Siverek Haber

Siverek Haber

ANADOLU'NUN BEREKETİ


10 Temmuz 2007 Salı 00:00
ANADOLU’NUN BEREKETİ
*Anadolu’nun bu bereketli toprakları, nice büyük kültür hazinelerinin
oluşmasına mekân olmuştur. En sıkıntılı dönemlerini yaşadığı son iki asırda
bile bu bereket devam etmiş, bazen araya fasılalar girse de hiçbir zaman
duraksamamıştır. İşte bu büyük hazinelerden bir tanesi de hiç şüphesiz Üstad
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin telif etmiş olduğu Risale-i Nur
Külliyatı’dır. Bazı bölümler tekrar olsa da altı bin sayfalık bu değerli
hazine, hem halkımızın hem ilim erbabının çokça istifade ettikleri bir
Kur’an tefsiridir. Bu kıymetli eser üzerine çok şeyler söylendi, yazıldı,
uluslararası sempozyumlar ve programlar tertip edilerek eserin muhtevası çok
farklı açılardan ele alındı. Bu yazımızda yapılan tespitleri burada tekrar
etmek yerine, önemli gördüğümüz üç noktaya dikkat çekmek istiyoruz.
1- Risale-i Nur ve Dil: Bediüzzaman’ın akıl ve yüreği hep İslâm ümmeti için
çalışmıştır. O, bir ümmet aşığıdır. Hayallerini süsleyen Medresetü’z Zehra
projesinde bile o, ümmetin birliğine kafa yormuştur. Onun eserlerinde de bu
ızdırabı görürüz. Risalelerde kullandığı kelimeler çoğunlukla Osmanlıca
olmasına rağmen; Kur’an dili Arapça, İslâm edebiyatının dili Farsça ve ana
dili Kürtçe’yi de kullanmıştır. O, böyle zengin bir lügat kullanarak ümmetin
fertlerinin birbirlerinden kopmaması için gayret göstermiştir. Şu an bize bu
eserlerin dili biraz ağır gelse de unutmayalım ki, 1925-1930’larda
köylerdeki okuma-yazması çok iyi olmayan insanlar bile bu eserlerin dilini
anlayabiliyordu. Cumhuriyet dönemi ile başlayan süreçte Türk Dil Kurumu’nun
öncülüğünde geçmişe ait ne varsa kapı dışı ilan edildiğinde, bundan en büyük
zararı ne yazık ki dilimiz gördü. Öyle ki; şu an 60-70 sene önce yazılmış
kitapları bile tam anlamı ile ne okuyabiliyor ne de anlayabiliyoruz. Bu
manada risalelerin yapmış olduğu en büyük hizmet, bizler ile köklerimiz
arasında koparılmak istenen bağların devamiyetini sağlamak olmuştur. Eğer
risaleler olmasaydı, biz şu an geçmişe dair birçok kavram, kelime ve
nitelendirmeyi unutmuş olabilirdik. Ama Allah’a binlerce kez şükürler olsun
ki, her şeye rağmen halen bu topraklarda geçmişini anlamaya çalışan, pek de
azımsanmayacak kadar büyük bir kitle mevcuttur. Bu kitlenin oluşumunda ise
kimsenin inkâr edemeyeceği bir boyutta risalelerin büyük bir emeği vardır.
2- Risale-i Nur ve Cemaat: Risalelerin bu topraklara ikinci önemli katkısı;
Müslümanlara kazandırmış olduğu cemaat ruhudur. Başka hiçbir eserde
bulamayacağınız bir tat ve lezzetle, özellikle gruplar halinde beraber
okumalarda bulacağınız büyük bir zevk ile bireyselleşme yerine, insanları
cemaatleşme ruhuna kav  uşturmuştur. Risalelerin, kendine has üslubu ile
evlerde, dershanelerde, işyerlerinde gruplar halinde okunması ve saatlerce
üzerinde çalışılmasına rağmen asla insana bir bıkkınlık vermemesi,
anlaşılmayan yerlerin ehil birinin izahları ile açıklığa kavuşturulması,
insanları birbirlerine kaynaştırmakta, bireyden cemaate doğru köprüler
oluşturmaktadır.
3- Risale-i Nur ve Kardeşlik: Bu başlığın bir diğer adı Risale-i Nur ve
Ümmet de olabilirdi. Çünkü risalelerin özelde bu toprakların insanına,
genelde ise tüm İslâm coğrafyasına kazandırdığı en önemli bilinçlerden bir
tanesi de; Müslümanların birbirlerinin kardeşi olduğu gerçeğidir. Bu ifade
her ne kadar bilinse de özellikle Osmanlı’nın yıkılışı, hilafetin ilgası ve
İslâm dünyasında gelişen ulusçuluk hastalığı, ümmetin bireylerini
birbirlerine düşman etmiştir. Eğer bu ülkede bir kavmin dili tamamen
yasaklanmış, köylerin, beldelerin isimleri değiştirilmiş ve her türlü baskı,
şiddet ve ırkçılık ile kavimler birbirlerine düşman edilmeye çalışılmış, ama
yine de istenilen başarı sağlanamamış ise bunda risalelerin kardeşlik
mesajlarının çok önemli ve etkili olduğu muhakkaktır. Risaleler, ümmetin
tüm  bireyleri arasında Peygamber’in Medine’sinde oluşturduğu bir muhacir-ensar
kardeşliği oluşturmaya gayret etmiş, bunda da ciddi başarılar sağlamıştır.
Üstad’ın bu meseleye ne kadar önem verdiğini şu sözden anlayabiliriz:
“Azametli bahtsız bir kıtanın, şanlı talihsiz bir devletin, değerli sahipsiz
bir kavmin reçetesi: İTTİHAD-I İSLAMDIR.”
Bu önemlerden dolayı bu yüce miras, istifade edebilmemiz için ellerimiz
altında durmaktadır. Bize düşen; bir ömür fedakârlık ve samimiyetle kaleme
alınan bu hazineden yararlanmak okumak, yazmak ve neşr etmektir. Unutmayalım
ki; geleceği inşa etmek isteyenler, geçmişten gereğince istifade
edebilmelidirler
Selam Ve Sevgi ile…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık