vardır. Köyün tam karşısında Ada Gölü vardır. Biraz daha ilerde Künd Gölü, daha ilerde Uzun Göl bulunuyor. Biraz daha ilerde Kanlı Göl vardır. Hanhıraba köyüne yakın bir yerde ise Han Gölü vardır. Karahan Çayı’nın ilerleyişi bu göl ve göletlerle birlikte belli aralıklarla Fırat nehrine kadar sürüp gider.

Yeraltı sularıyla beslenmediği için bahardan sonra yağmurlar kesilince çayın Fırat’a doğru olan akışıkendiliğinden son bulur. Derinliği fazla olmayan bu göllerde sular en fazla yazın birinci veya ikinci ayına kadar dayanır ve sonra da tamamen kurur. Derinliği birkaç metreyi bulan biraz daha derin olan gölerde ise yazın sonuna kadar azda olsa bir miktar su kalır. Hayvan sahiplerinin tek umudu olan bu göller hergün binlerce hayvanın su ihtiyacınıkarşılar. Yaz sıcağından bulanan küçük çocukların ve büyük baş hayvanların serinlemek için kendilerini bırakıverdiği bu göllerde, uzunluğu bir-iki metreyi geçen ve hiç kimseye zararı dokunmayan zehirsiz su yılanları,şurda burda güneşlenen gamsız-tasasız su kaplumbağaları, iri ve çirkin kurbagalar, boyları otuz-kırk cm’yi bulan balıklar bulunur. Kış aylarında Fırat’tan ayrılarak su akarının tersine doğru uzun bir yürüyüşe çıkan bu balıklar yumurtlamak için bu göletlere kadar gelir ve bu göletlerde konaklar ve bu sakin korunaklı sularda birkaç ay içerisinde ürüyerek alabildiğine çoğalırlar. Karahan ve çevre köylerde oturan insanların balık yeme alışkanlığıve kültürü olmadığı için Fırat’tan gelen bu göçmen balıklar çoğalarak yaşam döngülerini sürdürürler.

Yazın sonuna doğru göl suları iyiden iyiye çekilince fukara balıklar toplu halde suyun yüzeyine çıkar ve birkaç gün süren bir can pazarından sonra ölümle yüzyüze gelirler. Göletlerdeki sular tükendikçe yüzlerce balık kıyıya vurur ve güneşin kavurucu sıcaklığı altında çırpına çırpına telef olurlar.

Karahanlılar; bu bölgeye nerden, niçin ve nasıl gelmişler? Bu konuda atadan-ecdaddan kalma, nesilden nesile aktarılan ve günümüze kadar ulaşan bazıbilgiler olsa da anlatılanlar arasında bir bütünlük olduğunu söyleyemeyiz. Eldeki bilgilere ve yaşlıların anlatıklarına bakılırsa, Osmanlılar ile sefaviler arasında yaşanan uzun ve yıpratıcı savaşlar sırasında, yaşanan karışıklıklar yüzünden yurtlarından sürgün edilmişler. Savaşlarda sık sık yaşanan bu tür trajik hadiselerden dolayı Karahanlıların dörtyüzelli yıl kadar önce Dersim çevresinden göç ettikleri ve gelip Siverek’in kuzeyine yerleştiklerine dair rivayetler yaygındır. Yaygın olan bu söylentiye göre Demen, Suvar ve Zorbo isimli üç kardeş yaşanan savaşın yıkıcı etkilerinden kendilerini kurtarmak için birçok aşiret gibi çoluk çocuğunu yanlarına alarak yollara koyulmuşlar. Dersim’den yola çıkan Suvar,Demen Zorbo kardeşler, yollarda karşılaştıklarızorluklarla boğuşa boğuşa sonunda kendilerini Diyarbakır’ın bu tarafına atmayı başarmışlar..

Kardeşlerden Zorbo, bilinmeyen bir nedenden dolayı yolda kardeşleri Demen ve Suvar ile anlaşmazlığa düşmüş.Onlardan ayrılarak Diyarbakır’a yakın olan Dalkıran mıntıkasını kendisine yurt edinmiştir. Yaklaşık dört asır önce kendilerine burayı yurt edinen ve Zorbo’nun soyundan geldiklerine inanılanlar halen Diyarbakır’a bağlı Dalkıran Köyü’nde yaşamaktadırlar. Yörede Karahanlı olarak bilinen bu ailenin Siverek’te yaşayan Karahanlılarla olan akrabalık ilişkileri günümüzde de davam etmektedir.

Diyarbakır’da Dalkıran Köyü’ne yakın olan ve Karahan ismiyle bilinen bir başka köy daha vardır. Bu köyde yaşayanların da Dalkıran’da oturanlarla akraba oldukları söylenmektedir.

Kardeşleri Zorbo ile anlaşmazlığa düşen Suvar ve Demen kardeşler zorunlu yolculuklarına devam ederek Siverek’in kuzeyinde Karahanlıların şu an yerleşik oldukları bölgeye ulaşmışlar.. Dönemin o zor koşullarında batıya doğru yaptıkları bu çetin göç yolculuğunu daha fazla göze alamayan Suvar ve Demen kardeşler sonunda dinlenmek için birkaç günlüğüne konakladıkları bu yerleri kendilerine yurt edinmeye karar vermişler. Bu iki kardeşin dört yüzyıl kadar önce konakladığı bu bölge günümüzde halen Mıho Suvar bölgesi olarak anılıyor. Mıho Suvar bölgesine yerleşen iki kardeş bir süre birlikte yaşar. Daha sonra bir anlaşmazlık sonucu kardeşlerden Demen, Mıho suvar bölgesinden ayrılarak yirmi kilometre ötede bir başka bölgeye taşınır. Daha sonraları Gürüz ismini alacak bu köyde şu an Karanlıların bir kolu olan Kewanlar yaşamaktadır. Gürüz’de yaşayan Karahanlılarla diğer karahanlılar, aralarındaki akrabalığın devam etmesi için son dönemlere kadar birbirine kız alıp verirlerdi. Gürüz’de oturan bazı ailelerin Bingöl ve Dersim yöresinde yaşayan akrabalarıyla olan ilişkileri halen devam etmektedir.

Dersim, Erzincan, Sivas ve Karakoçan çevresinde yaşayan Demenan aşiretini ve kimi yerlerde kendilerine halen Karahanlı diyen geniş bir çevrenin varlığını gözönünde bulundurduğumuzda Karahanlıların tarihi ile ilgili Dedelerimizin, ecdatlarimizin birbirlerine aktardıkları bilgilerin temelsiz olmadığını görürüz.

Mıho Suvar bölgesine yerleşen ve kardeşi Demen ile olan anlaşmazlıktan sonra Suvar’ın bu bölgede ne kadar kaldığını tahmin etmek kolay değil. Fakat mantık yürütülmesi durumunda Suvar’ın bu alanda fazla kalmadığı yönünde bir kanıya ulaşmak mümkündür. Çünkü Mıho Suvar bölgesinin bir nevi yayla özeliği vardır. Dört tarafı açık olan bu yüksek rakımlı yerde kışın dondurucu soğuklarına karşı koymak ve barınmak son derece zordur. Her taraftan rüzgar alan ve kış aylarında kopan şiddetli fırtınaların hedefıdurumunda olan bu elverişsiz bölgede sürekli kalmak akıl işi sayılamazdı. Bu bölgenın yaz aylarında serin olması oturanlar için bir avantaj olsada, kışaylarında soğuk ve ayaza karşı durmaları son derece zor olduğundan Suvar’ın bu bölgede uzun süre yaşamadığına dair emareler güçlüdür..

Bu ve buna benzer nedenlerde dolayı Suvar’ın bir müddet sonra bu bölgeden ayrıldığını ve az daha ilerde Kevcal bölgesine yerleştiğini görüyoruz.

Suvar ve Demen soyundan gelenler çoğaldıkça kendilerine çevrede yeni yeni köyler oluşturmuşlar. Oluşturulan bu köylerden birisi Yukarı Karahan köyü, diğeri ise Aşagı Karahan Köyü’dür. Daha sonraları bu iki köye başka köyler eklenmiş.

Yukarı Karahan Köyü Suvar soyundan gelen Karahanlıların Kevcal’dan sonra yerleşime açtıkları ilk köydür.İsimlerini bir bir sayabileceğimiz ve üç büyük Dedemizin doğup öldükleri Aşağı Karahan Köyü Karahanlıların çoğaldıkça yerleşmeye açtıkları bir başka önemli köydür. Üçüncü dedemiz “Kal Mist” ın Aşağı Karahan Köyü’nü yerleşime açmadan önce Kevcal Köyü’nde oturduğu ve buraya ordan geldiğine dair tarihi bilgiler vardır. Yazılı tarihin olmadığı bizim gibi geri kalmış toplumlarda tarih dilden dile, gönülden gönüle aktarılan doğru yanlış söylencelerden ibaret olduğundan bizimde bu anlatılanları tarih olarak kabullenmekten başka çaremiz kalmıyor. Yanlış ve eksikliklerden arındırmak suretiyle eldeki bilgilere temizlik kazandırmak, insanlığın kazanımı açısından önemlidir.

Büyük dedelerimizden Demen’ın yerleşime açtığı GÜRÜZ köyünden zamanla birçok yeni köy türedi.Bu köylerden başlıcaları şunlardır;

Pahanok, Katırkuyu, Kela Sahdin, Birévera, Küştiyan, Receban ve Sulav....

SUVAR dedemizin soyundan gelenlerin kurdukları köyler ise şunlardır;

Kevcal,YukarıKarahan,Aşağı Karahan,Mirhas,Hanhıraba,Şilan,Birbızın,

Hemamvéran,Dindar,Mısép ve Alancık..

Tarihi en doğru bilgilerle ayakları üzerine dikmenin imkan ve olanaklarından yoksun olduğumuz için, biz de dedelerimiz tarafindan bize aktarılan bölük pörçük bilgileri birbirimize aktarmakla yetineceğiz. Bu konuda yapabileceğimizşeyler sınırlı olduğundan eğrisiyle-doğrusuyla günümüze kadar gelen tarihimizi, günahı ve sevabıile birlikte kabulleneceğiz.. Şimdi gelelim Mustafa Amcama ve onun renkli hayat serüvenine……..

Devam edecek..................

Kadir Büyükkaya \ Hollanda

k.buyukkaya@hotmail.com


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık